İki Darbe Arasında - İskender Pala

İki Darbe Arasında - İskender Pala

İki Darbe Arasında - İskender Pala

19.09.2011 - Alıntı
İki Darbe Arasında - İskender Pala

Abdullah Yalnız, Dünyabizim için yazdı

“Divan şiirini halka sevdiren adam” olarak bilinen İskender Pala, farklı bir özelliğini ortaya koyduğu bir eser kaleme aldı geçtiğimiz yıl. 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra başlayan ve 28 Şubat 1997’de ordudan ihraç edilmesine kadar süren askerlik hayatını “İki Darbe Arasında” şeklinde tanımladı ve o süreci kitaplaştırdı. Eserde anlatılanlar birbiriyle çok tutarlı, anlatım kronolojik sıraya göre yapılmış ve olaylar içten bir üslupla ele alınmış... Kitap, yer yer sinirlerinizi gerebilecek, bazen de duygulanmanıza neden olabilecek bir muhtevaya sahip... Pala’nın, süreci hakkaniyetle anlatma kaygısı gütmesi eserin nesnelliğini artırırken; gönlünden gelenlere filtre koymamış olması da kitabın boğucu ve donuk olmamasını sağlamış. İçerikte neler olduğunu ayrıntılı olarak açıklayacak olursak...

Hep sıkıntılı geçen 14 yıl...

İskender Pala, sonradan “yanlış bir seçim” olarak niteleyeceği askerlik hayatına, Edebiyat eğitimi gördüğü üniversite sonrasında giriş yapar. Bazen genişleyip bazen daralsa da bu tercih, kronik olarak kendisini çeşitli sıkıntılar içine bırakmaktadır. 5 yılda 5 kez tayin(mi sürgün mü?) edilir. Eşinin başörtülü ve kızının İmam Hatip’li olması hakkında istihbarat raporları düzenlenmesine neden olur. Oturdukları lojmanlarda, komşuları tarafından bir süre tecride maruz bırakılırlar. Ve daha onlarca şey... Fakat Pala, deniz müzesi arşivi gibi, tam istediği kurumlarda çalıştırılması nedeniyle ve ordu içinde çok güzel komutanlarla da karşılaştığı için tüm sıkıntılara göğüs germeyi yeğler. Hepsinin üzerinden gelmeye azmeder.

Ayrıca askerlikte zorunlu görev süresi 15 yıldır ve bu süre dolmadan ordudan atıldığınızda/ayrıldığınızda tüm özlük haklarınız elinizden alınmaktadır. Bu nedenle istese de bir türlü ayrılamaz bu görevden... Kendisi kopamaz ama kopartılır. 12 Eylül 1980 sonrası girdiği bu kurumdan, 28 Şubat post-modern darbesinden sonra “gericiliğe bağlı disiplinsizlik” suçu nedeniyle emekliliğine 5 ay kala atılır.

Herhangi bir gün değildi o gün!

Fikri büyüklerimiz, “28 Şubat takvim yapraklarından bir gündü, sıradan bir tarihti” dedikleri için kendilerini bir kalemde silmiyoruz. Kendilerinden istifade edeceğiz ve öğreneceğimiz çok şey var tabii ki fakat realitenin böyle olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Zira o dönemde “mücadele meydanında” olanlar bunun yaralarını hâlâ taşıyorlar yüreklerinde... Bunlardan birisi de “İki Darbe Arasında” nın yazarı. O günleri: “Zahmet ile rahmet arasında bir nokta vardır, Allah dilerse zahmetteki noktayı kaldırıverir” ümidi ve duasıyla atlatan bir İskender Pala...

Yüzbaşı binbaşıyla nasıl mücadele edebilir?

Pala, kitabında güzel bir enstantaneye de yer ayırıyor. Üniversite’de: “Seni asistan almam, çünkü benim şöhretimi silersin” diyen bölüm başkanına rastlayan ve bunun gibi “üstün astı ezmesi” vakalarıyla sıkça karşılaşan İskender Pala, bir benzerini de askeri görevdeyken yaşar. Günday adlı bir binbaşı, kendisini sudan sebeplerle ezmektedir ve Pala’nın rütbesi onunla mücadele etmeye yetmemektedir. Artık maruz kaldığı muameleden iyice bunalan Yüzbaşı İskender’in aklına bir fikir gelir. Okullarda okutulmak üzere kendisine dilbilgisi kitabı yazma talimatı verilmiştir ve yazar kitabı bitirmek üzeredir, artık son düzenlemeleri yapmaktadır. Binbaşıyla mücadele etmek için kitapta bir düzeltmeye gider. Sıfatlara, zarflara, zamirlere ve fiillere örnek olmak üzere uydurulmuş ne kadar olumsuzluk taşıyan cümle varsa, hepsinin öznesini “Günday” olarak değiştirir. Böylece ileride bu kitabı okuyacak olan öğrenciler, kendisine karşı yargılarını oluştururken onun gerçek yüzünü görecek ve belki de bıyık altından güleceklerdir...

“Bizim İskender” sözü nelere mal olmuş!


İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Barbaros Hayreddin Paşa türbesinin sorumluluğunu elinde bulunduran ordu ortaklaşa bir projede çalışacaklardır. O dönemde türbenin anahtarı ve mesuliyeti İskender Pala’nın elindedir. Dönemin komutanlarından İlhami Erdil Paşa, İstanbul büyükşehir belediye başkanı olan R. Tayyip Erdoğan’a hitap eder, türbenin sorumlusu olan arşiv müdürü Binbaşı İskender ile birlikte bazı düzenlemeler yapmasını rica eder. Tayyip Bey de daha önce birkaç kez Pala ile karşılaşmış ve selâmlaşmıştır fakat çok yakın bir iletişimleri yoktur. Daha önceki tanışıklığa binaen bir an şaşırır ve Erdil Paşa’ya; “Haa, siz bizim İskender’den bahsediyorsunuz” der.

Tayyip Bey’in “Bizim İskender” sözünden sonra İlhami Erdil Paşa, Tayyip Erdoğan’a hissettirmeden kurmayına döner ve “nerden onların İskender’i olduğunu derhal araştır” emrini verir. Ve o günden sonra İskender Pala’nın işleri daha da zorlaşır... Erdoğan’ın iyi niyetle söylediği “Bizim İskender” sözünden sonra her şey altüst olur ve İskender Pala daha sonradan öğrenecektir ki, İlhami Erdil Paşa atılması için ne gerekiyorsa yapılması emrini vermiştir.

Merhumu nasıl bilirdiniz: Kötü bilirdim!

Çok başarılı bir askeri hayat yaşamasına, bir sürü taltif, takdir ve ödül almasına rağmen sırf inancına uygun yaşadığı için haksız yere ordudan atılan İskender Pala’yı çevresindeki insanlar bile anlamaz. “Kesin bir suçu vardır” edasıyla yaklaşırlar ona. Hele bir yakını, “İskender Bey, rehberinden numaramı siler misin?” dediği an, Pala’nın dünyası başına yıkılır. Birkaç kez bayılacak derecede fenalaşır.

İskender Pala, zaman zaman eski komutanlarından birinin ölüm haberini almaktadır. Cenazesine gidip onu bir de musalla taşında görmek ve helâlleşme faslında imam “Nasıl bilirdiniz?” diye sorduğunda tek başına “Kötü bilirdim!” diye bağırmak geçer içinden. Fakat yapmaz, yapamaz...

Madem değişecektik niye direndik?

Pala, ailesini özele alarak aslında hepimizin problemi olan bir konuya büyük bir şecaatle değiniyor eserinde. 14 yıl boyunca gümüş yüzük takmanın cezasını çekmiş biri olarak, günümüzde nasıl oluyor da altın yüzük takmanın gerekliliği üzerine kitaplar yazılabildiğini algılamakta zorlandığını belirtiyor. Yine askerken –göze batsa ve bize zarar getirme ihtimali olsa bile- pardösü giymekten taviz vermeyen eşinin, artık askerliğin bitmesine ve zorlayıcı bir neden olmamasına rağmen etek de ceket de giydiğini aktarıyor. Benzer şekilde İmam Hatip’te okurken omuzlara dökülen eşarpla okuyan kızının şimdi pantolon üzeri tunikle gezebildiğini anlatıyor. Ve bunlara bağlı olarak, “Geriye dönüp baktığımda, askeriyeden atılmamda en belirgin fişlenme ve o dönemde birer sembol/gösterge olarak algılanan eşimin pardösüsü ile kızımın İmam Hatip’te okuması konusunda, eğer şimdiki gibi düşünüyor olsaydım, nasıl davranırdım bilemiyorum” sonucuna varıyor. Bu noktaya değinerek, aslında biz “rahatlayan” Müslümanların psikolojisine ışık tutmuş oluyor.

Bir daha asla!

Hayatı boyunca zarifliğiyle, letafetiyle, gül-bülbül şiirleriyle meşgul olmuş bu insan; disiplinsizlik suçundan ordudan atılmıştır ve “hırsızlık, hır-gür, yolsuzluk, ihanet” gibi suçlamalarla şerefsiz bir şekilde ordudan atılanlarla aynı levhaya ismi yazılmıştır. Yüreğini acıtan da daima bu olmuştur. Neyse ki aynı acıyı tadan binlerce insanın yüreğine su serpen “Yaş kararlarına yargı yolu açılması” kararıyla, İskender Pala ve nice güzel komutanlarımız en azından iade-i itibar görecekler ve alınlarındaki çamuru temizleyebileceklerdir. Bir daha 28 Şubat’ın zemheri soğuğunu yaşamamak ve hiçbir haksızlığa hiç kimsenin uğramaması dileğimle...

Abdullah Yalnız başka bir darbe almayalım diye yazdı.

İki Darbe Arasında
İskender Pala
Kapı Yayınları

Alıntı - 19.09.2011

,

4133

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin