HAYAL EHLİ RİND: YAHYA KEMAL

HAYAL EHLİ RİND: YAHYA KEMAL

HAYAL EHLİ RİND: YAHYA KEMAL

HAYAL EHLİ RİND: YAHYA KEMAL

Bir masal şehri var tahayyülümde... Belki de biz insanoğluna bahşedilen cüz’i akılla hayal ettiğim ‘minyatür bir cennet’. Mevsimi ilkbahar… Güneşi yakut… Denizi firuze... Seması eleğimsağma... Kuşu zümrüdüanka… Musıkîsi saba… Esintisi rayiha... Çiçekleri gül, leylak, papatya... Ağaçları erguvan, palamut, köknar… Haneleri bahtiyar… Sakinleri şen… Çocukları gülşen…

Kâinatta masal tadı alabileceğiniz yegane şehir İstanbul’dur diyebiliriz. Onunla şerefyâb olanlar bunun farkındadır. Bu güzide kent, iki yakasıyla büyüler insanı. Bir tarafta Üsküdar, Beylerbeyi, Çengelköy, Kandilli, Kanlıca, Beykoz; diğer yanda Karaköy, Beşiktaş, Ortaköy, Emirgân, İstinye, Sarıyer; ortada Adalar... Şehirde adım başı ilham pınarı fışkırır adeta şairler için… Kimi kendini Kız Kulesi’ne gönüllü hapseder, kimi Mihrimah Sultan Camii’nde Mimar Sinan’ı yad eder, kimi Galata Kulesi’nden semaya kanat açar, kimi Suriçi’nde sultanların izini sürer, kimi Yeni Cami’de güvercinlerle sohbet eder, kimi Sarıyer’de martılara misafir olur, kimi Adalar’da inzivaya çekilir, kimi Eyüp’te itikafa girer, kimi de Çamlıca’da şehri seyre dalar…

Hayal Şehri İstanbul Ve Yahya Kemal

Hayal-İstanbul birlikteliğinin en çok yakıştığı şair Yahya Kemal Beyatlı’dır şüphesiz. Yahya Kemal’in toplu şiirlerinin yer aldığı ‘Kendi Gök Kubbemiz’ (İstanbul Fetih Cemiyeti-2012) adlı eserdeki şiirleri benzerlik yönünden ele aldığınızda İstanbul çıkar karşınıza. Bu büyüleyici masal şehrinin her coğrafyasında farklı bir hülyaya kapılır usta şairimiz. Bebek, Moda, Cihangir, Maltepe, Fenerbahçe, Kanlıca, Kandilli, Çamlıca, Göksu, İstinye ve Üsküdar’da alabildiğine hayalperesttir şair. ‘Bir Başka Tepeden’ şiirinde İstanbul’un hemen her semtine gönül verdiğini anlarız Yahya Kemal’in:

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”

Üstad, bir şiirinde Kandilli’den Çubuklu’ya gezintiye çıkar; diğerinde Moda’da ilkbaharı karşılar; bir başkasında Çamlıca’daki mesut günlerini anar... Onun Üsküdar’daki ayak sesleri her daim mısralarında duyulur… Üsküdar’ın ışıkları bile dost gelir ona. Bu semtle ilgili muhayyeli, “Etrafı okşuyor mayısın taze rüzgârı;/ Karşımda köhne Üsküdar’ın dost ışıkları…” mısraları ile çıkar karşımıza. ‘Hayal Şehir’ şiirinde başlı başına Üsküdar vardır. Avrupa yakasındaki Cihangir’den şehrin karşı yakasındaki ‘inci’yi süzer: “Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir’den bak!/ Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!”

Başka ülkelere gittiğinde de yine İstanbul’dur hülyası usta şairin. Polonya’nın Varşova kentinde yazar ünlü ‘Kar Musikileri’ şiirini. Zevk almaz İslav topraklarında. Mütemadiyen kulaklarına çalınır, onu mest eden tanbûri Cemil Bey:

“Bir erganun ahengi yayılmakta derinden…

Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,

Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plakta.

Birden bire mes’udum işitmek hevesiyle,

Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.”

Şiiri Musikîden Ayrı Düşünemez

Beyatlı, musikî dinlemekten epey haz alır. Hatta klasik Türk musikîsini havsalasında öyle bir yere oturtur ki, bu müzikten anlamayanın kendi mısralarını da anlayamayacağını ileri sürer. Büyük Türk bestekârı Itrî’nin yeri ise apayrıdır onun için. ‘Eski Musiki’ şiirindeki,

“Çok insan anlayamaz eski musikimizden

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.

açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını

Hemen yayılmaya başlar sada ve nur akını

Ve seslenir büyük Itrî, semayı örten ruh,

Peşinde dalgalanır bestesiyle Seyyid Nuh,

O mutlu devrede Itrî’ye en yakın dost

Işıklı danteleler bestekârı Hafız Post…” mısralarıyla Itrî’ye verdiği ehemmiyeti yansıtır.

Fetih hayranıdır Yahya Kemal. ‘Akıncı’da Mohaç Meydan Muharebesi’ni canlandırır gözümüzde:

“Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!

Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle

Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla…”

‘Bir Tepeden’ şiirinde İstanbul’un fethinin kutsallığını vurgular: “Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış/ Tarihini aksettirebilsin diye çehren/ Kaç fatihin altın kanı mermerle karışmış” ‘Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nda sadece İstanbul değil, Osmanlı’nın diğer zaferlerini de coşkuyla anar:

“Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?

Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:

Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan…

Anıyor her biri bir vakayı heybetle bu an;

Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?

Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..

Adalardan mı? Tunus’tan mı, Cezayir’den mi?”

Süleymaniye Camii’nin avlusunda cemaati seyre dalan şairin, hem ümmet hem de millet olma şuurunu yürekten hissettiğine şahit oluruz. Mabedin mimarisinden adeta büyülenmiştir Beyatlı: “Ordu milletlerin en çok döğüşen en sarpı/ Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı/ En güzel mabedi olsun diye en son dinin/ Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin” Öyle ki “Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı” dizesiyle bu âlâ eserin usta mimarı Sinan’ı bir nefere benzetir.

‘İstanbul Fethini Gören Üsküdar’da, “Üsküdar, bir ulu rüyayı görenler şehri!/ Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri” mısralarıyla yine bu semti över.

Üstada Göre Ebediyet Yolculuğu Bir Masal

Hayal üstadı, yaşının kemale ermesinden olsa gerek inzivaya çekildiği vakitlerde sık sık ötelerin hayaline dalar. ‘Deniz Türküsü’ şiirinde, bir yelkenliye biner, git gide uzaklaşır dünyanın hendesesinden. Semada hisseder kendini:

“Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça
Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,
Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık
Başka bir çerçevedir, git gide dünyâ artık.”

Kimine göre dünya hayatı hoş bir masaldır… Çekici olduğu kadar geçici. Yahya Kemal içinse ebediyete yolculuk bir masaldır. Şair, “Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala/ O saatler ki geçer başbaşa yıldızlarla./ Lâkin az sonra lezîz uyku bir encâma varır;/ Hilkatin gördüğü rü'yâ biter, etrâf ağarır.” mısralarıyla sonsuzluk seyahatini tarif eder. Şair, şiirin devamında tahayyülündeki yolda ilerler, ilerler… Yolun sonu engin gök ve denizdir:
“Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri
Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri…

Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;
Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.”
İşte o anda sorgulamalar başlar üstadın içinde. Yaradan’ı iliklerinde hisseder adeta. O’nun külli iradesinin cüz’i yansımalarından biri olduğunu hatırlar:

“Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,
Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: ‘Yol nereye?’
Ayılıp neş'eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan
Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,
Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.”

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan” mısralarından çıktığı yolun çetin olduğunu anlarız. Üstelik tek başınadır şair o yolda. Belki de Sırat Köprüsü’nden geçiyordur. Kim bilir kendi mahşerinin provasına hazırlanıyordur:

“Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...”

mısralarıyla çizdiği ahiret resminin ardından tekrar yeryüzüne döner Beyatlı. Dilinde ise o kalplere nakşolan mısrası vardır:

“İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.”

Yahya Kemal’in Dimağında Ölüm

Yahya Kemal şiirinde hayal kadar ölüm imgesi de geniş yer tutar. Şair özellikle son demlerinde gerçek dünyayla bağını iyice koparmış, hayal alemini tercih etmiştir. Kendi ifadesiyle o bir ‘rind’dir (dünya umurunda olmayan, gönlünce yaşayan kişi). Günlük düzenin gerektirdiği dar ve yapmacık dünyaya hapsolmamış, kendine has bir hayat biçimi oluşturmuştur. ‘Rindlerin Hayatı’ şiirinde ‘engin vakar’ sahibi rindlerin hayat felsefesini okuruz: “Görmek değil düşünmeye bigane kal! Bırak!” ‘Rindlerin Akşamı’nda mematın amansızlığını mısralara döker hayal ehli:

“Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.”

Yazımı büyük şairin cennetvari ölüm tahayyülüyle noktalamak istiyorum:

“Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

Ve serin serviler altında kalan kabrinde

Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.”

Çağla Göksel Çakır - 12.03.2020

,

4263

Çağla Göksel Çakır Hakkında

Çağla Göksel Çakır

1981 yılında Ankara’da dünyaya geldi. İlk, orta, lise ve üniversite öğrenimini Ankara’da tamamladı. Anafartalar Anadolu Ticaret Meslek Lisesinden 1999 yılında mezun oldu. Aynı sene Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü kazandı. İkinci sınıfta Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümüne yatay geçiş yaptı. Haziran 2003’te Ankara Üniversitesinden Gazetecilik Bölüm Birincisi olarak mezun oldu. İstanbul ve Ankara’da çeşitli gazete, dergi ve televizyonlarda muhabir, redaktör ve editör pozisyonlarında çalıştı. 2017 yılından bu yana Ankara’daki Anı Yayıncılıkta Türkçe Editörü, Redaktör ve Dizgi Tasarımcı olarak görev yapmaktadır.

 Çakır’ın ilk şiir kitabı 'Ekose Mutsuzluklar', Ocak 2017’de Mühür Kitaplığından çıktı. Şiirleri, denemeleri ve şiir/şair/kitap incelemeleri; Aksi Sanat, Yıldız Tozu, Mühür, Patika, Eliz Edebiyat, Yedi İklim, Güncel Sanat, Şiir Vakti, Mavi ve Yeşil, Hayal Bilgisi dergileri ile aksisanat.com, kitaphaber.com.tr edebiyat sitelerinde yayımlandı/yayımlanmaktadır. Şair-yazarın aksisanat.com’da köşesi bulunmaktadır. Çakır, 2013 yılında Güncel Sanat Dergisinin düzenlediği ‘Kaygusuz Abdal Şiir Yarışması’nda ‘Güncel Sanat Ödülü’ne layık görülmüştür. Uzun bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra memleketi Ankara’ya dönen şair, evli ve iki çocuk (Elif ve Mert Efe) annesidir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin