İçime Dağ Düşüren Şair: Müştehir Karakaya ve Düşl, Edebiyat, Misafir Köşesi

İçime Dağ Düşüren Şair: Müştehir Karakaya ve Düşlerden aldım adımı yazısını ve tüm Misafir Köşesi yazılarını Kitaphaber.com.tr sitemizden

İçime Dağ Düşüren Şair: Müştehir Karakaya ve Düşlerden aldım adımı

14.12.2011 12:57 - Misafir Köşesi
İçime Dağ Düşüren Şair: Müştehir Karakaya ve Düşlerden aldım adımı

Selami Ay, Kitaphaber için kaleme aldı.

Kendi deyimiyle şehirlerde yaşayan bir dağ çocuğu o. Henüz üzerinden elbiselerini sıyıramamış! O yüzden “üşürken kır çiçekleri gibi üşüyorum” diyor.

“Düşlerden aldım adımı” Müştehir Karakaya’nın son şiir kitabı. İlk baskısı “Beyaz Gemi Kitaplığı” tarafından, ikinci baskısı ise “Teveg Yayınları, Sakızağacı” şiir serisinden çıktı. Bu yazıda bizzat tanımaya fırsat bulduğum bir söz ustasının gönül dünyasından kopup şiir halini alan duygularından kendimce anlamlar çıkarmaya çalışacağım.

Müştehir Karakaya’yı ne zaman ziyarete gitsem “dağlarla konuşan bir adam duruyor karşında” derim kendi kendime. Onunla konuşurken şehrin kalbinde filizlenmiş bir dağ ile konuşuyorum gibi geliyor bana. Ama öyle bir dağ ki, kalkıp misafirine (yaşına bakmaksızın) bizzat çayı kendi elleriyle getiren bir dağ...

Dağların dilinden anlayan ne kadar az insan var oysa. Ben, Karakaya’nın duruşundan ve şiirinden şunu anlıyorum evvela: “Eğer gönülden kulak verselerdi, onlar da anlarlardı dağları ve onlar da dağların gördükleri düşleri görürlerdi.” Tıpkı şairin “hiçbir dağ köle değil” şiirinde dediği gibi:

bir el kölesidir bir elin
bir taş bir taşın
dağ kendinin kölesidir yalnız
bunu görebiliyorsan
kimsenin görmediği dağın düşünü
gündüzler ve geceler boyu
sen de görebilirsin”

“Dağ”, “insan” merkezli şiirinde en belirgin metafordur, Karakaya’nın. İçimizde sözcüklerden dağların varlığını hissettiriyor şair. Her söz bir dağ oluveriyor nihayetinde içimizde, dağ çok söz...

Söz ki şairin ağzına yakışır en çok. Çünkü şair, sözü duygu ve düşünce –duygu daha ağırlıklı- süzgecinden geçirirken, özüne hafifçe, onu incitmeden dokunarak estetik ve sanatsal bir şekil veriyor. Biz bu estetik şekle “şiir” diyoruz aslında. Ki şiirin okuyanın üzerinde bıraktığı etki düzeyi de “şiirin, ruhu şaha kaldırabilecek özsu ile beslenip beslenmediğinin” sonucunda ortaya çıkar bana göre.

Şiir, bazen “pandoranın kutusu” gibidir. İçinde sırlar barındırır. İnsanı içindekileri anlamaya yönlendirir, düşünmeye sevk eder. Bazen de sade bir törenle takdim edilen değerli bir armağan gibidir. İnsana bir an gözlerini kapattırıp, geçmişi ve geleceği o an içine sığdırmaya çalışır. Her iki durumda da insanı çeken, kendine bağlayan bir tarafı vardır şiirin. Karakaya’nın şiiri iki hâli de barındırıyor içinde.

“Sanat cevherdir” der Karakaya bir yazısında ve “ağrazla örtülmesine gerek yoktur” diye bitirir cümlesini. Ama şiir, kanaatimce bir yüktür şairin omuzlarında. Çünkü şair sadece kendi yükünü taşımaz aynı zamanda bütün bir toplumun yükünü de omuzlarında hisseder. Bu sanatın gereğidir midir bilmem ama sanatçının kaderinde bunun var olduğunu anlamak çok da güç olmasa gerek. Evet, şair her ne kadar sanatın süslenmesine ihtiyacı yoktur dese de, şiiri sanatın içinde bir dal -ki sanatın zirvesindeki daldır- olarak telakki ettiğimizde sözün süslenmiş hâli olarak ifade edebiliriz. Elbette yapay bir süslenmeden bahsetmiyoruz. Sözünü ettiğimiz süs yukarıda belirttiğimiz gibi “ruhu şaha kaldırabilecek” bir forma dönüştüren süstür.

Deliliği övüyorsa bir insan ona “bu şairdir kesin!” diye bir önyargı ile yaklaşmak sanırım savunulabilecek yegâne önyargıdır. Bakın ne diyor Karakaya: “Yaşasın delilik! Ancak bir deli denizi göğsünde tutabilir, güneşe eliyle dokunabilir, şehirlere inat dağlara tırmanabilir, ormanın derinliklerinde kaybolabilir, yıldızları tek tek sayabilir, mehtabı gökten indirebilir.” Deli olmak ne güzelmiş!..

Müştahir Karakaya, İstanbul aşığı bir şair. Ama bu aşk onu büyüdüğü yere yabancılaştırmamış. “gel gidelim şahbağına gazele” şiirinde, yaşadığı yeri özümseyen bir kimlikle karşımıza çıkan şair;

açıldı laleler güller
güzel yerdir muş ovası”

derken de doğup çocukluğunu geçirdiği yerleri şiirine konu edebilecek kadar da duyarlıdır. Ve “huseyn’in uçurduğu kuşları hürr benden kaptı” mısrasında bile şairin yaşadığı coğrafyayı ne büyük bir samimiyetle bir bütün olarak içselleştirdiğini görmekteyiz.

Savaş, belki yeryüzünde en çok anneleri, çocukları etkiler. Ama bu kitaptaki şiirler gösteriyor ki şairler de en az onlar kadar etkileniyor. Şair de yüreğini kanatır, bununla kalmaz o bir de kalemini kanatır...

“mesela ortadoğuda şairler ne diye
her gün
kanatıyor ellerini”

Şairin eli, kalemidir. Silahı da kalemidir. Neticede şairin kalemidir, onu ayakta tutan biraz da.

Bütün bunlarla birlikte bu kitabın içindeki şiirlerde kimi zaman bir kadınla yoğrulmuş aşk ve sevgi, kimi zaman ihanet ve ikiyüzlülükle açığa çıkmış bir öfke, kimi zaman da özlem ve vuslat ile boy atmış sevda terennümlerinin gönlümüzde ve damağımızda tarifsiz tatlar bırakacağını umuyorum...

Müştehir Karakaya
Düşlerden Aldım Adımı
Sakızağacı


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 14.12.2011 12:57 - Güncelleme Tarihi: 19.11.2021 10:16

,

3493

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 173 yazı bulunmaktadır.

Yorumlar
  • Müştehir Karakaya 2012.01.13 09:54

    Çok teşekkür ederim Selami Ay, kalemin dert görmesin...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin