Hüzün Vesikası

Hüzün Vesikası

Hüzün Vesikası

25.04.2016 - Gülnaz Eliaçık
Hüzün Vesikası

Bir şiir geçiyor içimden kalkıp kapısını açasım var ama ayaklarım yürümüyor. İnsan kaç kez kötürüm kalır yürürken diz/e/leriyle? İnsan kaç kez kayıp düşer bir şiirin içinden; çok kez, birçok kez, bazen bir kez, bütün çoğullamalara denk düşen tek bir kez!

Sümeyye Şeker, şiirlerinde yürürken yer yer kötürüm kalan, dizelerinin üzerine düşüp kapaklanan ama kalemin ve kelamın peşini hiç bırakmayan bir kalem. Yarasına harf basıyor şair burada, merhemler kâr etmez kelime kesiklerine, beklemek derdine tutulduğumuz günden beri hiçbir imlâ kuralı derdimize çare olmadı. Noktaladığımız yerden büyük harfle başladık tekrar, virgüller ömrümüzün gediklerinde saklambaç oynarken kelimelerden birini sobelemek namına, birçok kez günahsız dizelerin kalbine kalem batırdık. Masumduk ve temiz, tertemiz! Ne olduysa yaşarken oldu anlamadan, bilmeden, farkında olmadan…

Meryem değildik şairin dediği gibi; doğurmak kalbimize kalmıştı ve sancısı bir ömür alnımıza kazınmıştı!

Bir yara kaça ayrılır?

İnsanı bir bütün olarak ele alıp, beş duyu organıyla tarif ettiğimiz günlerdi. Hiç kimse hissettiklerimizin altıncı uzvumuz olduğunu öğretmedi. Tüm formüllere inanıyor, bilime tapıyor, ispatı olmayan her şeyi reddediyorduk. Ezberliyorduk, durup dinlenmeden ezberliyor çoktan seçmeli kâğıtların arasında kaybolup gidiyor, yarasız son günlerimizi yaşıyorduk. Sonra bir gün kalbimizin farkına vardık; şiirin, kelimenin, ruhumuzun, nasıl ağır bir balkon gölgesi olduğunu gördük. Ve korktuk! Çünkü ruhumuzun bütün parmaklıkları pas tutmuştu, direnç alamıyorduk içimizden, yaslansak hani bir şiirin omzuna parmaklıklarından başlayacak sanki yıkılmaya. Yuvarlanıp gideceğiz boşluğa ve yaralarımız lime lime olacak, şiirlerden şiir beğeneceğiz bahtımıza: “Bir kırgınlıktan başka neyim kendime1 diye soran kalemin hesap defteri çıkacak sayfalar arasında karşımıza. Ne çok borcu varmış yaralarına diyeceğiz, ah ne çok!

Bekleyiş Vezinleri’ni elime ilk aldığımda Sille’de ahşap bir konağın odasında göz gözeydik, şiirin şairi mahcup, gözleri ışıl ışıldı. “Ayaklarımızda yürünmüş yollar2 bir gök kuşağına selam durmuştuk, mezarlara dua okumuş, rahmetin kalbinde içimizi yıkamıştık. Dünyanın sesine kulak tıkamış sadece şiiri dilemiştik. Şairin kitabında geçen, Mesnevi okuyan kuşları Konya’nın gök kubbesinde görmüştüm. Bu bakımdan kitapta şairi ağırlayan şehrin etkileri görülüyor yer yer. Konya’nın nefesinde, bir dergâhın aynasından geçip yol almış dizeler kendine.

Kalem, kırık cam kesiğinden sözler bezemiş diline, üflemiş sonra sayfaların kuytusuna, elleri hüznün nabzını tutuyorken kelimelerin tenhasında aşk geçmiş ağzının kenarından. Şiir, görmüş onu ve yazmış: “iyiliktir diyorum seninle bakmak dünyaya/beraber ağlamak iyiliktir…”3

Sayfalar arasında, bir kadının evinin sahibi olma telaşı alıyor şiiri, çocuğunun annesi; öyle çok kadın var ki bu ülkede kalbi yara almış delik deşik, ama sürekli kendi ayakları üzerinde durmaya zorlanmış başka şansı kalmamış ve en sonundayaralarını kendine perde yapmış… Görünmesin demiş çekin perdeyi, az sonrası gün ışığı biliyoruz, kalem yazmış işte gerçeği:“Lütfet Rabbim çözeyim aklımın iplerini/Lütfet evime döneyim”4

Çürümüş Hüzün Cesetleri

Diyorum ki bugün doğmuş olsaydık, yanımızda yürüyen bir geçmişimiz olmasaydı ya da yetişmeye çalıştığımız bir gelecek, her şey daha kolay olurdu. Şiir yazmak da daha kolay olurdu belki ama kalbimize, yazılanların ne kadarı girip kendine yerleşik bir mekân edinirdi şüpheli elbet. Bugüne sahip çıkamadığımızın hüznünden belki bunca dertli söyleyişlerimiz, bugünü kendimize ait hissedemediğimizden. Hissetmek demiştik altıncı uzvumuz işte, öğretilmedi bize, çok şey kaybettik bu yüzden. Kayıplarımızın seceresini tutmak için yazıyoruz durmadan veya uzun soluklu duraklar vererek kaybettiğimize inanıyoruz. Kabullenmek zor bir mesele, çünkü“büyük harflerle konuşuyor dünya4

Bekleyiş Vezinleri’nin yolunda yürürken çürümüş hüzün cesetleri çıkıyor karşıma: biri “beklemenin en iyi şiiriydim ben/bilmediniz”5 diyor, bir diğeri “hesabı yanlış tutulmuş bir defterim”…6 Hepsi yakama yapışıp hesap soracak sanki!

Şairin kaleme aldığı tüm şiirler beklemek şarkısının nakaratı ve hâlâ yazıyor olmasıümitvâr oluşunun bir kanıtı. Nihayetinde çürümüşte olsa tüm cesetler “Kûn fe yekûn” ile çürümüşlüklerini bertaraf edecekler.

Kitabın kapısından içeriye alındığınızda öyle güzel bir soru karşılıyor ki sizi o sayfada kalıyorsunuz bir müddet, adının beklemekle başlamasına şaşmamak gerek diyorum, şairin cevabı belli ben kendi cevabımı kalbimce not düşüyorum:

İnsan bu kadar beklemek biriktirmişse ömründe, kendinden öte nereye gidebilir sahi?

1 Bekleyiş Vezinleri Yedi İklim Yayınları Syf.38

2age,s.15

3 age,s.15

4 age, s.14

5 age, s.14

6 age, s.30

Bekleyiş Vezinleri

Sümeyye Şeker

Yedi İklim Yayınları

68 Sayfa

Not: Bu yazı Siyah Sanat dergisinin 15. Sayısında yer almıştır.

Gülnaz Eliaçık - 25.04.2016

,

1299

Gülnaz Eliaçık Hakkında

Gülnaz Eliaçık
1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin