Hikâyelerin Emanetçisi: Necip Tosun

Hikâyelerin Emanetçisi: Necip Tosun

Hikâyelerin Emanetçisi: Necip Tosun

29.01.2018 - Sueda Kurt
Hikâyelerin Emanetçisi: Necip Tosun

Necip Tosun, bu gün öykü kuramı üzerine yazmış olduğu eserler üzerinde adını sıkça duyuran, öyküye gönül vermiş bir yazardır demek yanıltıcı olmayacaktır. Lise yıllarında başladığı okuma serüvenini, üniversite ve memuriyet hayatında yoğunlaştırarak sürdürmüştür. İlk öyküsü “Yangın” Aylık Dergisinde çıkmıştır. Daha sonra öykü ve yazıları Mâvera, Dergâh, Yedi İklim, Hece, Hece Öykü ve Eşikcini dergilerinde yayımlanmıştır.

Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören ikliminde yetişen Tosun, yazarlık hayatı boyunca öykünün gidişatını, gelişimini, dönüşümünü irdelemiş ve bu konuya katkı sağlamak için pek çok kitap yazmıştır. Doğunun Hikâye Kuramı, Modern Öykü Kuramı, Öykümüzün Sınır Taşları, Günümüz Öyküsü yazdığı kitaplardan bazılarıdır.

Necip Tosun, ısrarla öykü dilinin, kurgusunun, sınırlarını zorlamaya çalışmıştır. Bunu yazmış olduğu öykü kitaplarında net bir şekilde görürüz. Küller ve Uçurumlar, Otuzüçüncü Peron, Ansızın Hayat her biri diğerini geçen, yerinde tekrar etmeyen öykü kitaplarıdır. Bilhassa öykü yazma yolunda yetişmeye çalışanlar için eğitici bir kitap niteliğindeki Emanet Hikâyeler kitabı ise Necip Bey’in en özgün kitabıdır bana göre.

Günümüz problemlerinin başında, hemen her alanda ne kadar değerli birikime sahip olursak olalım bunu, bugünün diline çevirememe sorunu gelmektedir. Emanet Hikâyeleri anlatmaya, buradan başlamalıyız. Kitabın başından sonuna her karakterde, özgün ve mecburi bir anlam arayışı vardır. Bunu hayatta pek çok insan yaşamakta, fakat çoğu vazgeçip sürüklenme yolunu tercih etmektedir. Necip Tosun ise bu kitapla öykünün kurgu yanını bir kenara bırakıp yaşanmışlıklara yoğunlaşmıştır. Tecrübe denen kitaba sarılmış ve kendisi ile aynı derdi paylaşan tarihimiz yazarlarından, kendi yolculuğuna eşlik etmelerini istemiştir.

Her bir öyküde, tarihimizin önemli yazarlarına sadece göndermeler yapmak değil, onların hikâyelerini farklı bir sonla bitirme kaygısı da değildir derdi. Emanet hikâye avına çıkarken yanı başında Kemal Tahir, Ömer Seyfettin, Orhan Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik, Oğuz Atay, Ferit Edgü, Rasim Özdenören gibi yakın geçmişimizin ayaklarını ödünç almıştır. Onların, kendi zamanlarında, yanlarına gidip keşfettiği hikâyeleri, Necip Tosun da inceler. Onların ayakları ve kendi gözleri ile yoksul çocukları, eski yakın dostları, hafızasını kaybetmiş babayı, görür.

Hemen her karakter hepimiz gibidir. Karakterlerin hepsi -zamansız bir kaygıdır çünkü bu-kendine anlamlı bir son, anlamlı bir hikâye bırakma derdindedir. Bu hikâyeye son cümleyi yazma görevini ise şimdiye kadar hep yazarlar üstlenmiştir. Necip Tosun bu görevin bilinci ile hayatın gerçeklerini yaşantılarda aramıştır. Daha önce arayan yazarların bulduklarını da kendi bulduklarını da alır, harmanlar. Hikâyelerdeki hakikat, zamanı aşmıştır, bu sebeple yazar tüm zamanların yazıcıları ile oturur, konuşur, dertleşir âdeta.

Yazar, yalnızca yakaladıkları karakterleri değil, anlamı bulmak için yazarlık serüvenindeki çırpınmalara da dâhil eder bizleri. Bu süreçte, Mesnevi, Kutadgu Bilig, Don Kişot gibi eserlere de tutunmuştur. Kendini bulma, ölüme yaklaşma, var olma kaygısı, dünya dertleri değindikleri konulardır.

Dili her zamanki gibi sade, öz ve akıcıdır. Hayata karşı yakalamaya çalıştığı anlam, zaten şiirselliğin kendisidir. “ Babamın arkasından bakarken içim acıdı. İşte babam, yaşadığına ilişkin ardında tek bir kanıt, iz, anı bırakmadan gidiyordu.” Cümlesinde etkinin abartılı kelimelerde olmadığını görürüz.

İki Damla öyküsünde: “Hiçbir şey biriktirmedi bu yüzden de büyümedi, yaşlanmadı. Aynı yılları yaşadı, aynı yolları gitti. Bu yüzden hep aynı yaşta kaldı.” Cümlesinde aslında özgünlüğün sırrının, yanı başındaki hayatları gözleme gücü ile de ilgili olduğunu görürüz.

Davaları, inançları, hayat görüşü yansır kalemine. Bunu avaz avaz bağırmaz. Sûr Nefesi öyküsünde; “ Ses yumuşacık dokunmuyor, anlam olarak zihnimde dolaşmıyor, hayır bir kamçı gibi iniyor suratıma.” Cümlesinde, kitapları boyunca yaptığı kendine dönütler de vardır. Yaşanılanları emanet etmek isteyenleri, yakalar, yazar, ve içine döner sanki. Bu görevi üstlenmeyene de yazar demez. Şehrin Sesleri öyküsünde günümüzde olması gereken eleştiri üslubunun dersini de zarifçe verir. “ Şoför’ün söylediği Orhan Pamuk ismini ilk defa duyuyordum. Kahvemi bırakan garsona dedim ki “Orhan Pamuk kim?” Garsonun yüzüne tıpkı taksi şoförünün gülüşü gibi muzip bir gülüş yerleşti.” Boşver Sait Abi, Nobel almış, hiç önemli değil, sen ondan daha iyi yazıyorsun…”

Bir Hikaye Kalır Geriye Her Şeyden, öyküsü ile kitabı bitirir. Emanet Hikâyeler, yalnızca öykü meraklısı kişilerin değil, hikâye-öykü ayrımını merak edenlerin de, hayatın sırrını arayanların da başucu kitabı olmaya aday bir kitap olmuş. Alıp, okuyup, sonra? Sonrası Necip Bey’in de dediği gibi, “…bir kadere düşmek ve kardeş olmak acısı ile…”

Necip Tosun

Emanet Hikâyeler

Dedalus Yayınları

176 Sayfa

Sueda Kurt - 29.01.2018

,

1060

Sueda Kurt Hakkında

Sueda Kurt

Fehminaz Sueda KURT. 1993 doğumlu.  Mimarlık yapmakta. Yazarken ve çizerken  yıllardır ne olduğunu bilmediği bir duygu ile hırpalanmakta. Bunun cevabını bulamayacak olsa da yazarak o şeyi  aramakta.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin