Hooop Sen Orda Bi’ Kal 2020

Hooop Sen Orda Bi’ Kal 2020

Hooop Sen Orda Bi’ Kal 2020

06.02.2021 - Necla Dursun
Hooop Sen Orda Bi’ Kal 2020

Felaketlerle dolu bir seneyi geride bırakalı bir ay oldu. Küresel salgın, deprem, yangın-sel-çığ gibi doğal afetler, patlamalar, düşen uçaklar, göçmen krizi, bölgesel savaşlar… Hatırlanmak dahi istenmeyecek bir sürü gerçek yaşanmışlık sığdı 365 güne. “Çok şükür geride kaldı.” demeye ve bittiğine inanmaya duyduğumuz ihtiyacın yoğunluğundan olsa gerek, 2021’e bir sürü görev yükledik. Bir anlamda yeni doğan bebekten piyano çalmasını, amuda kalkmasını bekler olduk. Garibim 2021’in tüm bu beklentilere nasıl cevap vereceği ise merak konusu.

Çoğunlukla yeni bir yıl yeni başlangıçları ifade eder. “Yeni yılda bir yabancı dil öğreneceğim, diyet yapıp kilo vereceğim, bir otomobil alacağım, okulumu bitireceğim, bir enstrüman çalmayı öğreneceğim.” gibi bir çok karar alınır. Bunların yanı sıra basın yayın organlarında eski yılın muhasebesi yapılır. Ülke gündeminden sokaktaki gelişmelere, spor alanından ünlülerin hayatına, ses getiren yapımlardan yılın en çok konuşulanlarına kadar uzayıp giden listeler oluşturulur. Tam da bu tanıma uygun bir yapım bu yazımızın konusu olacaktır.

“Çok yakın” tarihimizi yani 2020 yılını konu alan, gerçek görüntüler eşliğinde mizahi bir yaklaşım ve efektlerle alışılmışın dışında “motor” diyen “Death to 2020- Bit Artık 2020” isimli 70 dakikalık yapımın ilk gösterimi 2020’nin son haftası gerçekleşti. Yapımda ünlü isimler hayali karakterleriyle yer almış.

“Tarihçi” rolündeki İngiliz oyuncu Hugh Grant’in zamanın acımasız eliyle günümüzdeki halini görmek izleyiciye “Vay be, ne hale gelmiş.” dedirtirken tanıyabilene aşkolsun. Grant’ın aksine yaşlanmazlık iksiri içmiş gibi görünen Samuel L. Jakson’ın güldüren mimik ve tepkileriyle yapım içinde görmek izlemeye ivme katan bir unsur olmuş. Hele “sıradan vatandaş” rolündeki Diane Morgan öylesine gerçekçi ki, günlük sıradan bir sohbetin gizli kamerayla kayda alındığını düşündürecek gerçeklikte. Aklı bir karış havada laborant rolündeki Samson Kayo’nun “floss dansı” ise yapımın eğlenceli sahnelerine imza atmış.

Film, “Black Mirror” un prodüksiyon şirketi tarafından Netflix orijinal yapımı olarak, “mockumentary” yani “sahte belgesel” türünde hayata geçirilmiş. Bilindiği gibi “Black Mirror” bir dizi film ve konusu sezonlarca süren bir aksiyon içermekte. Bendenizin Netflix dizileri ile tanışmasındaki ilk kilometre taşı denilebilecek dizinin senaryosu; yeni teknolojilerin getirileri, değişen sanat, medya, siyaset anlayışı çerçevesinde her bölümü birbirinden farklı kurgusuyla dikkat çekmiştir. İzleyici; “Senarist bunu nasıl düşünmüş, bu bağlantıyı nasıl kurmuş, bu bağlantı için bölümler evveline yatırım yapmayı nasıl akıl etmiş?” diye düşünürken, dizi bir satranç oyununun ileri hamleleri gibi akar. “Death to 2020- Bit Artık 2020” nin tanıtımlarında tam da bu nokta üstünde durularak; “Black Mirror” yapımcılarının bile aklına gelmeyecek felaketlerle dolu bir yılın anlatılmakta olduğuna dikkat çekilerek doğru bir kanaldan seyirci yakalanmaya çalışılmış.

Şaka Gibi Gerçek

Bir saçmalığın mı yoksa Jim Carrey’in ünlü filmi “Turuman Show” un mu içinde olduğumuzu anlamaya çalışarak geçen 2020 için “Nasıl da çektirdin bize!” cümlesinin beyaz cama yansımasını görmek aynı zamanda da gülmek istiyorsanız bu film sizin için biçilmiş kaftan. 2020’ye güleceğimiz hiç aklımıza gelmezken bu belgesel türünü seven ve ilgi duyanlara keyifli bir seyirlik olmuş. Hatta bu türü ilk kez izleyen amatör izleyici için bile memnun edici.

Hayali/temsili görüntüleri, sesleri ve röportajları gerçekleriyle harmanlayarak izleyiciye sunan yapımda, derine inmeden basit ve gerçekçi yaklaşımda bir üslup benimsenmiş. Hangi ünlü ismin karakterize edildiği hususunda (bazen) güçlük çekilse de, benimsenen basit anlatım tarzı bu noktayı absorbe ediyor.

İlk sahnelerde Avusturalya’daki yangına yer verilmiş ve yangın; radikal, öfkeli ve insanlığın en eski düşmanlarından biri olarak tanımlanmış. Ardından aynı tarihlerde yeryüzünün soğuk coğrafyasında gerçekleşen dünya liderler zirvesine ait görüntüler yer almakta.

Davos’ta gerçekleşen zirveye damga vuran genç kız Greta Thunberg’in konuşmasından etkilenerek dünyanın geleceği için önlem almaya karar verdiğini söyleyen bir teknoloji şirketinin multi milyoner CEO’sunun, olası felaketlerden korunmak için Yeni Zelanda’da “dağ” satın alarak içini oydurduğunu, güvenlik tedbirleri eşliğinde orada yaşamakta olduğunu söylemesi karşısında; belgeselin niteliğine aşina olmayan profildeki izleyicinin hayrete düşmesi hayli olağan. Bu duruma sebep, sahte belgesele ustaca eklemlenen mizahın etkisi olsa da asıl şaşkınlık devamında gelen şu replikle zirve yapabilir; “Dağ satın alıp içini oydurduğunuz için insanlar size bencil demiyor mu?” “Bilmiyorum, burada ses yalıtımı var.”!!??

Gerçeklerin şakayla karıştırılarak servis edildiği filmde enteresan karakterler var. Örneğin; işittiği her şeyi o anda reddeden, işine gelmeyeni yok sayarken, dün ak dediğine bu gün kara diyen siyasetçi tiplemesi yeryüzündeki bütün politikacıların özeti gibi. Trump dönemini TV dizisi zannederek izleyen, sokağa çıkma yasaklarıyla evde kalmak zorunda ve sürekli Zoom’dan toplantı yapmak zorunda kaldığı için gerçek hayatında da donma yaşayan sıradan vatandaşın yeryüzündeki büyük bir kitlenin temsilcisi olması gibi. İlginç tepkileriyle güldüren laborant ve “your majesty” hitabını duymayınca soruları da duymazdan gelen Kraliçe Elizabeth canlandırması bu karakterlerden sadece birkaçı.

Eleştiri Namına…

2020 yılında yaşanan ve derin izler bırakan olaylar henüz çok taze. Bu sebeple, yapımın güldürürken düşündürme safhasına geçmesi için; biraz zaman geçmesi, yaşananların hafızalarda damıtılması ve daha net görülmesinin ardından tekrar izlenmesi gerekli gibi. Eğer böyle olursa beklenenden daha fazla keyif vereceği, hiciv içeren cümlelerin anlamını daha kolay bulacağı söylenebilir. 20-30 yıl sonra bu yapımı izleyen birine; “Yok daha neler, bunlar 2020’de gerçekten oldu mu?” dedirtecek, arşivlik bir yapım olmuş “Death to 2020- Bit Artık 2020”.

Büyük bölümünün Amerikan seçimlerine ayrılması, dünyada gerçekleşen diğer olaylara yeterince zaman verilmemiş olması (ne yazık ki) bir handikap olmuş. Çeşitli ülkelerden çeşitli absürtlükler eklense imiş daha kapsayıcı daha global bir işe imza atılmış olunabilirdi. Böylelikle ilk yarının tekrarı gibi olan ikinci yarıda seyircinin izlemeyi bırakma ihtimali absorbe edilirdi. Çünkü ikinci yarıda “Çamaşır suyu ve gün ışığı virüsü yok eder diyen Trump gitti, Biden geldi ve kurtulduk.” gibi bir anlatımla zaman tüketildiğinden, izleyiciye bıkkınlık vererek yapımın sadece USA için kaydedildiği izlenimi uyanmakta.

Birçok alanda var olmaya çalışan, yılda 16 mio USD kazandığını söyleyen Y kuşağına ait tiplemenin versiyonları üzerinde durularak, bu konuda dünya çapında dikkat çeken gerçek örneklerin sayısı arttırılabilirdi. Ne de olsa salgın dijital çağın başları denilebilecek bir zaman diliminde hayatımıza girdi. Teknoloji ile ilgisi olmayan (mecburen) ilgi kurdu. Tüm uzak tutma çabalarına rağmen ebeveynler çocuklarını teknolojinin kucağına bırakmak zorunda kaldı. Çünkü eğitim almanın başkaca yolu yoktu. Evde ekmek yapanların sayısındaki artışla insanlar kendisini dinleme ve tanıma fırsatı buldu. Bir çok konuda farkındalık oluşmasına sebep olan 2020’de kayda değer öylesine çeşitli konu var ki yapıma dahil edilebilecek, bunlar sadece bir kaçı. Üzerinde zaman harcansa, gerekli araştırma yapılsa, mahir ellerde bir sıraya konulsa eldeki malzemelerle saatler sürecek bir yapıma imza atmak zor olmaz.

Sonuç

Netflix’ in “Hatırlamak istemediğimiz yılda asla unutmayacağımız bir komedi.” cümlesiyle tanıtımlarını yaptığı belgesel film sayesinde ağlanacak halimize gülüyoruz. Covid-19 virüsünün Play Station-2’ye ait uzaylı basketbol topuna benzetilmesi, yarasaların konuşmaması sebebiyle virüsü insanlara nasıl bulaştırdıklarının öğrenilemediğini söyleyen yapımın ikinci bölümü çekilebilir. Hatta bu yapımın Türkiye versiyonu çekilebilir. Ülkemiz bu konuda bir menba gibi. Ünlü bir dolandırıcının cezaevinde "Alın teri ile Yaşamak" konusunda verdiği konferansı, bir TV'de programının sunucusunun kendi yaptığı ıspanaklı krepten zehirlenerek hastanelik olmasını, dünyaca ünlü rapçi Eminem'in tişörtlerini satan işportacı; "Eminem'e gel!" diye bağırdığı için annesinin adı “Emine” olan bir kişi tarafından öldürülmesini yaşamış bir halkız biz. Tüm bunlar 2020’den önceki tarihlerde oldu evet ancak neredeyse “dünyanın bile dönmeyi bıraktığı” 2020’de Türkiye’de yaşananlar kolaylıkla bir belgeseli oluşturacak çoklukta.

Ne de olsa; yeryüzünün sessizleştiği, kafamızın içindeki sesi dahi duyabileceğimiz kadar az sosyalleştiğimiz bir yıl olarak 2020 için söylenecekler bitecek gibi eğil.

“Death to 2020- Bit Artık 2020”.

Süre: 70 dk

Netflix Orijinal Yapımı

Yapım Yılı: 2020

Necla Dursun - 06.02.2021

,

1698

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Yorumlar
  • Resul Bulama 2021.02.06 15:17

    Ülkemizde şaka ile gerçeği birbirinden ayırmak her zaman güç. İroniye yatkınlığımız bu yüzden belki de. Bir çok konuda çok amatörce davranırken espri konusunda üst düzey bir anlayışa şahit oluyoruz daima.
    Bu dolaylı anlatım daha güçlü iz bırakıyor elbette. Bu izleri kitaplarda, detaylı aktarmış olduğunuz belgesel gibi yayınlarda takip etmemiz mğmkün. Tabii şaka ile gerçeği karıştırmadan. Karışınca ayırması zor oluyor çünkü...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin