HİKÂYE İLE ÖYKÜ ARASINDA GEL-GİT

HİKÂYE İLE ÖYKÜ ARASINDA GEL-GİT

HİKÂYE İLE ÖYKÜ ARASINDA GEL-GİT

08.02.2021 - Ethem Erdoğan
HİKÂYE İLE ÖYKÜ ARASINDA GEL-GİT

Hikâye, insanlığın en başından beri var olagelen ve bitimsizliği içinde saklayan bir olgudur. Edebiyatın en temelde bir iletişim oluşu, insanın iletişim ihtiyacının da doğuştanlığı durum için yeterli açıklamadır. Yine temel ihtiyaçlardan eğitim de öyledir. Gelenekte, hikâye anlatma bir eğitim şeklidir. Dinleyici için, hayal dünyasının zenginleştirilmesi, kelime haznesi, zihin tasavvurlarının korunması ve geliştirilmesi demektir. Bunun uç vermesiyle idrak edilmemiş şeyleri ve bunlar arasındaki ilişkileri zihinde şekillendiren-canlandıran bir meleke kazandırmaya yöneliktir. Bu durum okuyucu / dinleyici muhayyilesinde yeniden kurgulanır ve yeni uçlar kazanarak tekrar oluşturulur.

Modern öykülerde ise durum biraz farklıdır. Geleneksel anlatıdaki türevlendirme, varyant oluşturma yerine, yaşanan bir gerçekliği yeniden kurma, idelize ve sanatsal gerçekliği öne çıkaran imgelerle gelir öykü. Bu imgeler bize hayatta gördüğümüz görüntüler kadar görmediklerimiz ya da ön plana alamadıklarımız üzerinden de farkındalık sağlar. Bu neviden anlatıda eğitim amacı kısmidir.

Geleneksel anlatı ya da modern öyküde getirilen yeni yaklaşımlar ne kadar uç hatta fütürist olsa da temeldeki amaçların tamamının yok olması mümkün değildir. Aksine yeni görevler yüklenmektedir anlatı. Çünkü karakterler, tipler, figürler üzerinden değerler ve çatışmaların canlı olarak durması sağlanır. Hayat devam ettikçe de varlığını sürdürür. Bu anlamda sosyal değişimler yedeğinde psikolojik sıkıntılarla geliyor. Modern çağ insanının halet-i ruhiyesi, toplumsal yapıdaki çözülmeyle birlikte, bireyselleşme, dikine bir yaşam ve dinginlik tabanlı yeni evreye geçiliyor. Edebi eserin de toplumla birlikte evirildiği gerçeği, toplumsal değişimlerden etkilendiği şeklinde realiteyi karşımıza çıkarıyor. Yazar için esas olan bu gerçeklik. Bu yaklaşımların netleştirilmesi bakımından Üstad Sezai Karakoç’tan bir alıntı: “Dış dünya, sanat eserine, kimlik değiştirerek, hatta kimi zaman kimliğini tamamen yitirerek girer. Sanat kapısından içeri ayak basan her realite görüntüsü, ayrı ve yeni bir dünyanın malı olmuştur.” (Karakoç, 1997)

Ferhat Notları’nda Kurgu Çeşitliliği

Ferhat Notları, (ÇELİK, 2020) Ömer Çelik’in 2020 yılı Ekim ayında Ketebe Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı. 164 sayfa olan bu kitapta 15 öykü var. Ketebe Yayınları’nın 2020 kitaplarının aksine sade bir kapakla okuru selamlıyor. Ön kapak gri bir zemin. Flu bir kahraman resmedilmiş. Kitabın adındaki Ferhat, içerikteki gizeme gönderme yapılmış gibi duruyor. (Ferhat’ın kimliği meçhul ve o anlatı bu durumu çözmeye odaklanıyor.) Kitabın adı büyük puntolarla ve kırmızı yazılmış. Yazarın ismi ise daha küçük puntolu ve siyah. Arka kapakta künye ön kapaktan biraz farklı. Buraya yazarın ismi de kırmızı yazılmış. Çünkü zemin siyah. Arka kapakta bir de tanıtım cümleleri var.

Kitabı okuyup bitirdikten sonra biraz geriye çekilip bütünlüklü olarak kitaba ve içeriğe baktım. Gördüğüm manzaranın bir kısmını ifade edebilirim sanırım. Yazar yazarlığının dışında, kendisi olarak bir sosyal yapının tam içinde duruyor. Bu sosyal yapının değişik alanlarına –kendisi de içinde olarak- bakıyor. İçeriden bir bakışla eleştiriyor. Edebiyat dünyasını, şair ve yazarları, kültür ve inanç dünyasını ele alıyor. Eleştirileri içeriden olunca özeleştiriye dönüşüyor. Dikkatimi çeken diğer önemli taraf; kurgu çeşitliliği: Çerçeve öykü, paralel öykü ve üst kurgulu öyküler var kitapta. Bir diğer önemli husus da bazı öykülerde söylence ve halk kültüründen fantastik, olağandışı unsurlara yer verilmiş olması.

“Sineklerin Tanrısı” metninde toplumu “edebiyat yapmak” deyimi bağlamında mercek altına alıyor. Toplumun bazı inanç ve anlayışlarla hesaplaşıyor. Devletle de hesaplaşma var. Memurların çektikleri de karikatürize ediliyor. Kırsalda öğretmenlik ve zorlukları. Zafer’in koltuğa oturunca değişmesi. Bütün bu içerikteki anlatı, uyku ile uyanıklık arasında anlatılıyor. Anlatıcı uyanınca gerçeklere dönüş yaşanıyor.

“Meclisten Dışarı” öyküsü postmodern ögeleri ağır basan bir metin. Yazar tanımı da, duayen yazar tanımı da yapılan bu öykü aynı zamanda postmodern öykü eleştirisi. Kurgularda yapılan kurtarıcı aksiyon olan tesadüf ve absürd öğeleri de eleştirilerin içinde. Bu öykü üst kurgulu kısa öykü için iyi bir örnek.

“Gavur İcadı” öyküsü, babanın evi terk etmesi, annenin tek başına aileyi geçindirme çabası içeriğiyle günümüz sosyal gerçekliği açısından önem arz ediyor. Öykü kahramanı olan çocuk ‘dışlanma’, ‘yalnız kalma’ gibi itkilerle ‘herkes gibi davranma’ tarzı geliştirmeye çalışıyor. Ekonomik şartların olumsuzluğu buna engel. Sonra öykü kahramanı olan çocukla ilgili bilgi olarak; sevdiği tarafından kabul görmemiş, hayata tutunamamış, terk edilmiş bir karakter çıkıyor karşımıza.

“Ferhat Notları” ilginç bir öykü. Çerçeve öykü özellikleri taşıyor. Çerçeve öykü ile ilgili meramı biraz açmak gerekiyor: öyküleme sırasında, oluş sırasına uyma ya da uymama, aynı öykü içinde bir ya da birden fazla anlatı olması, anlatıların birbirine göre konumunun ürettiği tipoloji. Oktay Yivli’nin ifadesine göre “Birden fazla hikâyenin iyesi olan anlatıları sunmanın birincil yolu çerçeveli öykülemedir.../.. Çerçeveleyen bir öykünün içine yüzlerce hikâyenin gevşekçe yerleştirildiği Bin Bir Gece Masalları ya da Decameron gibi geleneksel örnekler…” (Yivli, 2019) Gerçi Yivli, sözünü ettiği, gevşek yerleştirilen hikâyelerin modern öykü versiyonlarında daha az olduğunu, mesela iki anlatıya kadar düşüp organik bağ kurduğunu da ifade ediyor. “Ferhat Notları” öyküsüne dönersek eğer; Üniversitede efsanevi bir anlatıya dönüşmüş olan ders notları ve o notları tutan kişinin hayatına, sonrasında akademi eleştirisine uzanıyoruz. Ev arkadaşlarıyla geçimsizlik yaşayan kahraman, geceleri de açık olan kütüphanede vakit geçirmeye başlamıştır. “Ferhat Notları” nı bulur. İnceler. Çok başarılı olur. Taner hocanın dikkatini çeker. Ferhat’ı araştırmaya başlar. Onun yazdığı bir cümleden yola çıkarak; H. Böll’ün Dokuz Buçukta Bilardo eserine ulaşır. O eserdeki kahramanın adının da Taner hocanın üniversitede lakabı olduğunu anlayınca çözüme ulaşır. Eğitim sistemine ve özelde akademiye karşı derin eleştirilerin olduğu bu çerçeveli anlatı, klasik hikâye özellikleri de taşıyor. Özellikle de bütün anlatının çözüm bölümü için yazıldığı gibi bir his uyandırdı.

“Şam(piyon)” öyküsünün de benzer şekilde klasik hikâye özellikleri taşıdığı söylenebilir. 8/B sınıfı öğrencilerinin şampiyon olabilmek için ahlak ve çıkar arasında kalmaları, karakterin son anda ve tesadüfler yardımıyla kurulan oyunu bozabilmesi anlatılıyor. Maradona’nın “Tanrının eli” ifadesine göndermeler de var. Endüstriyel futbol karşıtlığı üzerinden etik öne çıkarılıyor.

“Karakteristik Özellik” de klasik hikâye özellikleri taşıyor. Anlatı imgelere yaslanıp ilerlerken (Edebiyat dergisi çıkarmaya, edebiyat dünyasına girmeye çalışan üç genç anlatılıyor.) sürpriz ve şaşırtmaca ile bitiyor. “Sesimdeki öfkeye su vererek…” cümlesindeki çelik çağrışımı çok güzel. Aynı şekilde “Hırsız Var” da klasik hikaye özellikleri taşıyor. Bankamatik gadrine uğrayan bir adam başlıktaki şekilde bağırıp bayılıyor. Etrafında toplanan mahalleli hırsızı bulmaya çalışıyor. Kahramanların hepsi tip. Tevfik, Fikret, Vehbi, Adem… Adam ayılınca çözüme ulaşılıyor.

“Edip Melih Bey” öyküsü de çerçeve öykü. Israrla okunmasını öneriyorum. Yukarıda çerçeve öykü ile ilgili yazdıklarımı tekrar etmeyeyim. Ancak ilginç bir durum var. Sonraki öykü “Gerçek Yazar” ile bu öykü arasındaki bağdan yola çıkarak bu iki öykü için “paralel öyküler” demek gerekiyor. Kahramanların iki hikâye arasında gidip gelmeleri söz konusu. Şener Çevik’in farklı öykülerde boy göstermesi söz konusu ve Fuat’ın Edip Melih Bey olma ihtimali var. Bu bağlamda paralel öykülemeden de bahsetmek gerekiyor. Bağımsız iki ayrı öykünün kesişmesi söz konusu olabilir. (Yivli, 2019, s. 115) Bu kesişmeden sonra örgüleri değişerek ya da değişmeden farklı taraflara ilerleyebilir. Bu kesişen ve ayrışan farklı iki öykü paralel öyküdür. Metinlerin tamamı ile ilgili yorum yazmak için bu yazı uygun değil elbette. “Gerçek Yazar” ve “Son Dokunuş” öykülerini mutlaka okumalısınız.

Öykülerde; anlatıcının düzenleme biçimini (kurgu), yazarın- anlatıcı(sı)nın stratejisini, hikâyenin öyküleme şeklini esasen şahsî, muhterem ve saygın kabul etmeliyiz. Bu anlamda gördüklerimizi ifade ederken yukarıdaki kuralı çiğnemek gibi kastım yok elbette. “Ferhat Notları” kitabının açtığı pencerelerin çokluğu ilk önemli not. Kahramanların bazıları tek boyutlu ve tip (Cengiz, Tevfik, Fikret vb…), bazıları ise çok boyutlu ve karaktere dönüşmüş durumda (Fuat, Edip Melih Bey, Yavuz vb...) Genel anlamda imgeye, çağrışıma yaslanması dolayısıyla kitap bir modern öykü kitabı ama bazı öykülerde geleneksel hikâye özellikleri var; sürpriz, tesadüf ve şaşırtmaca. Yazarın, bilinçli olarak hikâye ile öykü arasında durduğunu, her iki anlayışın imkânlarını da kullanmak istediğini düşündürdü bu kitap bana. Dilinde bir sorun yok. Temiz bir Türkçe ile yazıyor yazar. Anlatımı güçlendirmek adına, şiirin, deneme ve sohbetin imkânlarını kullanırken; söylence ve halk hikâyelerine, psikoloji ve sosyoloji bilimlerine de göz kırpıyor. Bozuk gittiğini düşündüğü pek çok kurumsal yapısı, aslında müesses nizamı eleştiriyor. “Sanatçının gördüğü ve yarattığı sembollerden, toplumun etik yapısı yontulacaktır.” (May, 2019, s. 53) Sanırım bu kurgu dünyasındaki gerçeklik ileride bir gün, içinde yaşadığımız şartlar ve yıllarla ilgili; o dönem insanlarına fikir verecektir.

Kaynakça

ÇELİK, Ö. (2020). Kara Hikaye. İstanbul: Ketebe.

Karakoç, S. (1997). Edebiyat Yazıları I. İstanbul: Diriliş Yay.

May, R. (2019). Yaratma Cesareti. İstanbul: Metis.

Yivli, O. (2019). Öykü Nasıl Okunur. Muğla: Günce Yay.

Ethem Erdoğan - 08.02.2021

,

2725

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin