Hz. Muhammed'i Doğru Anlamak - İbrahim Sarmış

Hz. Muhammed'i Doğru Anlamak - İbrahim Sarmış

Hz. Muhammed'i Doğru Anlamak - İbrahim Sarmış

31.10.2011 - Yakup Çak
Hz. Muhammed'i Doğru Anlamak - İbrahim Sarmış
Hz. Muhammed’in en güzel anlaşılması noktasında belki de en öncelikli olan, O’nun insani boyutunu çok iyi anlamaktan geçiyor. Çünkü günümüz Müslümanlarının da oldukça abartılı yüceltmelerinin de etkisiyle, O’nu sanki yarı tanrı durumuna çıkarmaktan, örnek alınamayacak şekle sokmaktır. Bu da O’nu yüceltmek yerine, asıl amacının göz ardı edilmesiyle sonuçlanmaktadır.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekmektedir ki, Hz. Muhammed’i Doğru anlamak kitabı, Hz. Muhammed’in insani yönünün tanıtılması konusunda, bu güne kadar ki ezberleri bozan bir çalışmadır. Bu da yaklaşım noktasında, tamamen objektif bir bakış açısı ile okunmasını gerektirmektedir. Çünkü bu güne kadar, sahih hadis olarak okuduğumuz ve sahih rivayetler olarak bildiğimiz birçok hadisin, Kur'an la bağdaşmadığını okuyucuya sunmaktadır. Belki de bu zamana kadar, Hadis Âlimlerinin yapmadığı bir öz eleştiriyi, bu kitap sayesinde yapma gerekliliğinin önemi görülebilir. Zira tamamen Kur'ani bir yaklaşım ile konular ele alınıyor.

Zaten yazarda bu konuda okuyucunun objektif olarak kitaba yaklaşmasını özellikle ifade etmektedir. “Hz. Muhammed’i doğru anlamaya çalışırken, etrafında örülen örümcek ağlarını dağıtmaya ve öteden beri yanlış anlaşıldığına inandığımız bir takım konulara açıklık getirmeye çalışacağız. Bunu yaparken tabulaştırılmış kimi önkabullerin sarsılacağından veya yıkılacağından, bazılarının dünyevi ve uhrevi kimi beklentilerinin yanlış ve ya boşuna olduğu anlaşılacağından, tutundukları dalların ellerinde kalmasından veya su sandığı şeylerin serap olduğunu görmekten, kısacası ezberleri bozacağından, gerek bilgi eksikliği veya yanlışlığı sebebiyle, gerekse muhafazakârlık ve peygamber sevgisi adına hem de üç dinin mensuplarından hoşnutsuzluğun, muhalefetin ve tepkilerin olacağını biliyoruz” diyerek, bu güne kadar yapıla gelen, bir takım yanlışların tespitini göstermektedir.

Allah’ı doğru anlamak, Kur'an’ı doğru anlamak, Hz. Muhammed’i doğru anlamak olmak üzere üç aşamalı bir çalışmanın gerekliliği düşünülmüş. Bunların birisinin anlaşılmasının diğerlerinin de anlaşılması olduğu gerçeği göz önünde tutularak, sondan başlanmıştır. Zira Hz. Muhammed’in bütün hayatının Kur'an olduğu gerçeği, onun anlaşılması, Kur'anın anlaşılması olacağından, Kur'an’ın anlaşılması ise Allah’ın anlaşılması olacağından, Hz. Muhammed’in doğru anlaşılması O’nun bir insan olarak örnek alınması gerektiği için doğru anlamaya çalışmanın, Hz. Muhammed’i doğru anlamaktan başlanmıştır.

Öncelikle Hz. Muhammed’i bir insan olarak tanımak gerekiyor. O’nu olağan üstü vasıflarla donatılmış bir peygamber olarak tanımak, şüphesiz ki O’nu rehber almayı da güçleştirecektir. Bu kitapta öncelikle bu algılamanın bir analizi yapılmaktadır. Çünkü insan ancak tanıdığı birisi sevebilir ve tanıdığı birisini ancak kendisine örnek alır. Burada mitolojik anlatımların, O’nu yanlış anlamaya sevk ettiği için, diğer unsurlarında tabi olarak yanlış anlaşılacağı anlatılmaktadır.

“Kur'an’ın anlattığı Hz. Muhammed’i anlamak kolaydır. Çünkü Kur'an’da Hz. Muhammed yalın ve net bir şekilde anlatılmaktadır. Duha ve İnşirah surelerinde belirtildiği gibi, yetim iken barındırılan, gerek servet, gerekse vahyin verdiği bilgi bakımından fakir iken zenginleştirilen, bilmediği hidayet yoluna iletilen, içi İslam’a ısındırılan ve belini büken cahiliye hayatı sıkıntısından kurtarılan, Allah’tan vahiy alan, onu insanlara tebliğ etmesi emredilen ve tebliğ eden, onunla uyaran ve düşmanlık yapanlara karşı onunla mücadele eden, bu yolda türlü tepkilere, düşmanlıklarla ve zorluklarla karşılaşan ve hepsine karşı sabretmesi emredilen, bunun karşılığında ücretini yalnız Allah’tan bekleyen, kendisine inanmış kişilerle beraber açlık, tehdit ve boykotlara maruz kalan, muhaliflerinin inanmakta direnmesi karşısında zaman zaman içi daralan ve canı sıkılan, ama sonucun başladığı durumdan daha iyi olacağı müjdelenen, yaşadığı toplumdan ümitleri azalınca başka yerlerde muhataplar arayan, eli boş dönünce de dünyası daralan, inanmalarını umarak müşriklerin uzlaşma tekliflerine bir beşer olarak arada bir kapı aralayınca yüce Allah’tan sert uyarılar alan, vahyi yamultması veya kendinden ona bir şey katılması halinde en ağır cezalarla tehdit edilen, elçilik görevini yerine getirebilmesi için yerini yurdunu, akraba ve yakınlarını bırakmak zorunda kalarak değişik din ve inanç mensuplarının arenası olan bir memlekete ve topluma göç eden, gelmesiyle hesapları bozulan ve beklentileri suya düşen kişiler ve kemsiler tarafından sürekli muhalefet, komplo ve düşmanlık gören kalplerini birleştirdiği müminler tarafından herkesten ve her şeyden çok sevilen ve ne pahasına olursa olsun savunulan, Allah’ın elçisi olarak kendisine itaat edilen, kimi zamanda itirazlarla karşılaşan, itiraz edenleri veya kararlarını değiştiren, eşleri ve çocukları olan, savaşan, yaralanan, düşmanı yenen, zaferler kazanan ve sıfırdan başlayarak tek başına başladığı mücadelenin sonunda tebliğ ettiği dini devlet ve iktidar yapan, şanı dillere destan olan, ama aynı zamanda zor anlar yaşayan, Rabbine çokça istiğfar eden, sevdiklerinin kaybına üzülen, baba, aile reisi, öğretmen, arkadaş, imam, müftü, yargıç, komutan, devlet başkanı olan ve görevini başarıyla yerine getirerek, nihayet hastalanıp ölen bizim gibi bir insan!”

Hz. Muhammed’in bu insani yönünün öncelikli tanınması gerekmesine rağmen, O’nu sevenlerin kendisini aşırı yücelterek insanüstü bir vasıfla nitelendirilmesinin, O’nun şanını yükseltme adına ne bir katkısı olur, ne de O’nun insani vasıflarını gerçek manada öğrenmek, O’nun Peygamberliğini küçümsemek olur. Kitabın belki de en öne çıkan görüşü bu nokta üzerinde yapılan analizlerdir.

Günümüze nakledilen hadiselerin, çoğu yerde bir insanın yapamaya asla ve asla güç yetiremeyeceği nitelemelerin, O’nun peygamberlik vasfı sayesinde yaptığı ve Allah’ın O’na verdiği bir lütuf olarak bildiriliyor. Bu noktada rivayetlerin Kur'an’la kıyaslanması yapılmaktadır. Zira Hz. Muhammed’in hayatı, Kur'an’dı ve Kur'an’la aynı paralelde olması gerekirdi.

Yazarın yaptığı araştırma, bu gibi rivayet edilen hadiselerin ve bazı hadislerin, Hz. Muhammed’i anlamak noktasında ki tutarsızlıkların tespit edilmesidir. Bunun tamamı Kur'an’la kıyaslanmış ve rivayetlerin ne derece gerçeği yansıttığı araştırılmıştır.

Gerçekten Hz. Muhammed’in adına söylenmemiş olmasına rağmen, söylenmiş gibi aktarılan hadislerin, temizlenmesi gereğinin özellikle vurgulanması, bu konuda söz sahibi olanların, bir öz eleştiri yapmasının ve bir anlamda dinde reform değil ama din anlayışında bir reformun kaçınılmaz olduğu vurgusu yapılmaktadır.

“Bizim gibi insan olan Muhammed yerine, gölgesi olmayan, dışkısı toprakta kendiliğinden kaybolan, teri her zaman mis gibi kokan, idrarı ve tükürüğü şifa olan, saç ve sakalının telleri kutsal olan, gözü uyuduğu halde kalbi uyumayan, insanlardan farklı olarak Allah tarafından doyurulan, önden gördüğü gibi arkasından da gören, vücudu toprakta çürümeyen, ölümünden sonra da bizim gibi insan olarak dünyaya gelip insanlarla görüşen ve sohbetlerine katılan, söylenenleri kabrinde duyan ve selam verenlere karşılık veren, insanların rüyasına giren, bir gecede bütün eşlerini dolaşarak onlarla cinsel ilişki kuran ve dört bin erkek gücüne sahip olan, insanların kalplerinden geçeni okuyan ve niyetlerini bilen...”

Bunlar ve bunlar gibi daha nice rivayetlerle, O’nu insan vasfından çıkararak, yarı tanrı haline getirilmiştir. Yazar özellikle bunlar ve bunlara benzer rivayetleri tespit ederek açıklama gereğini duymuştur. Öyle ki “Rasulullah sevgisi ile halkın manevi duygularını coşturmayı amaçlayan anlatımların arasından, Allah’ın Kulu ve Resulü, bizim gibi bir insan olan Muhammed’i bulabilene aşk olsun!” demekten kendisini alamamıştır.

Kitap yirmi bir ana başlıktan oluşmaktadır. Burada birçok rivayet ve nakledilen hadislerin, Hz. Muhammed’in hayatıyla ne kadar ilgisi olduğu ve birçoğunun tarihi vesikası olup olmadığı da ele alınmıştır.

Öncelikle Hz. Muhammed peygamber olacağı zaman, dünyanın ve Arap yarımadasının genel durumu, ele alınmıştır. Bu bölümde, Hz Muhammed’e Peygamberlik verilmeden önceki Arap toplumunun durumu ve Hz Muhammed’in peygamber olarak görevlendirilmesi anlatılmaktadır.

Hz. Muhammed’in göğsünün yarılıp kalbi çıkarılmış ve temizlenmiş midir? Bu rivayetler ne kadar doğrudur sorusuna geniş bir şekilde yer vermiştir. Bu tür rivayetlerin uydurma olduğunu teferruatlı bir şekilde açıklamıştır. Aynı zamanda bunların birçok ayetle de ters düştüğü beyan edilmiştir.

Hz. Muhammed’in bin insan olduğu gerçeğini göz ardı etmek, O’nun örnek alınmasını istemeyenlerin ekmeğine yağ sürmek olduğunu bilmek son derece gereklidir. Zira “De ki ben ancak sizin gibi bir insanım”(Kehf/110; Fussilet/6)buyrulmaktadır. İslam’ın vahiy unsurunun ortada olmasına rağmen, birçok hurafelerin kuşatması altında kalmasıyla, adeta bir hurafeler dini haline gelmesine sebep olmuştur. Peygamberlik mührü, Rahip Bahira olayı gibi birçok olayın, Hıristiyan din anlayışı gibi bir anlayışla olmayan birçok olayı, olmuş gibi nakletmektedir. Yahudi ve Hıristiyanların peygamberlerini aşırı yüceltip, şirk batağına düşmeleri ve peygamberlerini ilahlaştırmaları gibi, İslam âleminde ki hem peygamberini, hem de tasavvuf ehlini aşırı yüceltmenin, aynı şekilde olduğunu söylemenin mümkün olduğu anlatılmaktadır. Oysaki Hz. Muhammed şöyle buyurmaktadır “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı abartarak övdükleri gibi beni övmeyin, ben ancak Allah’ın Kuluyum, Allah’ın Kulu ve Resulü deyin”

Genel olarak şunu ifade etmek son derece önemlidir, bu kitap Hz. Muhammed’in örnek bir insan olması gerçeğine aykırılık içeren bütün rivayetlerin, yeniden bir süzgeçten geçirilmesi noktasında geniş bir bilgi sunmaktadır. Aynı zamanda Hz. Muhammed’in En üstün kul olması, büyük ahlak sahibi olması, yol gösterici gibi üstün vasıflarını da öne çıkararak örnek alınabilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Mitolojik anlatımların, Hz. Muhammed’in hayatını adeta yarı tanrı seviyesine yükseltmekten başka bir işe yaramadığı, bunun da tıpkı ehli kitabın yaptığından farkının olmadığı vurgulanmaktadır. Günümüz Müslümanlarının da buna adeta çanak tuttuğu gerçeği cesur bir dille ifade edilmektedir.

Ön yargılarla yapılan her yaklaşım, yanlış anlamalara sebep olacağından, okuyucunun objektif olması, yapılan değerlendirmenin doğruluğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Çünkü bu kitaptaki anlatılan çelişkiler, uzun yıllar süren bir çalışmanın verdiği bir sonuçtur. Bu sebeple nakledilen her hadisenin, her hadisin aynı şekilde şüpheyle yaklaşılmasını gerektirmez. Zira bunları yetkili olanların değerlendirmesinin, en doğru yol olduğu bilinmelidir.

Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak
İbrahim Sarmış
Düşün Yayıncılık
647 sayfa
Yakup Çak - 31.10.2011

,

4258

Yakup Çak Hakkında

Yakup Çak

1971 Karaman doğumluyum, ilkokulu kendi köyümde, ortaokulu da Karaman?da okudum, Lise?yi ise Konya Meram Ticaret lisesine gittim ama bitirmek nasip olmadı. Şu anda Konya da Özel bir ambalaj tesisinde çalışıyorum. Edebiyata olan düşkünlüğüm elimden kalemi bırakmama müsaade etmedi. Ve kendi imkânlarımla Sızak adında bir roman çıkardım. Halen şiir, hikâye, deneme ve roman alanında çalışmalara devam ediyorum.

Not: Fotoğraftaki şahıs kendisi değildir.

Yorumlar
  • mustafa yilmaz 2012.01.31 16:22

    selamun aleykum,dogru anlamak derken yanlis anlatmayin,hadisleri bir tarafa itip de mealciler gibi davranarak bir yere varamazsiniz,dinin esas ana kaynagi kuran ve sunnettir,kuran ; Allah Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır. ( el. Ahzâb 33/21).bu ornekligi hadislerden ve onu goren sahabiden almamiz gerekir cunki onlar birebir yanindaydilar....bunlar da hadislerde daha iyi goruluyor,bu kitap ezberleri bozmuyor,yanlis ezberletmeye calisiyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin