Hastalık Üreten Endüstriyel Tıp

Hastalık Üreten Endüstriyel Tıp

Hastalık Üreten Endüstriyel Tıp

19.02.2020 - Selva Çomak
Hastalık Üreten Endüstriyel Tıp

Ivan Illich 1926’da Viyana doğdu. Tarih ve din bilimi konularında eğitim gördükten sonra beş yıl papaz olarak görev yapan Illich’i “Okulsuz Toplum, “İşsizlik Hakkı, Şenlikli Toplum, Sağlığın Gaspı” isimli kitapları ile de hatırlamaktayız. Ivan Illich kapitalist toplumun ortaya çıkardığı kurumların insan üzerindeki olumsuz etkilerini incelemiş ve tıp, eğitim, politika gibi toplumsal kurumlara radikal eleştiriler getirmiştir. Tüm bu kitapların ortak noktası Illich’in yaşadığı çağın genel geçer kanılardan ziyade aykırı bir zihin olduğudur. Ortaya koyduğu bu eserlerdeki bakış açıları onun eleştirel yaklaşımı okul, sağlık ve toplum gibi büyük olguların tekrar tekrar değerlendirilmesine ve tartışılmasına neden olmuştur.

Sağlığın Gaspı kitabında Illich, sanayi toplumunun hastalık yapıcı/hastalık üreticisi olduğunu ileri sürmüş, tıp kurumunun nasıl denetlenemeyen bir otorite olarak karşımıza çıktığını eleştirel bir dil kullanarak, kavramsallaştırarak, başlık başlık bize anlatmıştır. Özellikle sanayi devriminden sonra hayatımıza giren salgın hastalıklarla sağlık sektörünün gittikçe kurumsallaştığını, modern tıbbın sahneye çıkışını ve her geçen gün yeniliklerle karşımıza çıkışını izlemekteyiz. Hastaneler, doktorlar, ilaçlar hayatlarımızın vazgeçilmez birer parçası haline gelmiş durumdadır. Peki ya bu içinde olduğumuz sistem bizi daha çok hasta ediyorsa? Tam da bu noktada Sağlığın Gaspı isimli eser tıbbın bilinen yararlarının yanı sıra kötü yanlarını da görebilmemiz için çeşitli başlıkları ve kavramları suna sağlık konusunu irdelememizi sağlamıştır.

Yaşamın Tıbbileştirilmesi

Illich, özellikle yaşamın tıbbileştirilmesinden bahsederek, kişisel fonksiyonlarımızın kişiliksiz kurumlara devredildiğini anlatmaktadır. Çağımızda İyileşme artık hastanın görevi olmaktan çıkmıştır ve kurumlara aktarılmıştır. İçinde olduğumuz kapitalist sancı beraberinde bizi birer meta haline dönüştürmüş ve bireyi, ilaç satın alan hasta olarak görmeye başlamıştır. Belki de kapitalizmin en vahşi olan yanı sağlığımızı etkileyen yanıdır.

Modern toplum uyaranlarının çok olmasından dolayı insanlar artık haplara bağımlı hale gelmiştir diyebiliriz. Kendi kendimizi iyileştirme yeteneğimiz, yerini kimyasal ilaçlara bırakmış durumda. Yani hastanın kendi kendini iyileştirme yetisi olan beyaz büyü yerini kara büyüye bırakmıştır. Bunun yanında yaşadığımız Tüketim toplumu haz üzerine kurulduğu için artık insanların acıya tahammülü yoktur. Çantalarımızda taşıdığımız ağrı kesiciler, bulantı hapları bunlara örnek değil mi? Artık biyolojik olarak normal olan ağrılarımızı anormal olarak algılamaya başladığımız, ilaç kullanımına yöneldiğimiz bir çağdayız. Bir hap ile sindirim sistemimizi düzenleyebilir, iştah açıp kapatabiliriz. Doğru yaşam biçimlerine yönelmek yerine ilaç kullanmayı seçiyoruz. Ve tüm bu içinde olduğumuz sistemde bu kimyasal istilaya hizmet ediyor. En önemlisi de tüm kullandığımız bu ilaçların birer yan etkisi olduğunu unutuyoruz. Burada devreye kar için ilaç satan firmalar giriyor. Yan etkilerini bilmeden ya da aldırış etmeden sadece ekonomik kaygı güderek piyasaya ilaç sürmeye devam ediyorlar. Bu da farmosotik istilanın ta kendisi. Bizleri kendi kendini iyileştirmekten yoksun bırakan ve ağrı eşiğimizi düşüren ilaçlara bağımlı bir kısır döngü içine sevk ediyorlar. En önemli ve dikkat çekici belki gündelik hayatta farkına bile varamadığımız şey; ölümlerin ve doğumların dahi yapay hale gelmiş olması. Hasta olan kişi, bir şekilde hayata döndürülme ya da daha iyi olması ümidiyle günlerce belki aylarca hastanelerde yatıyor, bitkisel tedavi görebiliyor. Artık insan hasta yatağında değil hastahane odasında yaşamına son veriyor Hatta nasıl bir hastanede tedavi gördüğünüze bağlı olarak ölüm konforunuz bile değişiyor. Yeni bir bebeğe kavuşacak ebeveynler bebeklerine doğum tarihi seçiyor. Eskiden hiç ihtiyaç dahi duyulmayan bir nesne olan Biberon kullanımı bir statü simgesi haline geliyor. Bir nesnenin sağlık kurumu içinde nasıl anlamlandırılıp konumlandığına şahit oluyoruz. Bizi iyileştirdiğini düşündüğümüz bu sistem bizi daha çok hasta ediyor ve kendisine bağımlı hale getiriyor.

Sağlığın Gaspı

Ivan ILLICH

Ayrıntı Yayınları

4. Baskı

304 sayfa

Selva Çomak - 19.02.2020

,

4377

Selva Çomak Hakkında

Selva Çomak

1997 yılında Düsseldorf'ta doğdu. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü ve Atatürk Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümlerinden mezun oldu. Şu anda Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisi. Okumaya ve gezmeye çok düşkün, okur/yazar seyyah. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin