Her Bahar Meriç'le Başlarım

Her Bahar Meriç'le Başlarım

Her Bahar Meriç'le Başlarım

11.05.2011 - Misafir Köşesi
Her Bahar Meriç'le Başlarım

Sadi Melal, Kitaphaber için kaleme aldı.

Her kitaba başlarken tuhaf bir heyecan vardır. Bunu ehli çok iyi bilir. 2006 yılının ilk baharıydı. Yerler çamur, gökler ıslak bir kokuyla doluydu. Dalların uçlarının patladığını, bir yara acısının etrafta hava gibi süzüldüğünü hissediyordum. Yani salıncak gibi bir zamandı. Salıncak gibi hür, salıncak gibi genç…

Taze bir his vardı içimde. Benim de içimin sıvalrı dökülüyor, yaraları sızlıyordu. Bir arayış içinde olduğumu söylesem gülersiniz. Siz gene gülün. Bütün kış yurt etütlerinde kendi halime Tarık Buğra okumuştum. Tarık Buğra aslında bir roman yazarından çok kısa hikayecidir. Üsluptur. Ama bir Peyami değil. Kışın onun hayal dünyası beni sarıp sarmalamıştı. Üstüne bir de Beşir Ayvazoğlu’nun biyografisini okumak. (güneş rengi bir yığın yaprak) Elleri yumuk yumuk bir çocuk. Bu kitap budur. Kısa fakat buruk.

İşte bu halet içindeyken o ilk bahar cemil meriçin bu ülkesi geçti elime. Belki bir çok kimsenin eline geçen bu kitap yollarda, yağmurlarda, kahvelerde ve etüt masalarında bana yoldaş oldu. Unutulmuş tozlu bir kütüphanemiz vardı. Lerausse’larin hidayet beklediği, milli eğitim bakanlığı yayınlarından çıkan bir avuç klasiğin tıknaz ve alelacele bir köşede durduğu.

Cemil meriç okurken birden bütün havsalam kana bulandı. Bütün geçmişim, yazdıklarım, kendim hakkında düşündüklerim.. hepsi yere kapaklandı. Üstelik takat getiremeyecek kadar beni şaşkınlığa bürüdü.

Çünkü dalların ucundaki yaraların sırrı belli olmuştu. Dışarda başlayan bahar içimden çoktan kırık ruh burkuntuları halinde fışkırmaktaydı. “Her mayıs Balzac’la yeniden doğarım” bunu diyor Meriç. Balzac onda bütün fikriyatıyla insicam etmiş. Balzac’la doğması mayısları değil bir ömre yayılan tutku. İnsanlık komedyasını otuz yıldan beri tavaf ederim diyor hazret. Ne gam…

Kimler yok ki kitapta. Meriç bu kitapta klasik meriçtir. Kah bir kahkaha kah bir hezeyan. Bütün herşeyiyle o. Kitap aslında üç bölüm ama sonradan eklenen iki bölüm daha var. Siham-ı Kaza,biz ve onlar, münzevi yıldızlar. Üç ana bölüm bunlar. Üstadın çok ünlü sözü “kronoloji aptalların tarihi” bu kitapta geçmesine rağmen yayınevi veya belki de oğul Meriç başlangıca bir de kronoloji koymuş. Bir yazarı tanımak için en azından onun heyecanlarını zaaflarını bilmek lazım diyen adam için ironik bir mevzu.

Ara ara bir çığlık gibi yükselir meriç’in sesi. Çağları aşar. Bir dev gibi yükselir. Tanzimat sonrası aydının kaçışı, taklide yönelişi ve kör dövüşler..

“sol-sağ… çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.” Sol deyince akla gelen dar ağaçları casusluklar sağ müphem ve sevimsiz. Kendi gerçeğimizi kendi kelimemizle anlatmak her namuslu aydının borcu.

Kitaplar hızla akar. Siz çıldırırsınız. Bu kadar söz bu kadar hazin bir hafıza. Meriç adeta bir armağan gibi sizi heycandan öldürür. Ne yapacağı belli olmaz. Her sayfa yeni bir fetih. Ne bir meseleyi anlatıyorum diyerek okuyucuyu unutan bir camii imamı edası ne tasannu. Söylenebilecek en kısa biçimleriyle bize bir meyva tabağını uzatır gibi kelimelerini sunar. Altın bir tabaktan has meyveler.. heyhat!

Dergi hür tefekkürün kalesi, irfan çoktan unutulmuş bir haslet… “öğretmen ne demek” diyor hazret “ne soğuk ne haysiyetsiz kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır.” Montesquieu doğu despotizminden bahsediyor, türkler en ala çirkin ve haydut kavim, öbür dünyada da eşek olackalar. Ancak bu kadar tanır bizi batı. Bunun anlaşılır tek tarafı vardıor terbiyesizlik.

Meriç olduğunda tek mevzu vardır. Kitap… Bu ülke bir çok kitaptan ışık taşıyor.Dante Tagor Kemal Tahir Said Nursi.. bütün kutuplar bir arada imtizac etmiş. Bütün irfan gizli sandıklar içinde yeşil yeşil parlayan zümrütler gibi neşvü nema ediyor.

Bu ülke geç kalmış bir hülasa. Geç kalmış bir çığlık. Türk intelijansiyasının asırlık yalnızlığını ve kompleksini dindirecek bizi yeniden bizim gibi dillendiren bir kitap.

Söylenecek pek çok laf var. Bitmeyecektir zira. Meriç, şakirtlerini cezbeye tutan aşka ram eden bir mürşit… aşka yani kitaba. Kitap entelektüalizmin bir nesnesi olmaktan çıkar fildişi kuleyi parçalar. Bütün meselesi ülkesi olan adamın serencamı bu ülke. Düşüncenin her kokudan azad olduğu, kelimelerin gönlün derinliklerinden fışkırdığı bir ülke.

Tagorun duası.. Ne olurdu tanrım! Benim yurdum da böyle bir ülke olsa.

Misafir Köşesi - 11.05.2011

,

2272

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin