Hz. Mûsa İle Yürümek - Necmettin Şahinler

Hz. Mûsa İle Yürümek - Necmettin Şahinler

Hz. Mûsa İle Yürümek - Necmettin Şahinler

Hz. Mûsa İle Yürümek - Necmettin Şahinler
Sırlı bir kulun ardında Musa ile yürümek… Yorulmak biraz, aklımızın lâbirentlerinde kaybolmak, içimize sindiremediğimiz bir dizi olayı tevekkül bilinciyle kabullenmek… İnsanın hayat yolunda ki zorlu ve sırlı yürüyüşüne bir dipnot, Necmettin Şahinler’in, kalp mürekkebinden damlayan cümlelerin deniz olduğu bu kitap.

“Mûsâ ile yürüyorum, şahittir iki deniz,
Sırlı kul’dan haber yok, ne bir eser, ne biz iz.”


Var olmanın yürümekle eş tutulduğu satırların, cümleleşmesiyle birlikte şahit tutuluyoruz bu yürüyüşe. İlmi Ledün yolcularının ilk adımı niyetine yazılmış bir kitap, Hz. Musa ile Yürümek. Ve gerçeğe doğru niyet edilen uzunca bir yürüyüşün, Hz Mûsâ’nın sabırsızlığıyla kısacık sürmesi niteliğinde.

Yürümektir yaşamak, hareket her daim berekettir. Ayaklarınızla birlikte kalbiniz ve aklınızda yürür. Anlamaya ve anlatmaya çalışır insan, gördüklerini aklına, bildiklerini ise kalbine doğu vakumlar.

Gerçek olan bir şey vardır ki her bilenden daha iyi bilen birileri vardır. Her şeyi bildiğini sanmak sadece büyük bir yanılgıdan ibarettir. Her şeyi bildiğini sanan
kişi bir peygamber olsa bile!

Bu yürüyüşe şahit olmak niyetiyle kurulan cümleler, kitapta otuz dört başlık altında verilmiş. Bu kitap, Hz. Musa ile Hızır’ın yürüyüş macerasına tanıklık etmek isteyenler veya bilip de daha yakından görmek isteyenler için okunası olmakla birlikte, fazlaca alıntı bilgiler içinde boğulmuş sayfaları. Yazar fikirlerini desteklemek namına olacak, ayetlerden, tefsir kitaplarından fazlaca yararlanmış. Kitabın her sayfasında alıntıların adresini gösteren dip notlara rastlayabiliyorsunuz. Okurken “bunca alıntı yapmak yerine kendi fikirlerini benimsetici başka bir yol bulsaymış yazar” demekten, kendinizi alamıyorsunuz doğrusu.

Etraflıca tanımak istediğiniz bir insan olduğunda büyükler onunla bir yolculuk veya alışveriş yapmayı tavsiye eder. Yol arkadaşlığı kişileri etraflıca tanımaya bir vesile niteliğindedir. Hz. Musa ile Hızır’ın yol arkadaşlığına vesile ise; peygamber olanın, kendisini ilmen daha üstün görmesini Rabbi’ne bildirmesi ile başlar. İki denizin birleştiği yerde bir Allah Kulu Musa’dan daha fazla şeyler bilmektedir. Ve Mûsa kendinden daha fazla bileni tanıma ahdini kalbince vird edinmiştir. Sepetine koyduğu balıkla ve yanına aldığı yol arkadaşıyla Hz. Hızır’ın izini sürmeye niyet ederek çıkar yola. Yürür, yürür sepetteki balığın görevini unuttuğunda balık çoktan kaybolmuştur aslında! İnsani zayıflıklarından birinin farkına varır burada; unutmak! Yürüdüğü ayak izlerini izler, Hızır’ın soluğunu ensesinde, kendisini Mecmau’l Bahreyn’de buluverir ve yol arkadaşlığı başlar.

Yol ve İnsan

Her yol insana çıkar. Gelinecek yer insanın kalben durduğu yerdir aslında. Hz Musâ ilim derdiyle, Hızır’ın Allah katında kalben durduğu yeri bulmak istiyordu bu yürüyüşte. Yola çıkmadan evvel insan önce yoldaş bulmalı kendine. Rehberlik edeceği veya kendine rehber seçeceği kişi, insani vasıflar bakımından ne kadar üstünse, yolculuk da o denli rahat geçer. Yol arkadaşlığı önemlidir. Yuşa ile başlayan yol arkadaşlığının Hızır ile devam etmesi Allah katında programlanmış bir kader örgüsüdür. Kendi aslına sadık kalmak kaydıyla, kalbine verdiği sözle Hızır’a verdiği söz arasında gel gitler yaşayacaktır yol boyu Hz. Mûsa.

Yürümek

Yürümekle kendini bulur insan. Kendi bulma cehdiyle yola çıkan bir insanın sabırlı olması gerekir. Akıl evine yakıştıramadığı, nefsinin taşımadığı her bir olay karşısında güçlü durmalıdır. Güçlü durmasını beceremeyen çabuk yenilir ve yola çıktığı lâbirentte çıkış noktasına ulaşamaz. Hızır Hz. Musa’nın bu yol arkadaşlığına dayanamayacağı kanısındadır. Sadece tek bir şartla arkadaşlığını kabul eder; sorgusuz ve sessiz olmalıdır Mûsa yol boyu. Aklına yatmayan, kalbine girmeyen birçok şey olabilir ama yine de sormamalıdır nedenini, niyesini… İnsan sormadan öğrenebilir mi? Sormadan kendini bulabilir mi? Yanındakinin ilmine vakıf olabilir mi? Türlü sorular sormak mümkün pek tabii, tevekkül dediğimiz bilinç böylesi noktalarda keskin bir viraj gibidir. Sizi sarsmalıdır, arada hırpalamalıdır ama siz yolun bozukluğunu göze alarak yürümeye çıkmış bir beşer olarak, fazlaca aldırmamalısınız önünüze çıkan engellere, kalbinize sindiremediğiniz birçok şeye… Şu bir gerçek ki İlm-i Ledün yolundan soru sormadan geçiliyor. Sorgusuzluk sualsizlik isteği bu nedenle.

Şer ve Hayır

Birlikte yürüyen iki kişinin her adımına şahit bir çift göz vardır mutlak. Bu göz, olmuşla olacağı birbirinden ayıran ve olacak olanın akıbetini şerli bir kılığa bürüyüp hayır çıkartan yahut hayırlı görünen ziynetlerin, sadece görüntüden ibaret olduğunu gösteren Kudret’tir aslında.

Hz. Musa’ya “sen benimde arkadaşlığa sabredemezsin” diyen Hızır, Hz. Musâ’nın ruhsal duruşunu, ilminin verdiği bir bilgelikle çok önceden haber veriyordu aslında.

Kitabın sayfaları arasında gezinirken, Hızır’ın aklınızı zorlayacak eylemlerine rastlıyorsunuz. Bir peygamberin bile aklı bunca zorlanıyorsa kendinize o kadar hayretle bakmıyorsunuz. Bindiği gemiyi delen kaç yolcu gördünüz siz mesela? Nefis terbiyesinin mertebeleri arasında gidip gelen Hz. Mûsa, peygamber olmanın vasfıyla olacak daha ilk olayda sual orucunu bozmuştur. Yanlışı düzeltme derdi Hızır’la yürüdüğü bu yolda kendisine hep ayak bağı olmuştur. Masum görünen bir cana kıyılması kabul edilemez gibi görünse de Hızır’ın açıklaması oldukça ikna edici nitelikte. Almadan verilen iyilik bir Peygamber’in bile nefsi muhasebesine girmişse, yıkık bir duvar Hızır’ın nefesiyle yeniden vücut bulmuşsa, hikmeti yalnızca Hızır’ın ilminde gizlidir. Bu ilme vakıf olmak da İlm-i Ledün yolunda sabırlı bir yürüyüşle gerçekleşecektir. Lâkin Mûsa bu sabra sahip bir beşer değildir. Hızır’ın akıl almaz eylemlerine daha fazla dayanamayacak ve bu arkadaşlığı sona erdirecektir. Efendimiz (s.a.v) bile “Ne olurdu Mûsa az daha sabretseydi de yolculuk tamamlansaydı, biz de bilseydik olacakları” der. Sabır ilim yolunda en gerekli araçtır. H.z Musa’nin bu yürüşte şer olarak varsaydığı ve daha fazla şahit olmaya dayanamadığı bu bir dizi olayın içinde kim bilir ne hikmetler saklıydı. Görebilseydi şayet, yolculuk, amacı doğrultusunda tamamlanabilecekti.

Kitaptan çıkarılacak en önemli fikirse insanın bildiğini sadece anlatmaması, bildiğiyle amel etmesi yönündeydi.

Okunası kitapların müsebbibi İnsan Yayınlarına da teşekkürü borç biliyor ve böylesi ufuk açıcı kitapların çoğalmasını diliyorum.

“Miskinler teknesinde, rûhum Hızır’la yoldaş,
Seyir devam ediyor, zaman zamana sırdaş.”


Hz. Mûsa ile Yürümek
Necmettin Şahinler
İnsan Yayınları
134 sayfa
Gülnaz Eliaçık Yıldız - 16.05.2011

,

3847

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin