Hz. İbrahim’in Ayak İzlerinde Ortadoğu

Hz. İbrahim’in Ayak İzlerinde Ortadoğu

Hz. İbrahim’in Ayak İzlerinde Ortadoğu

08.08.2016 - Sait Alioğlu
Hz. İbrahim’in Ayak İzlerinde Ortadoğu

“Ortadoğu’yu tartışmaya başlayınca insanlar geçici bir süre için delirirler” (Thomas Freidman)

Vahyi hakikatten, efsane, mit ve hurafeye değin, yüzlerce yıldır birçok peygamber hakkında anlatıla gelen ve çoğu da hikâye şekline bürünen söz yığınına bakıldığında, konu Hz. İbrahim(a) ve adına galat ve çarpıtma bir şekilde batılılar tarafından Ortadoğu denilen koca coğrafyamız söz konusu olduğunda, hem bizim coğrafyamızın, hem İslâm dünyasının ve hem de tüm dünya insanlığının hikâyesi anlatılmış olurdu…

Onunla birlikte, günümüze büyük anlatılar olarak okuyabileceğimiz üç semavi dinin ve hatta kurucu kadroları açısından çoğunun Musevilik/Yahudilik çevresinden geldiğini bildiğimiz birçok ideolojinin bile iz sürdürücülüğünün Hz. İbrahim(a)’e dayandırıldığı vaki ise, onun Allah’tan aldığı vahiyle oluşup, en son İslâm olarak zihinlerimize kazınan ‘en büyük anlatı’nın müntesipleri olarak Ortadoğu’nun hikâyesi içerisinde tuttuğumuz yerin önemini bilmemiz gerekmektedir.

O bizim atamız olarak bilinir ve onu o şekilde değerlendiririz. Onu bize ata olarak takdim eden âlemlerin sahibi ve halıkı, yani yaratıcısı olan Allah’tır. Onun bize ata olarak takdim edilmesi, batılı bilimsel verilere göre anlamsız ve gerçeğe aykırılık içerir. Bununla birlikte, biz birçok bilimsel verinin yanılsama olduğunu görürüz. Sondan söylersek, modern anlamda bu ırk olgusu büyük oranda Darwinizm’e, evrim teorisine dayanır. Klasik anlamda ise,türüne özgü bir yanılsama bulunmaktadır. Hakikatte ise, Arapça bir kelime olmakla birlikte, ırk kelimesinin kavram ve konu olarak Kur’an’da geçmediğini, onun yerine; ”aşiret, kabile, kavim, ümmet, millet vb.” kelimeler türevleri ile birlikte geçer. Kanımızca ırk, insan dışında bulunan ve bir canlı varlık olan hayvanların türünü belirlemede başat bir işleve havidir. Örneğin; Merinos ırkı, Karaman ırkı gibi…İşte ırk konusuna böyle bir yaklaşımda bulunduğumuzda Hz. İbrahim’in üç semavi dinin mensupları için ortak ata olduğu mevzuu da anlam kazanmış olur…

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız üzere Ortadoğu üzerinden hikâyemizin içeriğine baktığımızda, insan olarak dünya üzerinde ilk adımlarımızı attığımız ve biz Müslümanlarla birlikte bu topraklar üzerinde, bir nevi doğal sözleşme metnini birlikte yaşamak adına imzaladığını gördüğümüz ve kendilerini dinleri üzerinden Hz. İbrahim(a’)’e nispet eden diğer topluluklarla birlikte yaşama pratiğine bakıldığında, bir kısmı, ilgilisi tarafından ‘sözde’ Müslümanlaştırılan modern argümanların, anlatıların, ideolojilerin hiçbir gerçeklik payı olmadığını görebilirdik…

Bu konuda, İslâm doğal olanı, diğerleri ise, ‘ilgilisi tarafından’ şayet İslâmileştirilmiş olsa bile yanlışı içerirdi. Zaten yanlışı içerdiklerinden ötürü, kendi coğrafyamız bir yandan Oryantalist bir yaklaşımla ‘Ortadoğu’ adı altına tahdit edilmiş oluyordu ve bir yandan da içeriği acı dolu bir hikâyeyi yaşamaya mecbur bırakıyordu. Böyle bir kafa karışıklığına ve karmaşaya rağmen, eskilerinde vurguladıkları üzere, onun yerine ‘yeni ve yerinde’ bir tanımlama getirilmediği sürece galat-ı meşhur ifade nev’inden olacak şekilde, bölgemizi Ortadoğu olarak tanımlayabilirdik sonuçta…

***

Dünden bugüne direkt Ortadoğu mevzuu ile alakalı ve bir açıdan da dolaylı olarak başta Türkiye olmak üzere birçok Müslüman ülke bağlamında varolan ‘oryantalist çabaları açımlamaya yönelik’ birçok bilimsel/akademik çalışma yapılmış, makaleler, kitaplar kaleme alınmış, sempozyunlar, konferanslar verilmiş, istatistiksel belgeler vücuda getirilmiştir. Bunlar içerisinde en önemli yeri kitapların aldığını söyleyebilirdik. Kaleme alınmış bu kitapları sınıflandırdığımızda; önemli bir kısmının salt oryantalist çabalara katkı sağlamak adına kaleme alınanlar, bir kısmının da, sözde, salt sınıf savaşı üzerinden emperyalizme karşı durulduğu savıyla sol cenahın ilgililer tarafından kaleme alına,n ama onunda nihayetinde, kendi oryantalizmini doğurduğunu gördüğümüz kitaplar, geri kalanların ise İslâmi bir duyarlıkla Müslümanlar tarafından kaleme alındığını söyleyebilirdik…

Yukarıda üçüncü kategoride saydığımız bu eserlerden birisi, Çıra Yayınları tarafından yayımlanan ve hem araştırmacı yazar ve hem de milletvekili sıfatıyla kamuoyu tarafından yakından tanınan bir şahsiyet olan Altan Tan’ın kaleme almış olduğu “HZ. İBRAHİM’İN AYAK İZELERİNDE ORTADOĞU” adlı çalışmadır.

Altan Tan, yukarıda da kendi adımıza galat-ı meşhur bir ifade olarak kullanma gereği duyduğumuz Ortadoğu kavramından hareketle ve bu toprakların atamız sayılan Hz. İbrahim’in ayak izlerini sürerek, bu topraklarda yer tutmuş bulunan kavimlerini, dinlerini, inançlarını, hayat mücadelelerini sistematik bir şekilde, grafik ve haritalarlla süslemekte olup ifrat ve terfide kaçmadan olduğu gibi vermekte ve günümüzü ilgilendiren konuları makale bazında serdetmektedir.

Konuya, kaleme aldığı önsözün bir yerinde şunları söylemektedir; “Konu tek başına bir kitaba sığdırılmayacak kadar geniş ve karmaşık. Elinizdeki kitap tek başına bir dinler, mezhepler ve Ortadoğu tarihi kitabı olmadığı gibi bir sosyoloji, siyaset veya Ortadoğu üzerine tezler kitabı da değil. Ortadoğu’nun özetin özeti bir şekilde dününü, bugününü anlatan ve yarınlar için de projeksiyonlarla bulmaya çalışan bir çalışma. Bir başka ifade ie Ortadoğu’nun doğru anlaşılabilmesi için bir ‘Ortadoğu’ sözlüğü’.”

Bu doğru ve yerinde ifadeleri okuduğumda aklıma kırk-elli yıl öncesinde, o dönemki adıyla “Dünya İslâm Teşkilatı” tarafından basılmış ve Türkçeye dönemin önemli bir Diyanet mensubu tarafından tercüme edilmiş bir kitabın Türkiye ile ilgili okuduğum propagandist, ajitatif ve kahramanca(!) ve yiğidâne(!) ifadelerini hatırladım. Kısacası mevzu şuydu; adı geçen teşkilatın genel sekreteri sıfatıyla Pakistanlı İn’amullah Han tarafından kaleme alınan ve adı “Bugünkü İslam Devletleri ve ülkeleri” adlı “küçük boy ‘resimsiz’ ansiklopedi” şeklinde ülkelerle ilgili bilgiler verilirken, eserin Türkiye sayfaları nedense İn’amullah Han tarafından değil de, mütercim tarafından ülke ve tarihi adeta ‘şaha kalkmışçasına’ anlatılıyordu; bin yıllık İslam söylemi vs…

Ama nedense, eserde irili, ufaklı tüm Müslüman halklar, ‘uluslar’ varken, Kürtlerden hiç mi hiç bahsetmiyordu. Sadece, konuşulan diller bağlamında, Irak’ta bir avuç Kürt’ten bahis açılmıştı o kadar. O da acaba tercümenin gadrine uğramış mıydı dersiniz…

Demek ki, her konuda ifrat ve tefrit iyi ve hayırlı bir şey değildi… Yukarıda vurguladığımız üzere Altan Tan’da “Ortadoğu tanımlamasını ilk olarak kullananlar Batılı’lardır. Ortadoğu kelimesi, dünyanın merkezini ‘Batı’ olarak kabul eden bir düşüncenin ürünüdür.“ (s. 27) diyerek konuyu vuzuha kavuşturmaktadır. Keza Batılıların Ortadoğu tanımlaması, başta coğrafi olarak Batıya kıyasla doğuda konumlanmış bulunan tüm kavimleri ve onların elde tuttukları müktesebatları içermekte olup, büyük oranda semavi dinler kategorisinde bulunmayan Çin, Kore, Japonya gibi ülkelerin üzerinde bulunduğu ve salt Asya’nın doğusunu oluşturduğundan olsa gerek, Bu bölge Batılılar nezdinde “Uzakdoğu” kalıbı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Kuzey Amerika, ya da Güneydoğu Asya ne kadar sat coğrafi bir anlam ifade ediyorsa, Ortadoğu ve Uzakdoğu ise bir o kadar ideolojik bir konumlandırma içermekte…

Altan Tan Ortadoğu kavramının çıkışı üzerinden hareketle Ortadoğu’nun sınırlarını tartışmaktadır. “Ortadoğu’nun kapsadığı alan ve hangi ülkeleri içine aldığı, kısaca sınırları ile ilgili olarak farklı görüşler mevcuttur.” (s.20) diyerek, konuyu şu ifade ile neticelendirmektedir;“Ezcümle esas Ortadoğu, Hz. İbrahim’in ayak izlerinin olduğu yerlerin adıdır denilebilir.” (s.21) Türkiye’nin bir Ortadoğu ülkesi olup olmadığı konusunda gerek Türk laik, sol, liberal çevrelerle hemen hemen aynı kodlara sahip bulunan Kürt laik, sol çevrelerinde konu ile ilgili yaklaşımları da aynı minvalde sürmektedir. Çoğu kez CHP’li ve HDP’li elitlerin Ak Parti’nin ve özellikle de Erdoğan’ın söylem ve politikalarına yönelik olarak ‘Ortadoğu bataklığı’ tanımlamaları, varolan kodların aynılığına işaret etmektedir.

Altan Tan’da bu çelişkiyi her iki kesim açısından belirtmekte ve “Sonuç olarak kim ne derse desin, en azından coğrafyasının ve vatandaşlarının çok önemli bir bölümünün kökenleri ve aidiyetleri açısından Türkiye bir Ortadoğu ülkesidir.” Ve “Ortadoğu, tarihin bilinen ilk yıllarından beri dünyanın en önemli bölgesidir. Bu öneminden dolayı Ortadoğu, tarihin ilk dönemlerinden itibaren dünya hâkimiyeti kurmak isteyen tüm güçlerin rekabet ve mücadele alanı olmuştur.” (s.25) tespitinde bulunmaktadır.

Burada bölgenin kendi öznel şartlarından hareketle önemli olduğu gerçeği çıkardı. Birde Altan Tan’ın dile getirdiği aidiyet olgusu, salt coğrafya, kültür ve etnik ve kavmi mülahazalardan ziyade İslâm inancına dayanmakta ve onun üzerinden Hz. İbrahim ile bütünleşmektedir. Bunlarla birlikte, Ortadoğu’yu Ortadoğu yapan birçok doğal unsurla birlikte, bu unsurların harekete geçirilmesinin birer ürünü olan verilerde söz konusuydu… Konu Ortadoğu, dolayısıyla da Türkler(Osmanlı) ve Kürtler olunca, bu konuda modern dönemde karşılıklı olarak üretilen ve büyük çoğunluğu da ulusalcı Saiklere dayanan birçok mülahaza ileri sürülmekte ve bilgiler tabiri caizse havada uçuşmaktadır. Bu işin ulusalcı Kürt tarafında en çok İdris-i Bitlisi fenomeni açık ara ile öne çıkmaktadır. Solcularından ziyade muhafazakâr Türk kesimi, Osmanlı-Kürt ittifakının oluş sürecinin Şia baskısına denk geldiğinden ötürü, Sünnilik düşüncesi üzerinden bu ittifakı makul, gerekli ve ‘imani’ bulurken; muhafazakâr Kürtlerden ziyade solcu Kürt kemsinde İdris-i Bitlis’ye karşı ağaçıkbir düşmanlık belirmekte olup bu düşmanlığı biz çok rahatlıkla İslâm düşmanlığı olarak tanımlayabilirdik… Altan Tan’da bu konuda kayda değer şu ifadelerde bulunmaktadır; Modern çağdaki Kürt ulusalcı-milliyetçi aydınların önemli bir kısmı İdris-i Bitlisi’yi ‘Kürtleri satan bir işbirlikçi’ olarak göstermektedirler.” (s. 79) Devamında ise, o aydınların bu zata karşı kullandıkları ‘Bitlis’in iblisi, yani şeytanı’ ifadesini haksız bir suçlamayı içerdiğini,”Olayların gerçek yüzü belgeler ışığında aydınlandıkla bu haksız suçlama terk edilmekte…” tespitinde bulunmaktadır.

Yazarın kendi ifadesiyle bir Ortadoğu sözlüğü hükmünde bulunan eser, içerdiği ansiklopedik bilgilerin büyük çoğunluğunun, çeşitli kaynakların incelenmesi sonucunda elde edilebilir bir özelliğe sahip olmakla birlikte, günümüz bilimsel disiplinlerinin, konu ile ilgili yorumları eseri okunur kılmaktadır. Birde yazarının iktidar partisi karşıtı olan siyasi bir partinin milletvekili olmasına bakıldığında, muhalifliği elden bırakmayıp –muhalefet aslında herkes için tabii bir haktır- Ak Parti ve Erdoğan eleştirilerinde gayet anlaşılır ve adeta salt bilgi verici bir üslup kullanmakta ve bazı konularda ise-Hizmet Hareketi ve F. Gülen hakkında- salt kendi görüşünü değil de Ali Bulaç’ın “Bu işlin kazananı olmayacak” meyanında ifadesini tercih etmekte. Buna da siyaset ve eserin içerdiği bilgiler açısından bir daralmadan ziyade geniş bir okur kitlesine ulaşabilme düşüncesidir diyebilirdik.

Hz. İbrahim’in Ayak İzlerinde Ortadoğu, Altan Tan, Çıra Yayınları, 1.Baskı Mayıs 2016 İst.

Sait Alioğlu - 08.08.2016

,

1165

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin