İbn Tufeyl - Hayy Bin Yakzan

İbn Tufeyl - Hayy Bin Yakzan

İbn Tufeyl - Hayy Bin Yakzan

29.04.2013 - Esra Şen
İbn Tufeyl - Hayy Bin Yakzan
İbn-i Tufeyl ya da tam adı ile Ebu Bekir Muhammed bin Abdal Malik bin Muhammed bin Tufail el Kaisi el-Endülüsi, 1106 yılında Endülüs'te dünyaya gelmiştir. (Ö. 1186 - Fas) Felsefe, tıp, matematik, astronomi, edebiyat alanlarında iyi bir eğitim almış, Muvahhidi hükümdârı Ebû Yâkûb Yûsuf'un saray doktoru ve özel danışmanı olarak vazife görmüştür. Zamanının birçok bilim dalında uzmanlaşmış olmasına rağmen İbn-i Tufeyl'i bütün dünyaya tanıtan; yazılmış ilk felsefi roman olarak kabul edilen Hayy Bin Yakzân (Uyanık'ın oğlu Diri) adlı eseridir.

Hayy Bin Yakzan eserini incelemeden evvel, İbn-i Tufeyl'in yaşadığı dönemde İslam Felsefesi'nin bulunduğu noktaya ve eserin neşredilmesine sebebiyet veren gelişmelere değinmekte fayda olacaktır.

İslam düşünce tarihinde iki önemli ekol ön plana çıkmıştır; bunlardan biri Meşşaî ekol, diğeri İşrâki ekoldür.

Meşşaî Ekol: Aristo felsefesini takip eder, rasyonalisttir. Din ve Felsefe (akıl yürütme) arasında bir ilişki yani konu ve gaye birliği olduğunu, ikisinin de insanlığı mutluluğa götürecek gerçek bilgi ve ameli öğretmeyi hedeflediğini savunur. Buna göre insan, aklı ile hakikatin bilgisine belli ölçüde ulaşır fakat her insanın ulaştığı derece farklıdır. Ekolün en önemli temsilcilerinden biri Endülüs'lü Arap felsefecilerinden İbn-i Rüşt'tür. (D.1126 - Ö.1198)

İşrâki Ekol: İşrak; bilginin doğrudan içe doğmasıdır. İşrâkiler, hakikate ulaşmanın salt akıl yürütmekten ziyade keşf, mücâdele ve kalbî sezgi yolu ile olacağını öne sürer. Buna bağlı olarak İşrâki ekolde bireysel arınma, mistik tecrübe derûnî sezgi ve ilham ön plana çıkar, akıl ise bunlara ulaşmada kullanılabilecek bir araçtır. Tabii bu her dereceden insanın ulaşabileceği bir durum değildir. Nefsini arındırmış insan, hâkikati algılamada diğer insanlardan derece olarak üstündür. Bu onda basiret ve îzan olarak tecelli eder. İbn-i Tufeyl de bu ekolün emsilcilerinden biridir. Kendisine model olduğunu düşündüğü kişi ise Gazalî'dir. Farâbi, İbn-i Sîna gibi isimler de İşrâki olarak anılsalar da zaman zaman İbn-i Tufeyl tarafından eleştirilmişlerdir.

İbn-i Tufeyl, "Hay Bin Yakzan"ı yazma sebebini eserinin Mukaddime'sinde, İbn-i Sîna'nın, mantık/tabiyyat/riyaziyyat/ilahiyyat olamak üzere dört bölümden oluşan Hikmet-i Meşrıkiye (Aydınlanmanın Hikmetleri) adlı eserinde dile getirdiği bazı sırların açıklanmasını kendisinden istemesi olarak izah eder. Bununla birlikte, Hayy bin Yakzan'ın, İbn-i Tufeyl öncesine uzanan bir tarihi vardır.

Huneyn Bin İshak'ın (Ö. 873) Yunanca'dan Arapça'ya çevirdiği "Salamân u Absâl" adlı hikaye ilk olarak İbn-i Sîna'nın dikkatini çekmiştir. Hikâyenin temsili anlatım biçimi, soyut bir fikrin bir kılığa bürünmesi imkânını doğurmuş ve İbn-i Sîna'yı bu mana da etkilemiştir. İbn-i Sîna benzer bir yöntem kullanarak "Hay bin Yakzân" adında bir eser neşretmiştir. İbn-i Sina'nın, Hay bin Yakzân'ı, hakikatin bilgisine âriflerin bilgi yöntemi ile ulaşan bir karakterdir ve Salamân u Absâl hikayesindeki Salamân'ın güçlükleri yenerek kâmil bir insan olmasından hareketle kurgulanmıştır.

İbn-i Tufeyl, "Hayy bin Yakzân" temsili hikayesi ile ise İbn-i Sîna'dan farklı olarak, insanın, kendisini "ârif" kılacak hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin insan-ı kâmil aşamasına ulaşabileceğini yâni "insâni nefs" ile "faal aklın" birleşebileceğini anlatır. Ayrıca İbn-i Tufeyl bu hikaye ile bir din/felsefe yorumu ortaya koyarak, gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgilerin vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmediği ve bu mutlak bilgilere ulaşmanın tüm insanların yapabileceği bir şey olmadığı görüşünü savunur. Bir başka deyişle, İbn-i Tufeyl akıl/din temellendirmesini "Hayy bin Yakzan" hikayesi ile ifade etmiştir.

Hayy'ın hakikat yolculuğu ise şu şekildedir:

Tropikal bir bölgede, (ki oraya nasıl geldiği "yandaki bir adadan bırakıldı","toprağın mayalanması ve nefesin üfürülmesi ile canlılık kazandı" şeklinde iki farklı teori ile ifade edilmiştir) bir ceylan tarafından iki yıl boyunca sütle beslenerek büyütülmüş Hayy zamanla onu büyüten ceylandan farklı olduğunu anlamaya başlar. Bu fark ediş birçok yeni fark edişin başlangıcıdır. İlk önce varlığı keşfeder. İhtiyaçları doğrultusunda ameli aklıyla icatlar yapar. Tabiatın/evrenin bütünlüğüne dair düşünceleri onu bir Yaratıcı'nın varlığına yönlendirir. Bu yönleniş onu Yaratıcı'yı bulma arzusuna sürükler ve etrafındaki en erişilmez gücü aramaya başlar. Fakat ulaştığı her "şey" bir noktada tükenir ve Yaratıcı vasfına uzak düşer. Vardığı mutlak sonuç: "Her yaratılmış nesne için bir Yaratıcı'nın varlığı kaçınılmazdır." Dolaysıyla deney, gözlem ve akılla ulaştığı fikir "Allah" fikridir.

İbn-i Tufeyl, hikâye kahramanı Hayy'ın düşünce dünyasındaki derûni yolculuk ile, alemin "kadîm" ya da "hadis" oluşu gibi, döneminin önemli felsefi mevzûlarına da değinmiştir. Yine İbn-i Tufeyl'in hikayesinde, evrenin ortaya çıkışını Farâbi'nin "Sudûr Teorisi" ile açıkladığı görülmektedir.

Hayy, otuz beş yaşına geldiğinde artık Yüce Varlığı duyu ve akıl yürütme ile değil tefekkür yolu ile aramaya başlayacaktır. Canlılar alemi ve tabiat üzerine uzun uzun düşünen Hayy bunların belli bir hukuki düzen ve ahlak içerisinde işleyişlerini görerek ilahi mesajın öngördüğü Şeriat fikrine, gök cisimlerinin düzenine benzemeye çalışarak İbadet kavramına ulaşır.

Sonuçta kendisi de dahil her şey tasavvur ettiği gücün karşısında yok olur ve Hayy yaşadığı olağanüstü tecrübelerle Hakikatin Bilgisine ulaşmıştır.

Bu aşamada Hayy şimdiye dek görmediği bi şeyle karşılaşacaktır. Hayy'ın keşf/müşahede ve kalbî sezgi ile ulaştığı hakikati yani ilahi mesajı Peygamberler vasıtasıyla almış fakat bir takım sembollerin iç anlamlarını öğrenmeyi arzulayan bunun içinse "dünya"dan uzak kalmayı seçen Absal adında bir sufi adaya gelmiştir. Absal'ın şehirde kalan arkadaşı Salaman ise dinine bağlı, gündelik ibadetlerini yerine getiren fakat ilâhi tebliğin kendisine verdiği kararı ile yetinen, dolayısıyla bu yolculuğa katılmamış bir kimsedir.

İbn-i Tufeyl karakterize ettiği bu düşünceleriyle, nazari bilgi ile mistik bilgi arasında çelişki olmadığı gibi nazari ve mistik yolla ulaşılan metafizik gerçekle, dini öğreti arasında da bir çelişki olmadığını ifade eder. Çünkü Hayy'ın ve Absal'ın iman ettiği öğretinin Tevhid, Nübüvvet ve Ahiret inançları özü itibariyle aynıdır. Asıl mesele Hayy ve Absal adadan ayrılıp insanların bulunduğu bölgeye geldiklerinde başlar. İlk önce Hayy'ı merakla dinleyen kitleler zamanla onu yadırgamaya, bahsettiği şeylere zaman ayırmamaya başlarlar. Dünyevi uğraşlarını öncelikli tutarlar.

"Hayy'a göre bütün bunlardan şu anlaşılır: Bu topluma müşahede yoluyla elde edilen Hakikat'in anlatılması mümkün değildir. Hayy aynı zamanda Peygamber'in ilahi tebliğde kullandığı dilin, izlediği siret'in asıl hikmetini kavrar. İnsanlar ayrı ayrı tabiatlarda yaratılmış, her insan yaratıldığı iş için gereken yetenek ve güçle donatılmıştır. Bu, Allah'ın kesintiye uğramayan bir sünnetidir."

Sonuç olarak, adaya geri dönmeye karar veren Hayy ve Absal hayatlarının sonuna kadar Hakikat'in Bilgisi etrafında pervane olmaya devam ederler.

Hikâyedeki Salaman, dinin zahirine bağlı geniş kitleleri temsil etmektedir. İnsanların çoğu ne Hayy'ın temsil etiği nazari yöntemi ne de Absal'ın temsil ettiği müşahede yöntemini takip edemezler. İlahi hitap bu yüzden metafizik hakikatleri meseller ve kıssalarla anlatmaktadır.

İbn-i Tufeyl bu temsili hikayesiyle bir felsefi görüş ve dini öğreti sentezi ortaya koymuş, doğru yorumlandığında ikisinin de ulaşacağı şeyin "Hakikât" olduğunu ifade etmiştir.

Romanın Etkileri:

Batı'da 14. yüzyıldan başlayarak büyük yankılar uyandırmış, en çok okunan kitaplardan birisi olmuştur. Değişik adlarda Fransızca, Rusça, İspanyolca gibi dillelere tercüme edilmiştir. Batı edebiyatında birçok esinlenmeye kaynak olmuştur, bunların en bilineni İngiliz edebiyatçısı Daniel de Foe'nin Robinson Crusoe adlı romanıdır.


Kaynakça:

İbn Tufeyl - Hayy Bin Yakzan - Etkileşim Yayınları
Doç. Dr. Atilla Arkan - İslam Düşünce Tarihi / Batı Endülüs Filozofları
Ziya Avşar - Evrensel Bir Hikaye Salman u Absal ve Kökeni
T. Suat Demren - Hayy Bin Yakzan / Derin Düşünce




Not: Bu Yazı daha önce Diriliş Saati Dergisi'nde yayınlanmıştır. Esra Şen - 29.04.2013

,

8251

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin