Harflerin Ritimli Söylenişi: Kekeme Çocuklar Korosu

Harflerin Ritimli Söylenişi: Kekeme Çocuklar Korosu

Harflerin Ritimli Söylenişi: Kekeme Çocuklar Korosu

Harflerin Ritimli Söylenişi: Kekeme Çocuklar Korosu

Ahraz kelimelerin, cümleleşme çabasıyla aynı ritimde modern çağa ses vermesinin notasıdır, Kekeme Çocuklar Korosu. Azdan çok eylem, azdan biraz isyan, en az da hüzün kokar sayfalarının arası! Azı çoğaltmaksa okuyanın marifeti! Tarık Tufan'ın notalarını harflerle yazdığı bu koro, kekeme çocukların dilini çözercesine, bir vakitler sessizce mırıldanılan bazı cümleleri, yüksek sesle söyleme çabası olarak da nitelendirilebilir.

Gençliğinin saltanatını doksanlı yıllarda sürenler için yazılmış bir kitap gibi dursada daha çok, bu gün de geçerliliğini koruyan fikirlerin ana temasını, bir radyocu gözüyle görüp, usta bir yazar kıvamında aktarıyor bize. Aşkı ve duayı kalbinde emanet gibi taşıyan insanların, sayfa sevdasını görebiliyoruz cümleler arasında ya da kendi içinde, kendinden kaçan insanların toplandığı bir korunun ayak seslerini duyabiliyoruz. Kendini anlatma derdiyle şarkılar söyleyen bu koroya ses verecek olursak: "Yaşamı Sözcüklerle Boğanlar, Hayat Yoksulları"

Yalnızlık sinmiş satırlar, şiirler ve insanlar... Bazen, en büyük ortak paydamızı paylaşacak birilerini bulduğumuzda engel tanımayız. Bir radyo frekansı, bir kitap sayfası ve yahut bir internet sitesi yeter bizleri bir araya getirmeye. Bu koro, şarkılarını, mikrofonun ucunda bulunan programcıya geceleri mırıldanıyor daha çok... Yalnızlığının içinde tek başınalıktan sıkılan grup, radyo başındayken radyo içinde olmaya heves ediyor ve alıyor eline telefonu, sonrasında yaşanan diyaloglarsa düşündürücü:
" -Merhaba neden gecenin bu saatinde radyo dinliyorsun?
-Bilmem... Galiba kendimi pekiyi hissetmiyorum, yani her şey sarpa sarıyor. Boğulacak gibiyim. Konuşmak istiyorum biriyle. Bu yüzden seni aradım.
- Pekala, anlatsana biraz, neler oldu?
- Aslında çok somut şeyler yok, şey... ben... ben herkesten nefret ediyorum. Kendi yüzüme bakacak halim bile yok."


Bir tarafı eksik kalmış insanlarla dolup taşıyor yayın ve bu yayınlar sırasında gerçekleşen diyaloglar, suskunluklar bu kitabın ana konusu oluyor. Dinleyicilerin cümleleri bu şarkının notalarını yazdırmış gibi duruyor Tarık Tufan'a. Yazarın cümleleri bu yolda bir rehber niteliğinde. Sözcükleri doğuran fikirleriyse gençliğinde verdiği şevkle sayfalara düşüyor. Ve başlıyor bir yaşamak derdi; "Bana geçmişi anlat ama zamandan merhametli ol bana. Ellerini yüzümde gezdir. Sen benim yaşamımın en bilge yüzüsün. Beni yeniden doğur." İnsan bu satırların öncesini okurken, her yaşta annesine ihtiyaç duyabileceğini anlıyor, anlamaktan öte biliyor belki de. Bu cümleler sadece idrak noktasında okuyucuyu bir kez daha sarsıyor. Yaşamı sözcüklerden ibaret sanan hayat yoksulları, anneleri başta olmak üzere hep tutunacak bir dal arıyor!

Modern yaşamın standardında kendini budayanlar!

Çağa ayak uydurmak namına girdiğimiz garip haller, asıl benliğimizden uzaklaştırsa da zaman zaman bizi, içinden çıkamadığımız arayış hali asıl benliğimizi bulmaya ön ayak oluyor yaşamımızda. İnandıkları değerleri, ardında bırakarak modern yaşamın kıskacında kalmış genç insanlar, doksanlı yılların yanı sıra ve fazlası ile günümüzde de hüküm sürmekte. Bu noktada insan düşünmeden edemiyor: "Acaba yazar bu eseri günümüzde kaleme alsa kurduğu cümlelerin ne kadarı farklı olurdu?" Bence hiçbiri. Hatta şu anda okuduğumuz eserden gözümüzde kalan resimlerin daha ağır halli çizimleri, beynimizi ve kalbimizi birlikte yorardı galiba!

Yaşamın her döneminde burun buruna geldiğimiz kapitalist düzen, modern çağın belki de düşülesi en büyük çukuru. Bu çukurda, düşenler düşüpte çıkmak için çırpınanlar namına da sözler edilmiş kitapta. Tarık Tufan, korosunun geniş bir kitleye hitap etmesini sağlamış bu konuda da yazdıklarıyla.

Çağın çıkmaz sokaklarında ki neon ışıkların cazibesine kapılanların, ömrünü santim santim bu ışıkların altında nasıl budadığını, bu durumdan ötürü kendi içsel sahilinde sürekli kıyıya vurarak, ömrünün vurgununu yediğini, kitabın tamamında hissetmek mümkün olmakla birlikte, en çokta radyo programlarından alıntılanan dinleyici diyaloglarında buluyoruz.

***

Kekeme Çocuklar Korosu, Tarık Tufan'ın ilginç üslubu ile can bulan ve doksanlı yılların muhafazakâr kesimlerinin içinde bulunduğu durumları realist yaklaşımlarla içinde barındıran bir eser oluşuyla, hitap ettiği kitleyi günümüzde de halen korumaktadır. Ancak kitabın öyle bir bölümü var ki birçok internet sitesinde karşınıza gelebilecek başörtülü kardeşlerimizle ilgili kurduğu cümlelerin tamamına bir okur olarak katılamıyorum ben. Günümüzde de sıcaklığını koruyan yirmi sekiz şubatın temel taşlarından olan bu yasağın mağdur ettiği kardeşlerimiz o yazı da anlatıldığı kadar ürkek olmadılar bence hiçbir zaman. Elbette ki bu yasağa ilk müdahil olan ablalarımızın kalbinin bir parçası hep kırık kaldı belki ama davalarından dönmeyen inançlarıyla, onlar her zaman başı dik ve onurluydular. Adaletin geçte olsa tecelli etmesi -tam anlamıyla olmasa da- belki de bunun en büyük resmiydi.

Tarık Tufan, gözlem gücüyle ve radyocu hissedişiyle mahallemizin insanlarını kuş bakışı notalarla anlatıyor bu kitapta. Mahallenize doğru bir düşünce yolculuğuna da siz çıkıyorsunuz: acaba anlatılanlardan hangisi daha çok sizi, yanınızdakini veya karşınızdakini söylüyor satır aralarında?

Tarık Tufan
Kekeme Çocuklar Korosu
Birey Yayıncılık
142 sayfa

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 11.01.2013

,

3154

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin