Hayatı Sev, Engelleri Kaldır

Hayatı Sev, Engelleri Kaldır

Hayatı Sev, Engelleri Kaldır

10.02.2016 - Serkan Parlak
Hayatı Sev, Engelleri Kaldır

Kitabın yazarı Jaap Ter Haar 1922’de Hilversum’da doğdu. İkinci Dünya Savaşı’nda, Hollanda’nın Almanya tarafından işgal edilmesinden sonra Fransa’ya giderek direniş hareketine katıldı. Savaşın ardından İskoçya’da muhabir olarak çalıştı. Yazdığı kısa öyküler ve kitaplarla çeşitli edebiyat ödüllerine layık görüldü. “ Hayatı Sevmeye Devam Et” kitabıyla, aralarında“ Goldene Griffel” ve “ Buxtehuder Bullen” ödüllerinin de bulunduğu çeşitli ödüller alan yazar 1998 yılında öldü. Yaz arın Türkçede yayınlanan öteki kitabı “ Oleg ya da Kuşatma Altındaki Şehir” dir.

Romanın başkahramanı Beer, okuldan çıkışta arkadaşlarıyla maç yaparken kaçan topu yakalamak için kaldırıma çıkar, ayağı tökezler. Motosikletle geçen bahçıvanın sivri dirgeninin üzerine düşer. Kendine geldiğinde acı gerçeği fark eder: kör olmuştur. Metnin girişinde verilen bu merkezi olay ilerleyen bölümlerde olup biten her şeyi, özellikle başkahraman Beer’in adeta bir sarkaç gibi sürekli alçalıp yükselen ruh halini belirliyor. Bu arada kaza olayı anne ve bahçıvanın anlattıklarıyla sınırlı kalmak yerine ayrı bir sahne olarak çocuk okuyuculara uygun bir biçimde canlandırılsa çok daha etkili olabilirdi diye düşünüyorum, her ne kadar okuyucunun hayal gücü için açık kapı bırakılsa da mantığı zorlamak gerekiyor.

Beer zamanla, doktorların viziteye çıkması, kahvaltının hazırlanması, ziyaret saatinin gelmesi gibi hastaneye özgü durumları zamanla kavramaya, sesleri dinleyerek dış dünyada olup biteni tahmin etmeye başlıyor. Bakımıyla en çok ilgilenen Hemşire Wil, sesi pürüzsüz, sevecen, kararlı, ne yaptığını iyi bilen birisi, Beer ona çok hayran. Kâbus gördüğü bir sabah elini tutup yüzüne götürüyor. Yüzünün yarısı yanmış ve derisi izlerle kaplıdır. Hemşire Wil, bunun artık sorun olmadığını, herkesin başına böyle şeylerin gelebileceğini bunun yeni bir başlangıç olabileceğini, birazcık hoşnutluk duygusuyla yaşaması gerektiğini söylüyor. Metnin anlatıcı konumu olan 3. Tekil kişi ve her şeyi bilen anlatıcı bu bir çocuk romanı olduğu için mesajlar söz konusu olduğunda kendini göstermekte gecikmiyor. Bunu roman kişilerine yaptırması doğru bir seçim, bunu belirtmek gerek. Ancak söyletmese okuyucu olarak çocuklar bunu çıkaramaz mıydı diye de düşünmeden edemedim. Romanın yazıldığı dönemi düşünerek bunu da normal karşılayabiliriz. Günümüzde roman tekniklerinin geldiği aşamayı düşündüğümüzde ise anlatıcı konumuyla ilgili sorunların hâlâ çözülemediği de unutmamak gerek.

Beer önce koğuşa geçer, ilk şoku iyi niyetli, şakacı arkadaşları sayesinde atlatır. İki haftalık ömrü kalan bilge üniversite öğrencisi ise onun umut ve sevgi kaynağı olur. Sonunda sargıları açılır. Eve gelir. Ailesi ve arkadaşlarının onun için düzenlediği yemekte mutludur. Odası yeniden düzenlenmiştir. Körler için özel üretilen daktiloyu ve alfabeyi öğrenmek zordur gerçekten. Kendini dışarı atar. Sokakta, parkta iyi niyetli insanlar ve çocuklar vardır ona destek olan. Sonunda gözündeki bandaj açılır, iyi görünüyordur. Okula arkadaşlarının maçlarına gider, aralarında olamasa da onlara moral desteği verir. Bu sırada yanına eski sınıf arkadaşlarından korkak, beceriksiz ve zayıf oğlan Tjeerd gelir. Ona çekingen bir biçimde okulda yardım etmek istediğini, müdürle ilgili problemi halledebileceğini söyler. Beer çok mutlu olur. İçine kapalı, renksiz Tjeerd onun için kendisini feda etmektedir. Sessiz ve çekingen ama aynı zamanda düşünceli ve bilgili Tjeerd’le birlikte; müzik, düşünce ve sohbetler artık onun dünyası olmuştur. Birlikte Latince ve Fransızca çalışırlar. Kayıt cihazı almak için gazete dağıtımcılığı yapmaya karar verirler.

Kitapta olaylar sırasıyla hastane odası, ev, sokak, park, futbol sahası ve körler okulunda geçiyor. Sadece hastanede doktorların viziteye çıkması, kahvaltının hazırlanması, ziyaret saatinin gelmesi gibi yüzeysel tasvirler. Bu mekânlar hakkında ayrıntılı veya sezdirmeye dayalı tasvirler yok. Bunun nedeni öncelikle başkahraman Beer’in duyguları ve davranış gelgitlerinin anlatılmasıdır. Beer kördür, bu durumda anlatıcının 1. tekil kişi olması yazarın işini çok zorlaştırabilirdi. Görme duyusunu kullanamayacaktı. Anlatıcının 3. tekil kişi olması, tasvir tekniğinin hemen hemen hiç kullanılmaması bir tür çözüm olmuş.

Beer zamanla vurgu ve tonlamaları ayırt etmeye, seslerdeki ruhu yakalamaya başlar. İnsanların daha incinebilir varlıklar olduğunu da keşfeder. Çünkü günlük hayatta herkes kalkan ve maskeleriyle kendini gizlemektedir. Yüzlerin arkasında yalnızlık, korku, hüzün ve kıskançlık vardır. Eskiye göre artık insanları daha iyi tanımaya başlar ve bu yüzden gelecekte psikolog ve engelli bireylerin daha onurlu bir hayat sürmeleri için onlara destek olmaya karar verir. Ailesinin de isteğiyle koşulların daha iyi olduğu körler okuluna kayıt olur. Beer de herkes gibi engellerle mücadele etmek zorundadır. Ancak çoğu zaman bu engellere takılıyor ve derin bir umutsuzluğa düşüyor. Ama o da birçok insan gibi inatçı bir cesarete sahip ve her defasında umutsuzluktan çıkacak cesareti buluyor, kaderini kabul ediyor, çevreyi bu sayede daha iyi görebiliyor. Kazadan körler okuluna gidene kadarki bu süreç, bazen umut bazen karamsarlık, bazen yılgınlık bazen de mücadele duygularıyla dolup taşıyor. Romanda bunu anlatıyor zaten, bu uyum sürecini. Biz de okuyucular olarak hemen herkesin başına gelebilecek böyle bir olay hakkında anlatıcının izin verdiği ölçüde kendimizi Beer’in yerine koymaya çalışıyoruz, çocuklar için de aynı şey geçerli tabiî ki. Sonuçta şöyle de diyebiliriz: Güvensizlik, korku, isyan yerine biraz inanç ve cesaretle hayatı sevmek gerekir. Geleceğe sarsılmaz bir inanç duyan insanlar, öz güçleriyle bir sürü zorluğun üstesinden gelebilirler.

Hayatı Sevmeye Devam Et, Jaap, Ter Haar, Can Yayınları( Can Çocuk),                      

4. Basım, Aralık 2015, İstanbul, Türkçeye Çeviren: Saliha Nazlı Kaya.

Serkan Parlak - 10.02.2016

,

1284

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin