Hasibe Çerko İle Kitaplarının Hikâyesi

Hasibe Çerko İle Kitaplarının Hikâyesi

Hasibe Çerko İle Kitaplarının Hikâyesi

09.12.2015 - Bilal Can
Hasibe Çerko İle Kitaplarının Hikâyesi

İlk kitabın yazılış öyküsünden bahseder misiniz?

Bütün öykü, kendimi tehdit altında hissetmem ve bundan kurtulmak için bir önceki öyküde açığa çıkan şeyleri aşma girişimidir. Açığa çıkan güzelliği kimlerle paylaşacağımı hesaba katmaksızın hep yazmayı düşünmek, yüreğimde bir koru taşıdığımın bilincinde, hayatın bütün sınırlamalarına katlanmak.

İlk eserinizi ne zaman yazdınız, neler hissettiniz?

Basımı Aralık 2010, kastınız yazım süreci ise dört yıl gibi bir zaman diliminde gerçekleşti. Ama elbette okuma ile eşzamanlı bir yazın süreciydi. Kitap yayımlandıktan sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünüyorsunuz.

İlk olarak hoş bir duyguydu. Bazen mutluymuşum gibi, bazen mahcubiyet içindeymişim gibi hissettim. Bazen sevinç duydum. Ama buhran duygusu baskındı. Korkunç biçimde uyarılmıştım ve nedenini bilmeksizin kederleniyordum.

Yazmasaydınız delirir miydiniz? Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Bir an olsun yazılmayacağını düşünmedim.

Deliliği aklımdan bile geçirmedim desem doğruyu mu söylemiş olurum? Emin değilim. Normallikle altından kalkıldığını sanmam. Bu anlamda özel durumlara katlandım elbette.

Başaramasam da hep aramaya, çalışmaya yazgılıydım. Bu kesindi. Büyük bir sorumluluktu.

Yazının kolaylaştığı ve kendiliğinden biçimlere ulaşılan yer -yayılma yeri- herhangi bildiğimiz bir alan değildi; ama sınır değildi orası. Ben, bilinçdışıdır diye düşünüyorum. Sınır da deseniz fark etmez. İç aynanıza yansıyan o çıplak sözcüklerden garip bir haz duyuyorsunuz, olan bu.

Yazmak, benim için sığ ve dar uzlaşımsal dünyadan bir kaçıştı her zaman. Büyülü güçlerle dolu bir rüzgâr, engin, soylu bir yalnızlık, anlamlılık.

Yazının derinliğinde bütün sorumluluklardan, korkulardan kurtulup evrene yayılmak, şu yalan dünyada tek gerçek hürriyettir. Bu da yazarak, içindeki yabanıl varlığı açığa çıkarmak, zihinsel akışın uzamını ele geçirmek demek.

Yazarın, kendinden uzağa atılmayı ve yaralanmayı göze almasıdır yazı. Ussal veya bilimsel doğruluklara ulaştığınız derinliklerden el sallamak, evrenin çok uzak kıyılarına atılma isteğinin dışavurumu veya başka bir şey; fakat unutmamalı, el yordamıyla yolunu bulmak zorunda olan bir uyurgezerin ürünü olamayacak denli uyandırıcı, uyarıcı bir edim. Kendimi gönüllü olarak bıraktığım, görmek için kavrulduğum uyarıcı bir düş.

Herhangi bir bilinçli etkinliğin güdümünden, korkularınızdan kurtulur kurtulmaz trajik bir uyanıklığın boşlarına düşüyorsunuz. Biçimsizliğe, boşluğa, sözcüklerin, biçimlerin, renklerin dibini göremediğiniz.

Sonra yavaş yavaş belirmeye başlıyorlar, uzak yakın malzemelerim olan her nesneden pırıltılar, kokular, çağrılı bir tat beliriyor. Karakteristik tümü. Tamamıyla karakteristik, gerçek biçimiyle, devingen özyapısıyla beliriyor. Derin bir dalgınlık içinde, çevredeki seslere ve biçimlere ıssızlıkta bakan zihin, ışıltılı bir keskinliğe kavuşup yaşamın etkin ve kurucu güçleriyle buluşuyor; nesnelerin çıplak gerçekliği ile. Ve artık yatıştırılamaz bir hâlde kalakalıyorsunuz.

Goethe’nin, “Sanat, ikinci bir doğa; giz dolu da... Ama anlaşılabilirdir. Çünkü anlıkta oluşur” dediği gibi yazı, doğadır. Canlı biçimlerin, devingen güçlerin doğası. Yazmak bu doğanın pencerelerinden bakıp beklemeyi öğrenmek. Yapayalnız, yabanılca bir bekleyiştir bu. Gizi açığa çıkarmak için sabretmek. Gelecek, o beklenilendir ve beklenilen de gelecektir. İşte yazı, beklediğin şeyi göstermektir. Somutlaştırmak, dondurmak. Somutlaştırma edimi bu özsel, karmakarışık doğayı düzenlemenin bir ürünüdür.

Size göre okumak yazmanın neresindedir. Okumadan yazmak mümkün mü?

Okumak, yazının en üst basamağında onu bekleyen aynadır. Yazarın, kendini, yazısını göreceği ışıltılı kapıdır. Okumadan yazılmaz. “Yazmak için en iyi alıştırma hangisidir? Yazma üzerine dersler mi nedir?” sorusuna William Faulkner’in cevabı şu:

Okumak, okumak, okumak. Her şeyi okuyun. Ucuz romanları, klasikleri, iyi ve kötü hepsini okuyun. Nasıl yazıldıklarına bakın. Bir marangoz zanaatını en iyi gözlem yaparak öğrenir. Okuyun. Okuduklarınızı özümseyeceksiniz. Yazın. Eğer iyi değilse yazdıklarınız, bunu göreceksiniz. Eğer değilse pencereden dışarı atın.

Eğer söyleyecek bir şeyiniz varsa kendi tarzınızda söyleyin. Zaten söyleyecekleriniz kendi anlatım üslubunu seçecektir. Hoşunuza giden özellikler sizin kendi tarzınızda kendini gösterir.

Ben bu okumalara doğayı da eklemek istiyorum.

İlginiz için teşekkür ederim.

Bilal Can - 09.12.2015

,

2147

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin