Hayalperest Bir Çocuk: Neftali

Hayalperest Bir Çocuk: Neftali

Hayalperest Bir Çocuk: Neftali

30.12.2015 - Serkan PARLAK
Hayalperest Bir Çocuk: Neftali

“Büyük şehrin belirsizliğinde, yazarlığı Santiago’nun havası kadar ısrarcıydı. Şiir, yolunu çizmişti ve Neftali’nin takip etmekten başka çaresi yoktu. Şartlar ne olursa olsun yazmaya devam ediyordu: Bir hapishane hücresinden daha büyük olmayan odalarda yaşadığında; yiyecek almaya ancak parası kaldığında ve soğukta ısınmak için babasının pelerinine ve Mamadre’nin battaniyesine sarındığında, hiç arkadaşı olmadığında ve kendi içine çekildiğinde; kalbi kırıldığında veya bir başkasının kalbini kırdığında; üniversitedeki veya ülkesindeki siyasetle hemfikir olmadığında…

Yazdı.

İsmini değiştirmiş olsa da, geçmişi yazılarında bile onu bırakmıyordu. Yağmurlu çocukluğunun ritmi, birbiri ardına dizilen kelimeler yaratıyordu. Büyük ormanla alâkalı anıları, çam kozalağının özsuyu kadar reçineli, bir böceğin kabuğu kadar gevşek şiirsel ifadelere dönüşüyordu. Cümleler uzuyor, sonra geri çekilip kısalarak kıyıya vuran dalgaların temposuna ayak uyduruyor ya da yalnız bir mızıkanın hüzünlü şarkısı gibi usulca dalgalanıyorlardı. Öfkesi, hedef gösteren ve hedefi vuran yakıcı makalelere dönüşüyordu. İnançlarını, bir baskı makinesinin monoton kararlılığı ile ifade ediyordu. Ve sevgi duyduğu şeyler, çok sevilen bir koyunun yünü gibi sıcak ve yumuşak ifadelere dönüşüyordu.

Pablo Neruda’nın şiirleri, çamurun içinden ağır adımlarla geçti. Tarım işçisi dizelerini okuyup, “ Elleri, toprağı benim ellerim gibi işledi,” dedi. Şiirleri köşklerin kapılarını çaldı. Zengin, dizelerini okuyup, “ Benimle aynı basamaklardan çıkmış,” dedi. Şiirleri, “ Ekmeği yoğururken ne hissettiğimi biliyor,” diyen fırıncının masasında durdu. Şiirleri kaldırım taşlarını arşınladı. Dükkan sahibi, tezgahının üzerinden eğilip onları müşterilerine okurken şöyle dedi: “ Onu tanıyor musunuz? Benim kardeşim olur.”

Şiirleri insanların elden ele dolaştırdıkları kitaplar oldu. Kitaplar çitleri, köprüleri, sınırları, kıtaları aştı; ta ki çitteki bir delikten binlerce hediyeyi, dünyanın dört bir köşesindeki kanatları aynı ritimle çarpan, kalpleri onun hayal edebildiği her şeyi hissetmeye can atan, sayısız insana iletene dek. Tin, tin, tin, tin, tin…”

(Hayalperest’ten alıntı…)

Hayalperest, Pablo Neruda’nın çocukluğunda geçen olaylardan ilham alınarak yazılmış kurmaca bir öyküdür. Olaylar Amerika kıtasının güney ucunda yer alan Şili’nin Temuco şehrinde geçmektedir. Öykünün başkişisi Neftali Reyes çabuk hasta olan, çok zayıf, heyecanlandığı zaman kekeleyen ve hayal kurmayı çok seven bir çocuktur. Neftali, okuduğu kitaplardan ilginç bulduğu sözcükleri kâğıtlara yazıp çekmecesinde biriktirir. Koleksiyon yapmayı çok sever. Yolda yürürken ilgisini çeken her şeyi toplar. Rüzgâr, yağmur, kuşlar, böcekler, ağaçlar, orman, okyanus, göl yani doğayla ilgili her şey onu büyüler.

Evde Jules Verne kitapları okuyup hayaller kurduğu bir gün babası Neftali’yi zorla dışarı çıkarır. Neftali, futbol oynayan çocukların yanına giderken bir fısıltı duyar. Yandaki boş evin bahçesine bakar. Bahçe duvarındaki delikten bir çocuk eli içeri girip çıkar. Öteki seferde çocuğun elinde yıpranmış bir oyuncak koyun vardır. Neftali koyunu alır. Hemen eve gider. Ormanda bulduğu çam kozalağını çocuğa verir. Onu anlayan biri vardır her şeye rağmen. “Neruda, çitteki delikten ona verilmiş oyuncak koyunu, bir yangında kaybolana dek yıllarca sakladı. Ondan sonra, elli yaşlarında bir adam olduğunda bile, gittiği her yerde ona benzer bir oyuncak koyun bulma umudu ile oyuncakçıların vitrinlerine bakmayı ihmal etmedi. Oyuncak koyunun bir benzerini bulamasa da onu nasıl aldığını hep hatırladı… Neruda bu anıyla ilgili ‘Bu değiş tokuş bende çok önemli bir düşünce uyandırdı: Bütün insanlık bir şekilde bir bütündü. Çitin öbür yanına çam kozalağını bıraktığım o günden beri, hapiste olan, korkan veya yalnız hisseden, hiç tanımadığım birçok insanın kapısına sözcüklerimi bıraktım,’der.”

Yazları tatil için gittikleri okyanus kıyısı kasabasında bir yandan zorla da olsa yüzmeyi öğrenmeye çalışırken, öğleden sonraları kütüphaneye gider. Kitap okumak da vazgeçilmezlerindendir. Ancak babasının bilmemesi gerekir. Zaten öykünün temel çatışması Neftali’nin doğası, yetenekleri ve deneyimleriyle, babasının isteklerinin sürekli zıtlaşmasıdır. Babası onun hayaller kurmasını değil, çok ders çalışarak dişçi ya da doktor olmasını; ağabeyi Rudolfo’nunda, kendisinin de ileride çok para kazanacakları işlerde çalışmalarını istemektedir. Babasının gerçekten acımasız biri mi yoksa geçmişte yaşadıklarının etkisiyle ailesinin geleceğini sürekli kontrol altında tutmak isteyen biri mi olduğunu bir türlü çözememektedir. Kütüphaneci Augusto ona eski kulübesini verir. O da çocukluğunda benzer şeyler yaşamıştır. Kulübede kitap okuyup çıktığında yakınlardaki göle gider. Göldeki kuğuları her gün evden saklayarak getirdiği yiyeceklerle besler. Ancak birkaç gün sonra kuğular avcılar tarafından vurulur. Yaşatmak için günlerce uğraştıktan sonra eşsiz kalan öteki kuğunun da ölümüyle Neftali yıkılır. Sevdiklerinin ölümleriyle tanışmış olur böylece.

Neftali, tatil dönüşü kız kardeşi Laurita’nın okuldan yakın arkadaşı Blanca’ya âşık olur. Mektuplaşmaya başlarlar. Ancak bir süre sonra Blanca ve ailesi babasının işi nedeniyle şehirden taşınmak zorunda kalır. Neftali, ayrılığı ve özlemi yaşar. Kompozisyon ve şiir yazma yeteneği çok güçlüdür. Birkaç yıl içinde üvey annesi Mamadre’nin kardeşi Orlando Dayının gazetesinde çalışmaya başlar. Yerli halk Mapuçe’lerin yaşam biçimlerini, dillerini, toprak mülkiyetlerini ve özgürlüklerini savunan gazetede bir gece toplantı sonrası yangın çıkar. Politik acımasızlıklarla da karşılaşmış olur böylece.

Sonunda yazı ve şiirlerini yazdığı defterleri babası yakar. Ancak o şiir yazmaya devam eder. İleride babasını utandırmamak için ismini değiştirir. Neftali Reyes’i okuduğu bir şiirdeki İtalyanca isimden etkilenerek Pablo Neruda yapar. Abisi Rudolfo’nun ticarette işine yarayacağını söyleyerek babasını ikna etmesi üzerine de Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde okumak için Santiago’ya gider.

“Neruda ölümünden birkaç ay önce, bir hain ilan edildiği için, Pinochet’in silahlı muhafızları evini aramak üzere geldiler. Onlara şöyle dedi: ‘ Etrafınıza bir bakın. Sizin için yalnızca bir tehlike var burada: Şiir.”

Hayalperest,
Pam Munuz Ryan,
İthaki Yayınları,
Kapak Görseli: Peter Sis
Türkçe Çeviri: Özlem Sığırtmaç,
2. Baskı Haziran 2015,
İstanbul

Serkan PARLAK - 30.12.2015

,

2950

Serkan PARLAK Hakkında

Serkan PARLAK

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Serkan PARLAK ismine kayıtlı 85 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin