Hayalin Derinliklerinde Bir Yolculuk

Hayalin Derinliklerinde Bir Yolculuk

Hayalin Derinliklerinde Bir Yolculuk

30.01.2015 - Birsen Çay
Hayalin Derinliklerinde Bir Yolculuk

Dini ve felsefi içeriği olan bu eser, insanın hayal dünyasına yapılan yolculuğu anlatan bir romandır. Roman kahramanı Râci; materyalist fikirleri en iyi şekilde öğrenen ve onu savunan biri olmasına rağmen, madde ötesi âleme erişememenin ızdırabını da yaşamaktadır. Cübbesinde teneke parçaları, külahında ayna parçaları asılı bir halde gezen, halk arasında "deli" damgası yiyen, hakikat ehli Aynalı Baba ile mezarlıkta karşılaşmasıyla serüveni başlar ve Râci'nin dünyası farklı gezegenlere doğru hareket eder. Dokuz güne dokuz hikmet düşürür Aynalı Baba. Dokuz hikmete geçmeden evvel müellifin bir iddiası var: "Bu kitabı "Hakikat" endişesi ile dolu olan vicdanlar, sonu olmayan bahisleri seven insanlar zevkle okuyabilirler."

Düşsel bir anlatım içinde; mizahın hakikate aynalık yaptığını, öğretici bir üslûp kullanmadan ders verebilmenin mümkün olduğunu, kanıtlama telaşına düşmeden beyanın ikna için yeterli olduğunu, sözden çok hal dilinin konuşulduğu romanın akıcı üslûbu var.

Roman, Râci'nin hatıraları ve Manisa tımarhanesi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Dokuz güne dokuz hikmet düşürmeden evvel yapılan mülakatta Râci, madde ötesi aleme dair ipuçlarını yakaladığı Aynalı Baba'nın ellerini öpmeye kalktığında; "El öpmek... (hayretle) niçin? İstersen konuşalım. Lakin sözden ne çıkar? Şimdiye kadar kaç hayvan yükü kitap okudun; ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların bildiği nedir? Zevk ve bencilliklerinin ihtiyacı olan sanayi ile alakalı bulunanları "bir şey" dir. Lakin hak ve hakikat hususunda ne bilirler? Hiç! Akılla hakkı itiraf mümkündür; fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım? Harfleri bir araya getirmekle hikmet noktası bilinir mi?" (s. 21) demesi aydınlanma çağının tüm keşif ve ilerlemesini "Hiç" eden bir iddiadır. Râci, bu sözle bağlılığı artar ve Aynalı Baba'nın ellerinden tutarak dokuz günlük yolculuğu başlar.

1. Gün: Hindistan'a bir yolculuk vardır, Buda'dan "hiç" olabilmenin sırrını alabilmek için. "Benim yanımda hürmetle hakaret eşittir" diyen Buda'ya hayran kalır ve sadıkâne Buda'yla yürüyüşü devam eder. Güzelliğin ve gösterişin baş döndürücü manzaralarıyla karşılaşır. Hakikatteyse tüm bu güzelliğin; ruhu ve kişiyi teslim almaktan başka bir şey olmadığını, mertlik ve sebatın sağlam ipine yapışanların bu yolu aşabileceğini öğrenir.

2. Gün: Karanlık ve Nûr askerlerinin yaptığı mücadelede her iki tarafın en kuvvetli cengaverleri çıkar. İyi ve kötü savaştığında, iyi kazanır. Ama bu sefer iyi kendi iç dünyasında mücadeleye başlar ve bu mücadele, görünen düşmanla yapılan mücadeleden daha risklidir. "Ey insanoğulları! Allah sizi, kendi gibi nûr olmanız için yarattı. Sizi bütün yaratılmışlara üstün kıldı. Size her türlü nimetleri verdi. Lakin siz nûr iken, karanlıklarla yoğurdu; ruh iken cesetle karıştırdı. Ta ki, sevmediği karanlıkları, sevdiği nûr ile kaldırasınız."(s.39)

3. Gün: Varlığın basamakları, ruhun dereceleri gösterilmesi arzu edilen bir yolculukta " Oğlum! İlmin ve hikmetin kıymetini öğrenmek için yaya gideceksin. Bir şey pahalı alınmazsa kıymeti anlaşılmaz." (s.52) sözüyle talep edilen bilginin tokmağına dokunulmuş olur. "İçinde kaybolduğum bu uçsuz bucaksız meydanı sanki ben kaplamıştım." (s.54) sözü karşımıza çıkıyor ruhu aramalara çıkarken.

4. Gün: Elbet her yolculuğun bir bedeli olmalı, bir imtihanı olmalı ki yolun hakiki yolcusu mudur anlaşılsın. Fikir üretirken, ifritler de keşiflerinden haberdar edermiş yolcuyu. Belki bu yüzden zekayla övünmemenin hikmeti bu olsa gerek.

5. Gün: Azamet deryasında bir damla gibidir kahramanımız. Ve bu damlaya azamet tecelli ettirilir. Vahdet'te kesreti, kesrette vahdet'in tecelli edildiğinin resmini çizer. "Bunda hayret edecek ne var? İnsan şekli en güzel şekildir. Görmüyor musun ki, alemin parçalarının yapılışı, birbirinden ayrı ve çeşitli oluşu bir tarafa, hemen aynı şekle bağlı kalıyor. İnsan aklının ortaya koyduğu geometrik şekillerle tabiatın eşsiz yaratılışının tam bir alakası vardır. İşte bu alakadır ki, ademin alemin özü olduğuna ve gerçek yaratıcı ile gerek vücud ve gerekse manevi bakımdan bir alakası bulunduğuna en büyük delil olur." (s.69)

6. Gün: Sorusunun cevabını alamayan bir zalimin, zulmüne son vermek için kâf dağının ve anka kuşunun peşine düşerken, sırrın kuyularına düşen bir yolcudur Râci. Bir zulüm soruyla başlar ve cevapla saadete erer.

7. Gün: İrfan nedir? Tecelli nasıl olur? Yine hikaye eşliğinde zihinlere resmi çizilerek arzedilmektedir.

8. Gün: Ebedi bilmece nedir? O bilmecenin cevabı hala aranıyor. "Ölmek gerek" diyor Rehber.

9. Gün: Beşeriyetin isyanı var. "Hiç olmazsa bu kadar sefalete niye katlandığımı, neden intihar etmediğimi anlasam...!" (s.99) Eflatun, Aristo, Brahma, Zerdüşt, Konfüçyüs, İbrahim, Musa, Lokman, İsa, beşeriyeti teskin edemiyor. Alemlerin efendisinden şifahi bir tavsiye alır, okuyana da şifa niteliğinde olan.

İkinci kitap bölümü; on üç hikayeden oluşuyor. Bunlardan üç öykü; Râci'yi yetiştiren Aynalı Baba'nın hatırasından, dördü; birinci bölüme ek mahiyetinde olup, diğerleri Râci'nin Manisa tımarhanesi hatıralarından oluşmaktadır.

Filibeli Ahmet Efendi, ara ara şiirlere de yer vererek romana ayrı bir lezzet vermiş. Neredeyse tasvirlerden oluşan roman, sembollerin dilini okumayı da öğretiyor okuyucuya. Tasavvufi akımın beslendikleri kaynakları görmekle, tarihi derinliklerden felsefeye doğru kapı aralanıyor. İlk bakışta, bilgiyi kıymetsiz, alimleri alelade gösteren örneklemeleriyle olumsuz bir bakış açısı verir gibi. Ancak görünenin ötesine bakmalı. O vakit bu eser, sizi başka eserlere götürerek yeni bilgilerin kucağına atacaktır.

A'mâk-ı Hayal
Filibeli Ahmet Efendi
Kaknüs Yayınları

Birsen Çay - 30.01.2015

,

2467

Birsen Çay Hakkında

Birsen Çay

"Oku" emrine tabi olduğum günden beri yeni kelimelerin izini sürüyorum. Yeni kelime sevdası, yeni kitapların sokaklarına saldı beni.

Okudukça? Ne çok okunacak kitap var? demek yetmedi, okudukça okuyamadığımı anlamak ağır ve sancılı bir süreç oldu. Yazmak-okumak arasında akla ve ruha ızdırap çektirenlerden biri olduğum için Kalemi yaratana şükrediyorum.

Nazarımda bir alimin içtihadı kadar kıymetli olan kelime keşfinin sevdasına, usta kalemdarların peşindeyim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin