İki Şehrin Hikâyesine Dair Bir Değerlendirme

İki Şehrin Hikâyesine Dair Bir Değerlendirme

İki Şehrin Hikâyesine Dair Bir Değerlendirme

13.03.2020 - Necla Dursun
İki Şehrin Hikâyesine Dair Bir Değerlendirme

Charles Dickens’in İki Şehrin Hikâyesi isimli kitabı yüksek satış rakamı ile tüm zamanların en fazla okunan edebi eserlerinde biri olmuştur. Kırk beş bölümden oluşan kitapta mekân Paris ve Londra, zaman ise Fransız Devrimi (1789) sürecidir. “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçi şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki tarafa…” (syf: 13) cümleleri kitabın ilk cümleleridir ve konu aldığı zaman diliminin özeti gibidir.

Devrimden önceki birkaç yılı anlatarak başlayan kitapta soylular tarafından ezilen Fransız köylüsünün durumu, devrimin ilk yıllarında soylulara yönelik vahşeti ve aynı dönemde Londra'da akmakta olan hayatla iki ülke toplumları arasındaki benzerlikler aktarılmaktadır. “Her iki ülkede de halkın açlığı pahasına karnı doyan soyluların her şeyin ilelebet böyle güllük gülistanlık devam edeceğine dair bir inancı vardı.” (syf:13)

Ana karakterin hayatı üzerinden verilen detaylarla arka planda yaşananlar tarihi bir süreç içinde anlatılmaktadır. En önemli karakterler Charles Darnay ve Sydney Carton olmakla birlikte Dr. Manette, Dr. Manette’nin kızı Lucie, Mr. Lorry, Mr. Defarge, Mrs Defarge, Miss Pross, Mr. Stryver ise diğer önemli karakterlerdir.

Darnay, erdemli kişiliğine rağmen devrimin acımasız gazabına uğrayan eski bir Fransız aristokratı ve St. Evremonde Markisi’nin yakışıklı yeğenidir.

Carton, Darnay'in eşine karşılıksız bir aşk besleyen, boşa geçirdiği hayatının muhasebesini yapmaya çabalarken, platonik-büyük aşkı Lucie ve ailesi için avukatlık yapan parlak bir avukattır. Ayrıca fiziksel olarak Darnay’a benzemektedir.

Dr. Manette, Fransız aristokrat ailelerinden birinin hışmına uğrayarak suçsuz yere Paris'te 18 yılını hapishanede geçirdikten sonra, eski bir dostunun yardımı ile kurtulan saygın, yardımsever ve sevilen bir doktordur.

Lucie, Dr. Manette’nin küçük yaşta babasından ayrı kalmış ve annesini yitirmiş sarışın (birkaç yerde bu özelliğine vurgu yapılmaktadır), genç ve güzel kızıdır.

Bayan Defarge, Aristokratlardan intikam almaktan başka bir şey düşünmeyen, elinden düşürmediği örgüye vakti geldiğinde kullanılmak üzere cezandırılacak isimleri nakşeden kadın meyhanecinin eşidir.

Bay Defarge, kindar eşi için zaman zaman kaygılanan ancak içinde birikmiş intikam hissi ile hareket eden, devrimcilerin buluşma merkezi olan meyhanenin sahibi.

Jarvis Lorry: Dr. Manette’nin yakın arkadaşı, Lucie ‘yi kızı gibi seven Tellson Bankası’nın çalışanıdır.

Bayan Pross, Lucie’nin erkek kardeşi Salomon ile evlenmesini hayal ederek daima O’nun yanında olan, Manette’lerin kaba karakterli ve davranışlı ancak fiziksel olarak güçlü yardımcısıdır.

Bay Stravyer, Lucie ile evlenmek için girişimde bulunsa da bu isteğinin gerçekleşmeyeceğini kavrayarak üç çocuklu bir dul ile evlenen Sydney Carton’un işverenidir.

Jerry Cruncher, Elinden her türlü iş gelen, tıp öğrencilerine yasa dışı yollarla kadavra temin eden Tellson Bankası çalışanıdır.

John Barsad: ihtilal zamanlarında Frnasa’da bulunan, İngiltere’de kötü bir üne sahip olan eski bir casus ve Bayan Pross’un erkek kardeşidir.

Olaylar örgüsü, 1775 yılı Kasım ayının soğuk bir gecesinde Tellson Bankası’nın temsilcisi Jarvis Lorry’nin Lucie Manette isimli genç ve güzel bir Fransız’la buluşmasıyla başlamaktadır. Dr. Manette Lucie’nin babasıdır ve Lucie babasının hayatta olduğundan habersizdir. Bay. Manette, suçsuz olmasına rağmen Bastille Hapishanesi’nde 18 yıl hapsedilmiş, akli dengesi bozulmuş ve geçmişini hatırlamakta güçlük çeken bir doktordur. Babasının karşısında gören Lucie önce büyük bir şok yaşamış, sonrasında babası ile Tellson Bankası çalışanları Bay Lorry ve Jerry Cruncer eşliğinde Londra’ya mülteci olarak gitmek üzere yola çıkmışlardır. Dr. Manette ve kızı Lucie kendilerine Londra’da bir ev tedarik ederek yeni hayatlarına başlarlar. Dr. Manette geçmişte sevilen ve saygı duyulan bir doktor olduğundan kısa sürede çok sayıda hasta edinerek düzenli bir hayat sürmeye başlarlar. ”Sessiz, insancıl, hem hastane hem hapishane kapılarında, mesleğini hem katiller hem de kurbanlar için eşit derecede icra eden, bambaşka bir insandı.”(syf:339)

Dr. Manette'in özgür kaldıktan sonra Paris’ten Londra'ya dönüşü sırasında Fransa’da aristokrat bir aileye mensup olan, mevcut düzenden duyduğu rahatsızlık ve soyluların baskısı altındaki halk için üzüntü duyan ancak düzeni değiştirecek güce sahip olmadığını anladığından İngiltere’ye gitmekte olan Charles Darnay ile tanışırlar. Cahrles Darnay Londra’ya geldikten sonra “Fransız Edebiyatı konusunda uzman bir Fransızca öğretmeni olarak İngiltere’ye yerleşir.» (syf:163) Zamanının büyük bölümünü Cambridge’de geçirerek İngilizce çeviriler yapmaktadır. Ülkenin içinde bulunduğu şartlardan ve halkın Fransa’dan gelen haberlere karşı giderek artan ilgisi sayesinde birçok kişi tarafından tanınan biri haline gelir. Azmi ve çabasıyla kendisine inandığı gibi bir hayat kurar. Bir müddet sonra Lucie ve Darnay birbirlerine yakınlık duyduğu haberi Dr Manette’yi oldukça sarsar. Çünkü haksız yere yıllar boyu ailesinden uzak kalmasına sebep olan insanların soyundan gelen birisiyle kızının ebir gelecek hayal etmesi, Dr. Manette'in içine atıp gömdüğü ancak unutamadığı intikam hislerini açığa çıkartır. Yanı sıra kızının sevgisine verdiği yüksek değer ve daima mutlu olmasını istemesi ruhsal bir kaos yaşamasına sebep olmuştur.

Lucie’ye derin duygular besleyen biri daha vardır. “Hiçbir adam bir kadını bu kadar sevemezdi.”(syf:261) Başarılı ancak istikrarsız bir avukat olan Carton, patronu Mr. Stryver’in yüklendiği davalarda alkol bağımlılığı ve düzensiz hayatı sebebiyle iştirak etme sıkıntısı yaşayarak olası başarılı iş hayatını sürmesine engellemektedir. İş hayatındaki ve özel hayatındaki başarısızlığını Lucie ile aşacağını düşünerek bir gün Lucie’ye duygularını açar. Sevgisinin karşılıksız olduğunu anladığında, uğruna hayatını feda edecek kadar büyük sevgi beslediğini ve ender de olsa kendisini görmesine müsaade etmesini Lucie’den rica eder. Lucie bu isteği olumlu karşıladığında hayatı boyunca kimseye iyilik yapmamış ve yaşamla bağları oldukça zayıf olan Carton’un aşkının hayatının akışını değiştireceğinden habersizdir.

Bay ve Bayan Defarge mevcut rejimin baş düşmanlarıdır ve işletmekte oldukları meyhane Paris’in ihtilalcilerinin ana merkezidir. “Nasıl her fokurdayan girdabın bir merkezi varsa, bu köpürmüş kalabalığın da merkezi Defarge’ın şarap dükkânıydı.”(syf:266) Alınan her önemli karar ihtilal aktörleri tarafından burada tasarlanmaktadır. Meyhanede uzun zaman hayali kurulanın vakti gelir ve hayal gerçek olur. Bir gün ihtilalciler Bastille Hapishanesi’ne baskın düzenleyerek tüm mahkûmları serbest bırakırlar. “ Fransa’da büyük bir fırtına kopmuş da denizler müthiş bir şekilde kabarmışçasına, korkunç bir şekilde çıkmaya başlamıştı bu sesler.” (syf:263) Uzun yıllar açlık ve acı içindeki Fransız köylülerini harekete geçiren hadise ise; Charles Darnay’ın amcası St. Evremonde Mrakisinin kullandığı atlı araba küçük bir çocuğa çarpar, çocuğun olay yerinde hayatını kaybetmesiyle acılı babasının (gücü mahkemeye getirmeye yetmeyince) Markisi yatağında öldürerek intikam alması ve ardından idam edilerek cezalandırılmasıdır. “Arabalar hep böyle gider ve yaralıları arkalarında bırakırlardı, aksi için bir sebep yoktu.” (syf:139)

Fransa’da olaylar bu şekilde zamanı tüketirken Lucie ve Darnay evlidir, kızları altı yaşındadır. İngiltere’de sıradan sayılabilecek bir günde Darnay’a Fransa’daki ailesinin eski hizmetkârından bir mektup alır. Hizmetkâr mektubunda ihtilalciler tarafından hapsedildiğini, yardıma ihtiyacı olduğunu ve kendisini kurtarmasını rica etmektedir. Charles bu ricayı kırmak istemez çünkü ailesi adına fakir halka tazminat vermesini emrettiği hizmetkâr tam da tazminat dağıtımı yaptığı anda tevkif edilmiştir. Charles Darnay bu durumdan kendisini sorumlu hisseder, eski emektara yardımcı olmak ve serbest kalmasını sağlamak amacıyla ailesinden habersiz Paris’e gider. Ancak şehre varır varmaz bir aristokrat olması sebep gösterilerek hapsedilir. Lucie haberi örenir öğrenmez babası, kızı ve yardımcısı Bayan Pross’la birlikte Paris’e gelirler.

Darnay mahkeme huzuruna çıkartıldığında artık mensubu olduğu Fransa’daki ailesiyle bir bağlantısının kalmadığını, ailesinin servetinin yıllarca zarar verdikleri halka geri verilmesini emrettiğini ve Fransa’ya gelme sebebini anlatır. “Hiç kimseye baskı yapmamıştı; halktan zorla vergi toplamadığı gibi mallarını verirken de kendi isteğiyle vermişti, kendini hiçbir ayrıcalığının olmadığı bir dünyaya atmış, kendi çabasıyla bir yerlere gelmiş ve kendi ekmeğini kendi kazanmıştı.” (syf:298) Dr. Manette mahkeme huzurunda damadı lehine etkili bir konuşma yaparak destek verir. Ülke dışına çıkmaması şartıyla ”zaman pınarından akan dakikalar gibi” (syf:160) geçen bir buçuk yıllık tutukluluğun ardından Darnay serbest kalır. Ancak aynı gün gelen bir ihbarla halk düşmanı olduğu öne sürülerek tekrar tutuklanarak hapsedilir.

Bu haberi alan Sydney Carton Paris’e gelerek aileye nasıl yardımcı olacağını araştırırken yeniden mahkeme huzuruna çıkan Darnay’ın tutuklanmasına sebep olanın bir mektup olduğunu öğrenir. Avukatı olarak mahkemede Darnay’ı temsil etmek ister ancak ortaya çıkan mektup çok şeyi değiştirir. Mektup Dr. Manette tarafından Bastil’deki uzun hapis yılları esnasında yazılmıştır. Darnay’ın ailesinin işlediği suçu öğrendiği için hapis yatmakta olduğunu anlattığı mektupta tüm aileyi lanetlemektedir. Bay Defarge bu mektubu Manette’nin yıllarca hapis kaldığı hücresinde bulmuş ve mahkemeye ibraz etmiştir. Bu belgenin hakimler üzerindeki etkisi büyük olmuştur. Vakti zamanında şimdi damadı Darnay’ın ailesi hakkında yazdıklarını reddederek mahkemeden merhamet dileyen Dr. Manette dikkate alınmaz. Darnay’ın ailesinin işlediği suçların cezasını çekmesi gerektiğine karar veren mahkeme 24 saat içinde giyotin altında idam edilmesi hükmü verilir.

Durum bu noktaya ulaşınca Carton harekete geçmeye karar verir ve İngiltere’de kötü bir üne sahip olan ve o günlerde Fransa’da casusluk yapan Barsad’a hakkında sahip olduğu bir bilgiyi kullanarak O’na şantaj yapar. Barsad’ın sahip olduğu bağlantılar sayesinde idam edilmesene saatler kala Darnay’ın hücresine girer. Carton’u karşısında gören Darnay şaşırmıştır. Kendisini kaçırmak için geldiğini sanarak hayatını tehlikeye atmasının kimseye fayda sağlamayacağını söyleyerek avukatın bir an önce gitmesini söyler. Carton tanıdığı günden beri kişiliği ve hayatına imrendiği Darrnay’a bir defa daha imrenen gözlerle bakar. Ardından Darnay’ı bayıltarak kıyafetlerini giyer, kendininkileri de O’nun giymesini sağlar. Fiziksel olarak benzemelerinden faydalanarak sanki Carton bayılmış gibi sedyeye yatırılarak hapishane dışına çıkartılan Darnay olur. Carton Darnay yerine giyotin altına yatar ve idamı izleyen halk Darnay yerine Carton olduğunun farkına bile varmaz.

Carton’un hazırladığı plan dahilinde Darnay ve ailesi Fransa’yı terk ederken Bayan Defarge tüm aileyi tutuklayabilmek için evlerine gittiğinde sadık hizmetkar Bayan Pross karşısına çıkar. Aralarında çıkan arbedede Bayan Defarge kendi tabancasıyla kendini vurur. Bu şiddetli patlama Bayan Pross’u hayatı boyunca sağır bırakır.

Bu kitap dünya düzenindeki rollerin değiştiği, öldürenlerin artık öldürülmekte olduğunun anlatıldığı bir kitaptır. “Arabalarının önüne koşmak ve sürmek bu soyluların hakları arasındadır. Ablamın kocasını arabaya koşup sürdüler… Kurbağaları kovup onların iyi uymalarını sağlayalım diye bizleri bütün gece arazilerinde tutmak da onların hakları arasındadır.”(syf:401)

İhtilal öncesinde acı çeken, sömürülen halkın yaşadığı travmanın etkisiyle kendilerine yıllarca kötülük eden aristokrat ve asillere amatörce ve günden gün değişiklik gösteren, sağduyudan uzak yasalarla idam cezaları vermeleri anlatılmaktadır. “ Tüm acımasızlığıyla bedenleri, intikam seslerini ve acıdan katılaşmış, merhametten eser kalmamış yüzleri çalkalayıp duruyordu.”(syf:272) Soyluların bu denli acımasız davranarak nefret tohumlarını ektiği halk kin duygusunu daima canlı tutarak “güçlü büyücü -zaman-)“(syf:456) kum saatinde ters istikamete akmaya başlayarak çok kan akmasına sebep olmuştur.

İnsanı insan yapan duygulardan en belirgin olanlarının sevgi, merhamet, şefkat, yardımlaşma, vefa ve acıma olduğu söylenebilir. Buna rağmen kitapta, intikam duygusu irdelenerek bu duygunun insanı insan olmaktan ne kadar uzaklaştırdığını görmekteyiz.

Ana karakterlerden Charles Darnay’ın aristokrat bir aileye mensup olması sebebiyle doğuştan sahip olduğu sınırsız imkânları yok sayarak başka bir ülkeye gitmesi, orada inandığı gibi yaşaması “doğru” kavramının kişilere göre nasıl değişiklik gösterdiğine şahit olmaktayız.

Diğer bir ana karakter olan Avukat Sidney Carton, karşılıksız sevdiği Lucie’nin mutluluğu için Charles Darnay yerine idama gitmesi sevginin/aşkın gücünün nelere kadir olduğu gözler önüne serilmektedir.

Kırmızı, mavi, beyaz renkten oluşan rozetlerin ve kırmızı kasketlerin revaçta olduğu Fransız İhtilali'nin, kitabın kahramanlarının hayatlarına olan etkileri ve ruhsal değişimleri ele alınmakta ve birçok tarihi izi barındırmaktadır. “Genel sosyal meselelere ilişkin tek soylu düşüncesi her şeyi kendi haline bırakmak… her şeyi kendine akıtmak, özellikle de gücü ve parayı.” (syf:133) düşüncesine sahip aristokratları konu alan bölümler başta olmak üzere akıcı, yalın ve hayal dünyasını harekete geçiren betimlemelerle zenginleşen bir anlatıma sahiptir. Yazar ihtilal süresince akıtılan kanı şarapla özdeşleştirilmektedir. “Kalabalığın gözü hiçbir şey görmüyor çünkü çıldırmış gibiler, tehlikeliler ve şarap fıçısının Defarge’ın dükkânının önünde kırılmasından yıllar sonra tekrar kırmızıya boyanan sokakları temizlemek hiç de kolay değil.”(syf:273)

“Var olan doğru olandır.”(syf:81) aforizmasının merkezde olduğu giderek fakirleşen halkın sosyal ve ekonomik durumunun uzantısı olan toplumsal psikoloji oldukça iyi aktarılmıştır. “Bazen insan, bazen hayvan avlardı…”(syf:281) insan hayatına değer vermeyen soyluların hayatı gözler önüne serilerek ihtilali hazırlayan nedenler sıralanmıştır.

“Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm Cumhuriyeti” sloganını haykırarak geçmişinde halka eziyet eden aristokrasi mensupları yanı sıra pek çok masum insan hayatını yitirdiği ihtilal günlerinde en değerli duygulardan biri olan “sevgi” nin yoksunluğunun vurgulanması sebebiyle özel bir kitaptır.

Charles Dickens

İki Şehrin Hikâyesi

çev. Meram Arvas

Can Sanat Yayınları

30.baskı

Kasım 201

462 sayfa

Necla Dursun - 13.03.2020

,

2925

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans’ını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans tezini yazarak tamamlamıştır. İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin