İlgimiz Salt Toplum Olmaktan Öte, Toplumculuk Üzerinde de Yoğunla�

İlgimiz Salt Toplum Olmaktan Öte, Toplumculuk Üzerinde de Yoğunlaşmalıdır

İlgimiz Salt Toplum Olmaktan Öte, Toplumculuk Üzerinde de Yoğunlaşmalıdır

07.06.2012 - Şeniz AYAZ
İlgimiz Salt Toplum Olmaktan Öte, Toplumculuk Üzerinde de Yoğunlaşmalıdır
Kitaphaber'in bu haftaki konuğu değerli yazarlarımızdan Ümit Aktaş. Kaleme aldığı eserlerle kalemin hakkını en iyi veren yazarlardan biri olan Aktaş bazı yazarlar gibi kendi toplumuna duyarsız kalmayan tavrıyla bu toprakların yetiştirdiği üretken bir yazar.

Ümit Bey toplumsal konulara bu kadar çok değinme nedeninizi merak ediyorum. Neden toplumsal konular?

Bir Müslüman'ın, dahası bir insanın toplumla ilgilenmesinden daha doğal bir şey olamaz. İçinde yaşadığımız, mücadelemizi verdiğimiz birincil alan toplumsal alandır çünkü. Gözlerimizi dünyaya bir toplumsallık içerisinde açar ve oradan doğru bakarız etrafımıza. Toplumsallık bir yandan bakışlarımızı oluşturmaya çalışırken, öte yandan ise bizler, selim bir fıtratla dünyaya gelen insanlar da bu toplumsallığın yanlışlarına, maruz kaldığımız ya da kalmadığımız haksızlıklara karşı mücadelemizi yine bu toplumsallık içerisinde veririz. Sorumluluklarımızın birçoğu bu toplumsal alanla ilgilidir ve özgürlüğümüzü de bu alanda verdiğimiz mücadelelerle elde etmekteyiz. Dolayısıyla toplumsal alana, bu alandaki sorunlara bigâne kalamayacağımız gibi, bu alan olmadan hayatımızı da sürdüremeyiz. Onun da ötesinde, bir Müslüman cemaatleşme çabalarını da bu alanda sürdürür; dolayısıyla ilgimiz salt toplum olmaktan öte, toplumculuk üzerinde de yoğunlaşmalıdır.

Toplumsal konular, güncel sorunlar, kadın-erkek, siyaset, İslam, Tasavvuf... yani hayatın her alanında yazıyorsunuz. Bu konulara sizin bakış açınız değince konular geniş yankılar uyandırdı. Kitaplarınızı okumuştum; hatta bazı kitaplarınızın değerlendirme yazılarını da yazmıştım. Aslında işlediğiniz konular çok hassas konular. Ben özellikle İnsan ve İslam adlı kitabınıza dair yapmış olduğum değerlendirmede bazı eleştiriler almıştım. Bu hassas konulara değinme konusunda okurlarınızdan siz ne tür tepkiler aldınız?

İnsan ve İslam, oldukça ilgi gören bir kitap oldu. Bu kitapta da, hemen her kitabımda yaptığım gibi, klişeleşmiş, artık üzerinde -yeniden- düşünülmeyen konularda düşünmeye çalıştım. Bunun için her ne kadar Kuran'ın biçim ve ruhuna bağlı kalmaya çalıştıysam da, yer yer bu biçim ve ruhu da zorlayacak bir biçimde sürdürdüm düşüncelerimi. Aslına bakarsanız bu zorlama doğrudan ayetlerden ziyade, ayetlerin anlaşılmasına ilişkin artık klişeleşmiş bazı düşüncelere, yani tarihsel birikimlerin tortularına yönelikti. Bu konularla ilgili çok da olumsuz tepkiler almış değilim. Zaten insanlar, ezberlerini bozan düşüncelere karşı önce biçimsel tepkiler verseler de, süreç içerisinde bu düşüncelerden bir ölçüde de olsa etkilenirler. Bir düşünce adamının görevi ise alışılmış sözleri tekrarlamak, salt belagat üretmek değil, Mevlana'nın da deyimiyle "yeni şeyler söylemek", söyleyebilmektir.

Çeşitli dergilerde yazdınız ve yazıyorsunuz hala. Sizce şu an Türkiye'de dergiciliğin durumu ve konumu nasıl?

Dergicilik giderek geriye gitmekte. Bir zamanlar kıt imkanlarıyla dergiler çıkaran Müslüman aydınlar, şimdilerde siyasete ve bürokrasiye angaje olduklarından, dergiler yüz üstü bırakılmış durumda. Basın alanında kalanlar ise gazete yazarlığı yapıyorlar ki bu da daha çok iktidarın uygulamalarını sol cenaha karşı savunmak gibi bir "görev"le sınırlı. Oysa Müslüman her koşulda, herkese karşı ve her şeye rağmen hakkı savunmak ve dillendirmek zorunda. Sözgelimi Kürecik'teki Nato radarları ya da Roboski'deki katliam, bu yazarlar tarafından çoğu kez görmezlikten gelinmekte. Ya da insanların dilleriyle eğitim görme hakkı, askerlik yapmamak gibi tercihleri, veya çalışma hayatının taşeronlaştırılması ya da tabiata karşı sürdürülen ranta dayalı saldırılara ilişkin uygulamalar, tamamıyla iktidar perspektifinden değerlendirilerek, aksi görüşler haksızca lanetlenmekte. O nedenle, özellikle hak ve adalet savunusu yanında özgürleşme mücadelesini de sürdürecek olan uzun soluklu dergilere ihtiyaç giderek daha da artmakta.

Deneme ve eleştiri türünde kaleme aldığınız çokça çalışmanız var. Aynı zamanda şiirleriniz de mevcut. Şiir apayrı bir dünya. Şiir ve şiir yazma konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Aslında ben temelde şiirsel bir duyarlılığa sahibim ve dolayısıyla da ilk yazdığım metinler şiirdi. Yani yazmaya şiirle başladım. Ama bu neredeyse herkesin şiiri bıraktığı bir yaşlarda, üniversiteye başladığım yıllarda oldu. Bu, düşünmeye ve gerek kendimle gerekse dünyayla hesaplaşmaya başladığım bir süreç içerisinde gelişti. Yazmak benim için hayatı anlama ve anlamlandırma çabalarım kadar, zalim bir dünyaya karşı kendimi savunmak ve aynı zamanda haksızlıklarla dolu bir dünyaya saldırmakla da eş anlamlıydı. Şiir ise, çoğunun zannettiği gibi duyguların değil, düşüncenin bir ürünüdür. Aynı zamanda şiir, düşünce ile estetiğin buluştuğu en yetkin sanatsal alandır. Felsefe kadar estetiğin, dil kadar eylemin de yolları hep şiirden geçer. O yüzden şiir benim için en hayatî bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı ve onunla bu köktenci ilgimi hep sürdürmekteyim.

Son zamanlarda ülkemizde kitaplara büyük bir merak var. Acaba insanların bu merakı sadece kitaplıkları doldurmak isteyişi yani kitabı gösterişli tüketimin bir aracı haline getirmesinden mi kaynaklı yoksa gerçekten okumaya duyulan bir merak mı bu?

Kitaba ilgi yavaş da olsa giderek artmakta. Ama bu yine de olması gerekenin çok çok altında. Basılan kitap sayıları her ne kadar artsa da, kitapların baskı sayıları giderek düşmekte. "Oku" sözüyle başlayan bir kitabın müntesipleri, okumayla olan ilgilerini hayati bir tutum, vazgeçilmez bir ihtiyaç seviyesine çıkarabilmiş değiller. Okumak, aslî bir ihtiyaç, insan olmanın bir şartı olarak duyulmamakta. Çünkü bu ihtiyaç, genel toplumsal gidişatla ilgilidir. İnsanlar kitabı bir amaca mebni olarak okurlar. Oysa toplumumuzda, gerek ailede gerekse eğitim kurumlarında, böylesine belirginleştirilmiş bir amaç ve bir ruh bulunmamakta. Müslümanlar garip bir konformizm, dünyaya ve toplumlarına karşı temel sorumluluklarından uzak ve anlaşılamaz bir lakaydi içerisindeler. Okuma da, yine, daha çok, iyi kötü bir amacı olan ideolojik gruplar arasında sürdürülmekte. İnsanlar giderek teknolojik üretimlerin nesneleri haline gelmekte, dünya ile olan ilgilerini daha çok bu bağımlılık çerçevesinde izah etmekteler. Teknoloji ise onları alıklaştırmakta ve teknolojik üretimlerin bir eki haline getirmekte. Giderek artan konformizm, ideolojik eğilimleri de marjinalleştirmekte ve hayatın dışına itmekte. Evet, ideolojilerin yüzeyselliği yanında, olumsuz bir yönü olduğu da açık. Ama bu yine de belli fikirlerin topluma mal edilmesi anlamında ideolojilerin olumlu bir yönü olduğu gerçeğini görmemizi de engellememeli. En basitinden okumaya olan ihtiyacı uyandırması ve teşvik etmesi gibi.

Ümit Aktaş şu sıralar hangi kitapları okumakta?

Kitap piyasasını elimden geldiğince izliyorum ve özellikle ilgi alanıma giren yeni çıkan kitapları okumaya çalışıyorum. Bunlar şiir, edebiyat, felsefe, din, dilbilim, tarih, antropoloji gibi alanlardaki kitaplar. Aynı anda farklı konularda birçok kitabı okumaktayım. Bu kitaplar o kadar çabuk değişmekte ki, size şimdi bir isim vermekte bile zorlanmaktayım. Marshall Sahlins'in Bat'nın İnsan Doğası Yanılsaması, Dursun Ali Sazkaya'nın Farzet ki Dönemedim, Cihan Aktaş'ın Sınıra Yakın, Emile Benveniste'nin Genel Dilbilim Sorunları, şu sırada okumakta olduğum kitaplardan bir kaçı.

Şu an üzerinizde çalıştığınız yeni çalışmalarınız var mı?

Önümüzdeki yıl yayınlanacak olan kitaplar üzerinde çalışmaktayım. Bunlardan biri poetika ile ilgili. Şiir, roman, edebiyat alanındaki yazılarımdan oluşmakta. Bir diğeri ise Özgün Düşünce Dergisinde yazılan yazılar. Bir de şiir kitabı olacak. Şiir dosyası da hazır. Ayrıca daha sonrası için de bir felsefi metin üzerinde çalışmaktayım. Ayrıca üzerinde çalıştığım bir de roman var. Bunlar bir sonraki yıl yayınlanabilecek olan kitaplar.

Tüm yazarlarımıza yönelttiğimiz sorumuz: Yazmaya ilgi duyan genç yazarlara önerileriniz var mı?

Yazmak tamamıyla bir cehd, sabır ve emek meselesidir. Elbet yazabilmenin ön şartı okumak, hem de çok okumaktır. Aslında benim için öncelikli olan hep okumak olmuştur. Yazmak bir bakıma bu okumaların bir hasılası, bir dipnotu. Yazma süreci uzun ve sonunun nerelere çıkabileceğini kestiremediğiniz bir süreç. Üstelik bu süreç boyunca hep yalnızsınızdır. Bir yığın güçlüklere katlanacağınız ve gerekli sabrı gösterebilirseniz ancak başarıya ulaşabileceğiniz bir süreç. Birçok farklı açılardan da beslenilmesi gereken, beri yandan, sonuçta yaptığınız bir yığın fedakârlıklara karşı çok da -maddi, manevi- getirisi veya karşılığı olmayan, ama her şeye rağmen üzerinde ısrarla sebat edilmesi gereken bir süreç. Kısacası zor bir süreç ve daha şimdiden bu niyete sahip olan gençlere başarılar diliyorum.

Sizi ve okuyucuları saygıyla selamlıyorum. Şeniz AYAZ - 07.06.2012

,

2870

Şeniz AYAZ Hakkında

Şeniz AYAZ

İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu. Türk Destanlarında Kadın isimli yayınlanmış kitabı bulunmaktadır. Şu anda sosyolog olarak hizmet vermektedir. MalatyaTv de Kadın-Aile üzerine televizyon programı yapmaktadır.

Şeniz AYAZ ismine kayıtlı 19 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin