Hayatın İçinden Sadır Olmuş Hikâyeler: Kırmızı Kurdelenin Sı

Hayatın İçinden Sadır Olmuş Hikâyeler: Kırmızı Kurdelenin Sırrı

Hayatın İçinden Sadır Olmuş Hikâyeler: Kırmızı Kurdelenin Sırrı

06.01.2020 - Misafir Köşesi
Hayatın İçinden Sadır Olmuş Hikâyeler: Kırmızı Kurdelenin Sırrı

Naman BAKAÇ yazdı...

“Gözlerinin içi, binlerce ölünün olduğu savaş alanı gibiydi.” sayfa: 13

Eğitimci-yazar Misbah ERATİLLA’nın Efsus Yayınları’ndan çıkan “Kırmızı Kurdelenin Sırrı” adlı ilk kitabı, toplam yirmisekiz hikâyeden oluşan bir eser olarak, duru bir dille dikkati hemencecik celbediyor. Bizatihi yaşa(n)mış ve çevresinden duyduğu bu okul hikâyelerini, öykü kurgusu içinde kendine has sıcak ve içten bir üslupla anlatmaya çalışan Eratilla, sanırım seri olacak bu hikâyelerini okurlara kitap olarak sunmaya devam edecektir. Bizatihi yaşanmış hikâyeler olmasıyla da, hayatın hallerini ve kimi veçhelerini doğal olarak eserine yansıtmayı başarmış bir yazar olarak karşımıza çıkıyor Eratilla. Okura adeta “ben de bunu yaşamıştım” dedirten bu tanıdık hikâyeler, zihne olduğu kadar kalbe de dokunuşlarda bulunuyor. Afaki, soyut ve mahalleden kopuk olmayan bu hikâyelerin hemen hepsi; hüzün, dram, yoksulluk, çarpıklık ile başlar lakin umut, sevinç ve başarı ile sonlanır. Bu yönüyle de okura, hayatın inişli-çıkışlı gerçeğini bizatihi duygu olarak yaşatan Eratilla, pes etmemeyi salık verir hikâyelerinde. Kitabın daha ilk öyküsü olan “Saçlarım Olmadan Asla” yı okuduğunuzda, hangi bireyin eğitim hayatında uzun saçından dolayı öğretmenleri tarafından azarlanmamış ve sonrasın da gelişigüzel saç kırpmalarla okula küsmemiş ki! diye iç geçiriyorsunuz. Sonrasında hikâyenin kahramanının okula muhteşem dönüş sahnesi var ki, “öğretmen dediğin işte bu!” dedirten bir sahnedir adeta. Öğretmen de kel bir şekilde tıraşını yapmış olarak, öğrencisiyle beraber okul binasından içeri girer.

Eratilla’nın kitabı yirmisekiz hikâyeden oluşuyor ve okuyunca her hikâyenin bir ana tema üzerinden yol aldığını görürsünüz. Bu kimi zaman dürüstlük, kimi zaman diğerkâmlık, kimi zaman da fedakârlık ve yoksulluk şeklinde kendini tebarüz ettiriyor. Neredeyse yirmisekiz öğüt ya da hayat yolunda yirmisekiz “yoldaki işaretler” mesabesinde hikâyeler dokumuş bizlere Eratilla. Hikâyelerin hayatın içinden sadır olmuş olması kadar dikkat çeken bir başka yönü ise kullandığı dilin; duru, içten ve sıcak kelimelerle örülü olması. Hikâyeleri okurken adeta siz de bazen acıya bazen umuda bazen de hüzne düşüyorsunuz. Çünkü sizin de bir şekilde yaşamış olduğunuz, bildik hikâyeler olunca, eserin sizi kitabın yüzyirmisekizinci sayfasına nasıl sürüklediğini fark edemiyorsunuz bile. Eserdeki duru dile dikkat çekmişsek de, teşbihlerin, tasvirlerin ve çarpıcı ifadelerin kimi satırlarda sizleri karşıladığını da söylemeden geçmemek gerekir. Zaman zaman yapaylığa kaçmış izlenimi verse de, bu çarpıcı tasvir ve teşbihler, okuru hikaye ile hemhal kılmaya itiveriyor. Bu yönüyle de kendisini hem okutuyor hem de olayın geçtiği okul veya köyde adeta sizleri gezintiye çıkarıyor. Kimi zaman hikâyelerde yoksulluğu hisseden kişi siz oluveriyorsunuz. Kimi zaman ise, okumayı sökememiş öğrencinin hayata küskünlüğü sonrasında yakaladığı başarı üstüne başarıları yakalayan da siz oluveriyorsunuz. Hangimiz Yerli Malı Haftası etkinliğinde ya da Öğretmenler Günü’nde öğretmene hediye alamadığımız, bir şeyler götüremediğimiz hissini yaşamadık ki. Ya da fakirliğin ve çaresizliğin kol kezdiği bu topraklarda hangimiz beş veya altı ders saatini aç karınla geçirmedik ki. Hangimiz okuma-yazmayı sökememişken, bir öğretmenin şefkatli dokunuşu ile sıçrama yapmadık ki? Einstein, bir insanın hayatında karşılacağı en büyük mucizenin “hayatına dokunan bir öğretmenle karşılaşmasıdır” der sözünü hangimiz doğrularcasına yaşamadık ki. İşte tüm bunlar “Kırmızı Kurdelenin Sırrı” adlı eserde bolca var. “Kartal Uçuşu”, “Yazı Tahtası” ve “Uyuz” adlı öyküler bu neviden konularıyla bir çırpıda söylenebilecek hikâyeler olarak karşımıza çıkıyor.

Eser ile ilgili söylenecek negatif değerlendirmeden biri olarak, kimi hikâyelerin alalade yazılmış olmasından kaynaklı hızlı geçişlerin veya hikâyenin aniden sonlanışı olsa gerek. Yani hikâyenin başlangıcından gelişimine kadar okunan öykünün, çok hızlı bir geçişle hemencecik sonlanmasından kaynaklı kopuklukların olduğunu söylemeden geçmemek gerekir. Okurda hikâyenin sonuna ilişkin damağında eğreti bir tad bırakan bu duruma ilişkin “Acıyı Alışarak Yaşamak” ile “Kalbi İkiye Bölünen Çocuk” isimli iki hikâyeyi örnek vermekle iktifa edelim. Bu hikâyelerde görünen bir başka husus ise, anlatımdaki zaman fiilinin uyumsuzluğu/ahenksizliğini de bir dipnot olarak belirtmek yerinde olacaktır.

“Kırmızı Kurdelanın Sırrı” hayatın içinden sadır olan hikâyeler olarak kâh hüzünlendirecek, kâh umuda kanat çırpacak, kâh da fakirliğin insana azim verişini hissettirecek duyguyla okurun ruhuna bir çizik atıveriyor.

Kırmızı Kurdelanın Sırrı

Misbah Eratilla

Efsus Yayınları

Misafir Köşesi - 06.01.2020

,

986

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin