İki Bibliyomanik, İki Fincan Kahve, Bir de Söyleşi

İki Bibliyomanik, İki Fincan Kahve, Bir de Söyleşi

İki Bibliyomanik, İki Fincan Kahve, Bir de Söyleşi

21.03.2012 - Büşra Nur Karaarslan
İki Bibliyomanik, İki Fincan Kahve, Bir de Söyleşi
Yağmurlu bir kış gecesinde mi yoksa güneşli bir bahar sabahında mıydı tam hatırlamıyorum.. Birine âşık oldum. Yüzünü görmediğim, çok gezen, çok seven, çok yazan bu kız benim idealimdeki aşktı... Lâkin ortada büyükçe bir sorun vardı: Ben de kızdım! Aşk hemcinsine duyulan koyu hissin adı da olamaz mıydı? Tabi ki hayır! Bunun adı dostluk, bunun adı hürmet, bunun adı aynı davada yoldaşlık, en çok da güzel insanlara duyulan hasretti...

Şimdi bu kız tam karşımda. Gözlerinin içine baktığımda içimden İsrail'e bir taş fırlatmak gelirken; Bosna'ya gitmek geliyor bir gün, ertesi gün Endülüs'e... İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Anlıyor ve gülümsüyor. "Neden olmasın?"

Kitaphaberin değerli yazar kadrosundan Meryem Betül Altuntaş, Boşnak kahvesi eşliğinde sohbet meclisimize konuk oldu, iki dost söyleştik, sizin adınıza sorularımızı sorduk, merak ettiklerin(m)izi öğrendik.

BNK: Sevgili Meryem, sorularımıza başlayalım mı ne dersin?

MBA: Allah iyiliğini versin derim, buyur başlayalım.

BNK: Kısaca kendini tanıtır mısın? Kimsin sen?

MBA: Cemil Meriç "kronoloji aptalların tarihidir." dedikten sonra, benim tarihsel doküman sunmaya cesaretim yok. "Duygu ve düşünceleriyle kişi, kendisidir" diyor Meriç yine bir yerde... Bu yüzden şöyle diyeyim: 20'li yaşların ilk basamaklarını adımlayan, zamane çocuğu değil fakat zamanın çocuğu -ki bu mühimdir- olma gayretinde, 'bilinçli gençlik' gibi bir idealin yüküne omuz sunan biriyim. Kitapların, kelimelerin bir de çayın -aşk hariç, evet- peşinde koşturuyorum. Gazze'ye balayımda gitmek gibi garip bir umut besliyorum. Atları, 2. Abdulhamid'i ve fosfor kalem kullanmayı seviyorum. Dünyada bir çizik bırakmadan gitmeme derdindeyim. Aslında bu soruya cevabı tam anlamıyla ölünce verebilirim. Hani şu "Mevtayı nasıl bilirdiniz? " sorusunda. Ama o soruyu da bana sormayacaklar ne yazık ki. (Gülüşmeler)

BNK: Harikasın Meryem, demeden edemeyeceğim, peki, ismin ne anlam ifade ediyor sende? Hayatın neresindesin?

MBA: İsmim bende; emanet duygusu barındırıyor. Dini bütün bir kimliği bulunan ailem, Hz. Meryem gibi, benim de Allah'a adanmış kul olabilmem niyetiyle bu ismi vermiş. Ve böylece farkında olmadan onun adını ve misyonunu yüklenmiş olduğumu hissediyorum.

Bu hayatın neresindeyim? Dışındayım sanki. Güneş gibi her yere nüfuz etmeme rağmen içinde değilim. İsmet Özel "Dünyaya alışan şair olamaz." diyor. Dünyaya alışamadım, şair de olamadım. İlk şiirimi 11 yaşında yazmıştım. Lâkin biliyorsun, şair olursam âşık olurum korkusundan şiir yazamıyorum ki. (Göz kırpma efekti)

BNK: Aşk konusunda daha sonra sıkıştıracağım, şey yani sorular soracağım deyip sonraki soruma geçeyim: Kitap okuma serüvenin nasıl başladı? Özel bir hatırası var mı?

MBA: Kitap okumaya, daha doğrusu yemeye 2 yaşında başlamışım. Ramazan boyunca, Kur'an okuyan annemin kucağında usulca otururken bir gün -Nur suresi dolaylarında- sayfayı koparıp alelacele yutmuşum. -Daha sonraları bizzat hafızı olacağım- Kur'an ile o zamandan aram iyiymiş yani. (Gülüyoruz birlikte) Türk dili üzerindeki eserlere de okuldan önce okumayı sökerek başladığıma göre 5-6 yaşımda diyebilirim. Çünkü babam, benim için, kitap ve her akşam eve gelirken getirdiği yumiyum şeker demekti o zamanlar. Zaten binden fazla kitabın bulunduğu bir eve doğduğum için kendimi anlamadan kitabın içinde buldum. Yalnız bu yüzden "ilk okuduğunuz kitap" sorusuna bir cevap hatırlayamamak içimde ukde olarak kalmıştır.

BNK: ne tuhaf. Benimse ilk okuduğum kitaplar 90'ların modası Cin Ali'lerdi. Çocukluğumdan beri yıldızlara bakar ve "orada yaşayanların da acaba kütüphaneleri var mıdır anne?" diye sorardım anneme... İlkokul 1. sınıfta babamın parası olmadığı için komşulardan ödünç aldığım o Cin Ali kitaplarını okurken kıskanırdım kütüphanesi olan arkadaşlarımı... Sonra, annemin, dilini bilmediğim karman çorman yazılı kitaplarına bakardım... Sonradan öğrendim Osmanlıcaymış hepsi... Şimdi düşünüyorum da küçük bir kütüphane kurmak yıllarımı aldı... Sahi Meryem, senin de kütüphane tutkun var, biliyorum sıkı bir takipçin olarak, bir serüvenin de var mı kitaplarına dair? Eminim kitapların kapaklarını, uçlarını kemirdiğin kalemlerle, haşata çevirdiğin için "ayy, dur, yapma, yazık!" diye içi giden annen vardır (gülüşmeler) Neyse, sorumuza cevap alalım fazla kaynatmadan...

MBA: Ah, aksine ben sanırım fazla titizim kitaplarıma karşı. Bütün aile benden çekiyor anlayacağın. (Gülüşmeler) Yani gecenin bir saati uykuya dalmakta olan kardeşim Nefise, benden, uykumun arasında: "kitabı kütüphaneme koy da uyu, üstüne falan yatarsın, kırışır bak." tarzı uyarıları kaçıncı kez duyuyor. Çorap çekmecemi bile kitaplığa çevirerek kitaplarımı muhafaza derdine düşen, bazasının altından çeyizlik havlu değil, dergi, gazete kupürü arşivi çıkan bir insanım. Kendime ait kütüphane olması, iki odası kütüphane olan bir evde çok zor ilerliyor. Fakat yine de odama 3. kütüphaneyi kurmak için ikna çabalarım sürüyor. (gülüşmeler)

BNK: Çok keyifli ilerliyoruz sevgili dostum... Ankara'nın İhtiyar'ını duymuşsundur, onunla ilgili bir soru soracağım şimdi. Zor bir soru olacak, joker hakkın da yok:) İhtiyar bize hep der ki; "kitap okuyun, şiir yazın, çay için, namaz kılın, âşık olun". Şiir meselesi hakkındaki fikrini biliyoruz, çay ve namaz da, şükür, yerli yerinde... Sence ihtiyarın kastettiği aşk, okuduklarımızı yazmak mı, yaşamak mı demek? Yoksa insanî bir aşk olabilir mi?

MBA: Aşk mı? Ama hiç alanım olan bir konu değil. (Gülüşmeler) Yalnız, İhtiyar'ın sözünde insanî aşka da vurgu var sanıyorum. Okumak, ilk emir ve yazımın atomudur bence. Yazmanın da besmelesi olur böylece. Aşkla okunur, aşkla yazılır, bilirim. Âşık olunurmuş bir de, ama ben pek inanmam insana olan aşka. Bana göre ya aşk, kaf dağı, zümrüd-ü anka gibi ütopyadır, hiç var olmamıştır. Ya da ahir zaman modernizmi eritmiştir hakiki aşkı, posası kalmıştır. Yalnız, ben yine de bir şey demeyeyim. Yani bütün şairleri karşıma almayayım şimdi aşkı inkâr ederek, bir de hakikaten aşk vardır, çarpar falan. Ben bilmem, mecnunu bilir diyelim en iyisi.

BNK: "Ben bilmem, beyim bilir" diyen teyzelerin, sonsuz itaat konuşmaları gibi oldu bu. (Gülüşmeler)

BNK: Bu arada Kitaphaber'le nasıl tanıştığını sormayı unuttuk:) (Asıl konumuz buydu değil mi?

MBA: Tecahülü ârif sanatı mı yapıyorsun, bilmiyormuş gibi davranarak? Kitaplar konusunda okur ve düşünür iken, yazar olmaya beni ikna eden sensin. Görüşlerimi önemseyen belli bir kitle var, öncü olmam ve onlar adına seçici olmam hususunda daima bir baskı vardı. Ama senin ikna kabiliyetin daha baskın çıktı sanırım. Burada bulunuyor olmaktan memnunum. Teşekkür ederim. Gerçi bundan dolayı, sosyal hayattaki durumum veya birikimim doğrultusunda yazmıyorum. Genelde öğrencilerimin ve bilinçli gençliğin ilgisini çekecek kitapları aktarmaya çalışıyorum. Ve bunlar benim için, yoğun bir hayat ortasında şeker tadında oluyor, iyi geliyor.

BNK: Kitaplarla başladık, kitaplarla devam edelim... Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka adlı kitabında bir sevgili dostu vardır, bilirsin; ona mektuplar yazar. Yazar; ama göndermez, saklı kalır bir müddet, vakti gelince de okuyucu ile buluşur dost yerine; kitapseverler az bucuk yazmayı da sever ya hani, mesela, Kitaphaber ekibi olarak bir gün bir şekilde biz de mektuplar yazmaya başlasak en sevdiğimiz yazarlara, Meryem'in yazarı kim olurdu?

MBA: Hmm.. Yine bir zor soru. Her yazarın bir yanı vardır bende, bir yönü.. Tüm şiirler bana yazılmıştır mesela. Yalnız, kalemkeşten ziyade, kelimeleri severim ben. Şimdi, günümüz yazarlarından özellerim var ama seçemedim. Duygusal bir yakınlık hissettiğim bir yazar yok, ben öyle hayran olmam kolay kolay. Ruhsal bir yakınlık hissettiğim kişi ise, yazar kategorisinde anmak yakışık alırsa eğer, İmamı Rabbâni'dir. Merkezden ayrılmayan, hiç bir izm'in tesirinde kalmayan, özüne bağlı, 'devrim' ruhlu adam. O'na yazardım herhalde, evet! Ha, illa da modern zaman yazarı olacaksa, garipsemeyin; ama Agatha teyze olurdu sanırım. Onunla da fikirsel anlamda yakınlık kurabiliriz.

BNK: Agatha Criste... Cinayet romanlarını yazan kadın, ilginç... Kitap tanıtımı yazmanın acaba bu teyzeyle bağlantısı olabilir mi? Kitapların içindeki her şey senin için bir olay mesela? Sen de dedektif?

MBA: Agatha teyzenin cinayet romanlarında takdire şayan ince zekâsı ve dedektiflikten de ziyade ilgimi çeken yönü, psikolojik tahlili ve gözlemleri oluyor. Pedagojik formasyon ve ruhi eğitim ile ilgilendiğim içindir belki de. Kitap tanıtımı yazarken etkisi oluyor mu, bilemiyorum.

BNK: Son olarak sormadan edemeyeceğim sevgili Meryem. Bütün kitaplarını okudum dediğin bir yazar var mı?

MBA: Tüm eserlerini okudum dediğim bir yazar? Birden fazla var sanırım. Alanım olduğu için İslam tarihi üzerinde Asım Köksal, Cemil Meriç ilk aklıma gelenlerden. Ebubekir Sifil, Tolstoy, Rasim Özdenören, Dan Brown, Yavuz Bahadıroğlu mesela. Edebiyat alanında ise, ilk yazarım şüphesiz İbrahim Tenekeci'dir. Sonra Bülent Akyürek, Ömer Faruk Dönmez, Tarık Tufan, Osman Yüksel Serdengeçti geliyor aklıma.

BNK: Hmm... Bir de Kitaphaberin seçkin okuyucularına tavsiye edebileceğin ilk 5 kitabı sorsak?

MBA: Üstad Meriç Objektiflik namussuzluktur der. Tarafım var elbette fakat çok tarafsız bir okurum sanırım. 5 kitap seçmek zor olacak. (Biraz düşündükten sonra) Pekâlâ, seçtiklerim şunlar:

 Yitik cennet/ Sezai Karakoç.
 Hamza/ Ömer Faruk Dönmez.
 İslami bilincin ihyası/ Ebubekir Sifil.
 Tüfeksiz hareketler/ İbrahim Tenekeci.
 Dönüşüm/ Franz Kafka

BNK: Değerli zamanını benimle paylaştığın için teşekkür ederim dostum.

MBA: Son olarak, ne zaman modernizmin kıskacında bunalsam ve bir dost yüzlü bir huzur arasam, o çok sevdiğin Tarık Tufan'dan " İnsaf et Anna! Gidelim buradan. Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını alıp da gidelim." sözleri dilime dolansa, hemen aklıma düşen değerli dostum, çok keyifli hoşsohbetin ve içtenliğin için sana ve buna imkân verdiği için de Kitap Haber'e teşekkürlerimi sunuyorum. Minnettarım.

BNK:
"Dest-i gadri müstairândan ziyânım bihessab,
Ahdim olsun, âriyet hiç kimseye vermem kitab"
(Ödünç olarak alanların zulmünden hesapsız zararlara uğradım, onun için ant içtim artık kimseye vermem kitap.) Yazarlarımızdan Meryem Betül Altuntaş ile yaptığımız sohbetin kâğıda yansımasıydı okuduklarınız. Beğendi iseniz ne mutlu... Velhasıl ömrümüzde okunacak çok şey var, vaktimiz de dar. İnşirah serinliği ile Tahiyyat'ın bereketi zamanımızın üzerine düştüğü vakit kütüphanede buluşmak üzere diyelim... Kitapsız kalmayın, emre uyun efendim: İKRA!*
*(Alâk Sûresi/1) Büşra Nur Karaarslan - 21.03.2012

,

3031

Büşra Nur Karaarslan Hakkında

Büşra Nur Karaarslan

Sakarya Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu; çalışıyor. Öğrencileri ve kitapları ile mutlu. Büyüyünce yazar olacak sanıyorlar; bakalım kısmet diyor; sınavı kazanırsam...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin