İbn-i Sina - Erol Karaca

İbn-i Sina - Erol Karaca

İbn-i Sina - Erol Karaca

30.09.2011 - Fatmanur Demir
İbn-i Sina - Erol Karaca
Sina oğlu, Abdullah oğlu, Hüseyin... Ebu Ali

“Ey büyük insan, söyle bize sen kimsin? Bu asırda, zor hastalıkları teşhis ve tedavideki bilgi ve becerisi seninle uyuşan tek bir kişi var.”
“Peki kimmiş bu kişi?”
“Filozof hekim ve dahi İbn-i Sina”
Bu cevap üzerine genç hekim gönlündeki bütün hüznü ve üzüntüyü açığa vuran bir yüz ifadesiyle başını hafifçe öne eğdi ve yavaş bir sesle cevap verdi.
“İbn-i Sina benim.” Sf: 78

Sultanın oğlu Şehriyar’ın hastalığına teşhis koyamayan tabiplere karşı Allah’ın izniyle onun derdini çözdüm diyen İbn-i Sina’ya baştabibin sorduğu sorudur bu.

Şehriyar
Kah mahallesi, çınarlı sokak, Mansur Şaygan
Mansur Şayga’nın çocuklarının ismi okunurken sıra Nazenin’e gelince hızla atan nabız ve teşhis aşk...

Hastasının derdini anlayabilmek için farklı bir taktik uygulayıp, nabız atış hızıyla sonuca ulaşmaya çalışan İbn-i Sina tıbbın bilinmeyenlerini ortaya çıkarmak için gece gündüz demeden çalışan bir Tabiptir.

İbn-i Sina henüz çocuk yaşlardayken yaşadığı dönemin aydınlanma hareketine katılacağını ve devrin önde gelenlerinden olacağı mesajını çalışmalarıyla veren bir dahi. On yaşındayken hafız olmuş, Arap edebiyatının belli başlı tüm eserlerini okumuş, felsefe, mantık, kelam, matematik, fizik, kimya, tabiat bilgisi, astronomi ve müzik gibi alanlarda söz sahibi olacak kıvama gelmişti. On altı yaşına geldiğinde Emir’leri tedavi eden “Filozof Hekim” konumundaydı. On sekiz yaşında ise “Bilmem ve okumam gereken hiçbir şeyin kalmadığını hissediyorum” diyecek düzeye ulaşmıştı. Gelmiş geçmiş tüm zamanlara baktığımızda birçok düşünürün sadece bir alanda kendini yetiştirdiğini görürüz. Fakat İbn-i Sina da durum tam aksinedir. O pozitif ve dini bilimlerin hemen hepsini yutmuş ve uzmanlarını alt edecek duruma gelmiştir. Bu nedenle her millet onu kendine mal etmeye çalışmıştır. Ama Hemedan’daki türbesine taşınırken kafatası üzerinde yapılan inceleme göstermiştir ki İbn-i Sina, tipik bir Türk’tür.

İbn-i Sina okuma çağına gelince ailesi onun eğitimi konusunda telaşa düşer ve nihayetinde Natıli adındaki hocadan dersler almaya başlar İbn-i Sina. Birkaç yıl içerisinde öyle duruma gelir ki, Natıli öğrencisi karşısında hocalık onurunu kurtarmak için Buhara’yı terk eder. Çünkü Sina’nın sorduğu sorulara cevap verebilecek bilgiye sahip değildir. Giderken de babasını uyarır. “Bu çocuğun sadece ilimle meşgul olmasını lütfen sağlayın.” Hocasının Buhara’yı terk etmesinin ardından kendi başına çalışmalar yapmaya başlar. Bu çalışmalarının arasında Aristo’nun “Metafizik” kitabına yönelir; ancak kırk defa okumuş olmasına rağmen anlayamaz. Sonunda eserin anlaşılmaz olduğuna karar verir ve bir kenara atar. Tam o günlerde Farabi’nin “Aristo metafiziği” adlı eseriyle tanışır ve bu kitabı okuyunca önceki kitabın ne anlatmak istediğini anlar. O kadar sevinir ki, önce Allaha şükreder sonra da yoksullara sadakalar dağıtır. O, yapıtlarıyla değil, bu hareketiyle bile insanlara ders vermektedir. Bir kitabı anlayabilmek için ısrarla kırk defa okumak, anlaşıldığı zaman Allaha şükretmek, ardından sadakalar dağıtmak bilgiye olan saygının nasıl olması gerektiğini bize gösteriyor aslında.

İbn-i Sina günlerini tamamen kitap okumak ve araştırma yapmakla geçirir. Oğlunun sadece iki saatlik uykuyla ayakta durduğunu gören annesi dayanamaz ve uyuması için her defasında uyarır. Ancak İbn-i Sina uyuduğu o iki saat içerisinde bile zihninde sorular çözer ve dersleriyle meşgul olur. Kitapların, kavramların üzerinde o kadar durur ki, bu yönüyle de filozof tarafını geliştirmeye çalıştığı bellidir. Ancak ilk yıllarda aldığı dini eğitim, manevi dünyasının metafizik zeminini hazırlamıştır zaten.

İbn-i Sina’nın yöntem anlayışı, akılcılığa ve deneyciliğe dayanır. Akılda dört sıralama vardır.

1. Aklı Heyulani: Aklın çok basit ve maddeye yakın durumudur.
2. Akıl Bil Meleke: Meleke halindeki akıl, yani daha soyut biçimleri algılamaya doğru olgunlaşmış akıldır.
3. Bil Fiil Akıl: Akıl bu seviyede olgunlaşma aşamasındadır.
4. Müstefad Akıl: Kuvveden çıkıp tamamen fiil haline gelmiş akıldır.

İbn-i Sina felsefeyi de genel olarak mantık, fizik ve metafizik olmak üzere üç kısımda ele alır. Ona göre varlık, ilahi ve görünmeyen boyutta ise metafiziğin, maddi planda ise fiziğin, zihinsel planda ise mantığın konusudur. Bu tür teorileriyle felsefe alanında da ileri düzeyde bilgi sahibi olduğunu ispatlayan İbn-i Sina kıvrak zekâsını her dalda kullanacak seviyedeydi. Öyle ki tıp derslerine başlarken gözünde büyütmeden çok kısa bir sürede bitirebileceğini iddia eden İbn-i Sina sözünün hakkını verir ve iki yıl içinde üstatlarına ders verecek düzeye ulaşır.
O, kendi tanımını şöyle yapar:
“Ben “ilmen” büyüdüm; ancak sığabileceğim şehir kalmadı
Köle olarak fiyatım daha yüksekti, şimdi ise alıcım kalmadı.” Sf. 158

Müzikle de uğraşan İbn-i Sina Farabi’den sonra gelen bir otoritedir. Çok güzel ud çalan ve söyleyen İbn-i Sina müziği tedavi amaçlı olarak da kullanır. Ancak onulmaz dertlere deva bulan bu hekimin vefatı da yakalandığı hastalıktan olur. Çalışmaları dolayısıyla kendine çok vakit ayıramayan İbn-i Sina 57 yaşında vefat eder. Allah (c.c.) acziyetin insanların tümüne mahsus bir durum olduğunu onun üzerinden bir kez daha gösterir. Ünlü filozof hekim İbn-i Sina kendi hastalığı karşısında çaresizdir.

İbn-i Sina gibi okumalar yapabilmek arzusu ile...

İbn-i Sina
Erol Karaca
Semerkand Yayınları
268 Safya
Fatmanur Demir - 30.09.2011

,

3372

Fatmanur Demir Hakkında

Fatmanur Demir

Zamanının çoğunu hizmete ve kalem-kağıda vermeye çalışan biri... Yazıyı ihtiyaçtan öte bir sevda, kalemi de İnce belli yarim olarak adlandıran ve zamanın cihadının da kalemle yapılması gerektiğini düşünen bir mücahide...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin