İnanç, Düşünce Ve Fikir Estetiği İle Margaret Marcus/Meryem Cem

İnanç, Düşünce Ve Fikir Estetiği İle Margaret Marcus/Meryem Cemile

İnanç, Düşünce Ve Fikir Estetiği İle Margaret Marcus/Meryem Cemile

06.06.2016 - Ferhat Özbadem
İnanç, Düşünce Ve Fikir Estetiği İle Margaret Marcus/Meryem Cemile

Güzel insanların güzellikleri ile güzelleşmek gerek. Güzel insanlar, Allah’ın diğer insanlara lütfettiği özel nimetlerdendir. Nimetlerin kıymetini bilmek insanlığımızın gereği. Dünyayı güzelleştiren asıl unsur güzel insanlardır. Güzel insanlar olmazsa dünya nasıl güzel olabilir ki? Güzel insanların güzelliğini paylaşmakta ayrı bir güzellik. İşte o güzelliklerden biri de Margaret Marcus’tur.

Alman asıllı Yahudi bir anne ve babanın çocuğu olan Margaret Marcus’tur, 1934 yılında New York’ta dünyaya geldi. Ailesi tarafından Yahudiliğe göre yetiştirilmeye başlayan Marcus, okul yıllarında inançları sorgulamaya başladı. Bu sorgulama üniversite yıllarında araştırmaya dönüştü. New York Üniversitesinde okurken hastalanıp, okula 2 yıl ara vermek zorunda kaldığında, okuyup araştırmaya epey zamanı oldu. Bu şekilde sürdürdüğü okumalarla İslam’ı tanıdı ve Müslümanlarla tanışmaya çalıştı.

Marcus ilk olarak Marmaduke Pickthall’ın Kuran-ı Kerim tercümesi ve Allame Muhammed Esad’ın “Mekke’ye Giden Yol” ve “Yolların Ayrılış Noktalarında İslam” adlı eserlerini okumak sureti ile İslam’a yöneliş gösterdi.

O dönem Amerika’da kendisini yalnız hissediyor, her tarafta bir Müslüman görüp konuşmak istiyor fakat verdiği uğraşlar olumlu sonuç vermiyor. Bunun üzerine farklı coğrafyalarda yaşayan Müslüman öncüler ile mektuplaşma yolu ile tanışma çabası içine giriyor.

Margaret Marcus’un mektuplaştığı bir kısım Müslüman şahsiyetler şunlardır: Cezayir’de Cemiyetü’l Ulema’dan El-Beşir el-İbrahimi, Hasan el Benna’nın damadı ve Tarık Ramazan’ın babası Said Ramazan, Suriye’den eski Başbakanlardan Maruf el-Devalibi, o dönem Kahire’de tutuklu bulunan Seyyid Kutup ve Pakistan’da yaşayan Cemaati İslami lideri Mevdudi…

Mevdudi ile mektuplaşmaları Margaret Marcus için bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu mektuplaşmalardan sonra her anlamda hayatı değişmiştir. Mevdudi’nin kendisini Pakistan’a davet etmesi üzerine Pakistan’a yerleşir. Kendisi bu durumu Timeturk sitesine verdiği bir söyleşide şöyle anlatmaktadır: “Pakistan'a iki yıl boyunca mektuplaştığım Mevdudi'nin davetiyle yerleştim. Bana yeni İslam’ı seçmiş biri olarak manevi desteğin yanı sıra Pakistan'da kalıcı bir ev de verdi ve iyi bir eş bulmamda bana yardımcı oldu.Eşimin ailesiyle çok iyi ilişkilerimiz var.Başka hiçbir yere gitmek istemedim,Amerika'da benim için hiçbir şey olmadığına ikna oldum.”[1]

Bu mektuplaşmalar döneminde Müslüman olan Marcus, adını Meryem Cemile olarak değiştirdi. Henüz Müslüman olmadan önce İslam düşüncesi ve milliyetçilik üzerine makaleler yazan Meryem Cemile, makalelerini Pakistan, Afrika ve İngiltere’de dergilerde yayınlıyordu. İlk makalelerinde özellikle uluşçu-milliyetçi anlayışa ağır eleştiriler getiriyordu. Ali Abdürrazık, Halit Muhammed Halit, Taha Hüseyin, Ziya Gökalp ve Asaf Ali Feyzi gibi milliyetçi ve batı yanlısı düşünürlerin görüşlerini bu makalelerde eleştiriyordu.

Meryem Cemile’nin düşünce dünyasını tanımak için özellikle Mevdudi ile olan mektuplaşmalarının okunması gerekir.

Mektuplarından birinde Seyyid Kutup ile olan mektuplaşmalarından bahsetmektedir. Bu mektubunda: “Son aylarda, Mısır´da Nasır´ın zindanlarında yatmakta olan Seyyid Kutub ile kontak kurmağa çalışıyorum. Bildiğiniz gibi bu zat, İhvan-ı Müslimîn´in yasaklandığı 1954 yılından beri zindanda bulunuyor. Kendisine bir mektup yazdım ama cevap alamadım. Nihayet dün, kız kardeşi Emine Kutub´tan güzel bir mektup aldım. Mektubumun Seyyid Kutub´a ulaştığını, yakında kendisinin de bana yazmağa çalışacağını yazdı. Birçok kitabı da olan bu âlim zat, sizin hayranınız aynı zamanda. Kız kardeşi vasıtasıyla bana sizin eserlerinizi tavsiye ediyor. Ne hazindir ki Müslüman bilginler, “İslâm ülkesi” denen ülkelerde “Müslüman” denen idareciler tarafından zindanlara atılıyor, işkence ediliyor. Bu ülkelerde Müslümanlar için Gayr-i Müslim ülkelerin tanıdığı ölçüde bile özgürlük yok.”[2]

Bu mektuba cevap olarak Mevdudi şunları yazar kendisine: “Seyyid Kutub ve akrabaları ile kontak kurduğunuzu öğrenince sevindim. Bu zatla henüz yüz yüze tanışmam nasip olmamakla beraber, onunla birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bana cezaevinden kitaplarını gönderdi ve ben de 1960’da Kahire seyahatimde kardeşi Muhammed Kutub ile tanıştım. Bu sizi şaşırtmasın. Müslüman olarak doğan bir kişi küfrün etkisinde büyütülüp yetiştirildiği zaman, küfrün sancağını iki eliyle tutup yükseltir ve Müslümanlara zulmetmekte öyle aşırı noktalara gider ki, gayri Müslimler bu konuda eline su dökemezler. Fakat herkesten yaptığının hesabının sorulacağı gün muhakkak gelecek, herkes ektiğini biçecektir.”[3]

Türkiye’de bir kesim tarafından İslam modernizminin kurucusu olarak kabul edilen Şah Veliyullah Dehlevi ile ilgili tespitleri de Meryem Cemile’nin araştırmacı ve düşünür yönünü ortaya koyan bir durumdur. Dehlevi ile ilgili mektubunda şöyle diyor Cemile: “Şah Veliyyullah’tan okuduğum çok az miktar bile beni şaşırttı. Bir yandan Hint uleması kendisini El-Gazali’den sonra gelmiş en büyük âlim olarak değerlendirirken, öbür yandan da modern batı medeniyetinin üstünlüğünü iddia eden Hüccetullâhi´l-Bâliğa adlı eserinde Kur´an’ın yabancı dillere tercüme edilmesini teşvik ediyor. (Nitekim kendisi de Kur´an’ı Farsçaya çevirmiş) Tüm Arap unsurların belirli bir zamana ait birer unsur olduğunu, Arapların sadece peygamberin muhitini oluşturmaktan başka bir değeri olmadığını iddia ederken İslâm’daki dört mezhebin otoritesine de itiraz edip, Hintli Müslümanların ihtiyacına göre yeni bir fıkhi sistemin gereğinden bahsediyor. Kur’an ve sünnetin yegâne sahih kaynaklar olduğunu, geriye kalan tüm ilimlerin ve ictihadların yedinci yüzyıl Arabistan’ında ihtiyaç duyulan izahlar olduğunu, hakikatte ise bunların birer kabuktan ibaret dünyevi görüşler olduklarını söylediği rivayet olunuyor.

Anlamadığım husus şu: Şeyh Veliyyullah İngiliz sömürgeciliğinin Hindistan’a yerleşmesinden önce yaşamış. Oysa onun hakkında okuduklarımın çok az olmasına rağmen şunu anlıyorum ki, bu zat kendisinden sonra gelen, uzlaşmacı modernistlerin fikirlerine benzer fikirler taşıyor. Fikirlerini bağımsız olarak mı formüle etti, yoksa ona başka şeyler mi etki etti? Seyyid Ahmed Han’ın uzlaşmacı fikirleri İslâm öğretisini sakat ederken, Seyyid Amir Ali ve Mevlana Ebu’l Kelam Azad’ı da etkilemiştir. Hatta Allâme İkbal de bu görüşlerden etkilenmiş, İslâmî Düşüncenin Yeniden Düzenlenmesi adlı eserinde bunları savunmuştur.”(s. 98–99) Cemile’nin, “uzlaşmacı modernistler” dediği akımın öze dönüşle benzerlikleri gelenekselcilerin en önemli kozudur. Teknik olarak doğru gibi gözüken bu yaklaşımın özellikle siyasi konulara yaklaşımda tökezlediği görülür. Şah Veliyullah çizgisi Hindistan’da İngiliz sömürgeciliğine karşı direnen en önemli hatlardan biridir. Fikri cehd konusunda ise şu anımsanmalı: Şatıbi’nin el-Muvafakat’ını görmeksizin ümmetin usûli anlamda yenilenmesinin gerekliliğini sezen Şah Veliyullah “Hangi asırda olursa olsun Müslümanlar, içtihadi mesâili, Kitap ve sünnete arzetmekten müstağni olamazlar”[4] bu mektubun cevabi mektubundan Mevdudi’nin Şah Veliyullah Dehlevi’ye bakış açısı açıkça ortaya çıkmaktadır. Mevdudi, cevabi mektubunda şunları söylemektedir: “Şah Veliyyullah’a gelince: Bu zat büyük ve gerçek bir İslâm âlimi olarak yaşadı ve vefat etti. Onun her sözünü onayladığımı söyleyemem ama birinci kalitede bir muhaddis ve fakih olduğunu söylemek zorundayım. Hindistan’da hadis ilmini yaymakta öncüdür ve peygamberin kavlini onun sayesinde öğrenmişlerdir. Sahip olduğu ilmi dirayet ve saygın konumu, buradaki her reformcunun iştahını açmaktadır. Her sözünün anlamını saptırıp kendi kanaatlerinde olduğunu iddia ederler. Bütün eserleri Farsça ve Arapça olup, onun eserlerini okuyanlar, çok iyi bilirler ki bu reformcular haksız ve yalancıdır. Sadece kendilerine destek aramaktadırlar. Eserlerinde hiç yer almamış fikirleri ona izafe edip, kendi yanlış fikirlerini bunların üzerine inşa ediyorlar. Şah Veliyyullah asla rasyonalizmin üstünlüğünü iddia etmemiştir. Arap ve Arapça elementleri İslam’dan soyutlamağa teşebbüs etmemiştir. Ayrıca dört fıkhi mezhebin büyük bir takdircisi olarak yeni bir fıkhî ekolün tedvini için de çalışmamıştır. Bununla beraber dört mezhebin zamanla onurlandığını ve üstünlüklerini ikrar etmekle beraber, Hanefî ve Şafîi mezheplerinden istifade edilerek yeni bir fıkhî ekolün gerekliliğini savunmuştur. Fakat asla bunun ötesinde bir iddiada bulunmamıştır.”[5]

Pakistan’a gelişinin yaklaşık yirminci yılında ailesine gönderdiği bir mektupta hem ailesini İslam’a davet ediyor hem de batı medeniyetinin çöküşünü gözler önüne seriyordu. Amerika’da yaşayan anne ve babasına gönderdiği mektupta Batı medeniyetinin çöktüğünü, artık bunu görmeleri gerektiğini şöyle anlatıyordu Meryem Cemile: “Bugün Amerika birçok şekilde, çöküşü ve düşüşünün son safhalarındaki kadim Roma’nın bir tekrarı gibidir. Düşünen insanlar sosyal düzenimizin güvenilir bir temeli olması beklenen laikliğin çöktüğünü bilirler. Tedirgin şekilde krize bir çözüm için başka yerlere bakıyorlar ancak hala nerede bulacaklarını bilmiyorlar. Bu sadece birkaç sosyoloğun endişesi değil. Ulusal dağılma doğrudan sizi, beni ve her birimizi etkiliyor. “[6]

Daha on yedi yaşında iken Filistinli mülteci Ahmet Halil’in hikâyesini yazan Meryem Cemile hayatının son anına kadar İslam düşüncesi üzerine eserler ve yazılar kaleme aldı. O dönemde ulusçuluk ile getirdiği eleştiriler kendisinden sonraki dönemde bir eşik olarak kabul edilebilir. Özellikle vatan anlayışı ile ilgili olarak bir anlamda “Müslümaniçin vatan seccadeyi serdiği yerdir” şeklinde getirdiği yeni tanımlama kendisinden sonra da tartışmalara sebep olan bir yaklaşım olmuştur.

Türkçeye tercüme edilen bir kısım eserleri şunlardır: Kendini Mahkûm eden Batı, İslam ve Çağdaş Öncüleri, Mevdudi ile Mektuplaşmalar, Oryantalizm ve Batı Uygarlığı ve İnsan kitaplarıdır.

Pakistan’ın Lahor kentine yerleştikten sonra bir daha Amerika’ya dönmeyen Meryem Cemile Pakistan’da çalışmalarına devam etti. Bereketli bir hayat yaşayan Meryem Cemile 31 Ekim 2012’de vefat etti.

[1] Söyleşinin tam metni için, http://www.timeturk.com/tr/2012/11/01/meryem-cemile-ile-roportaj.html

[2] Mevdudi ile Mektuplaşmalar, Meryem Cemile, Akabe, 1986, İstanbul.

[3]A.g.e.

[4]A.g.e.

[5]A.g.e.

[6]http://www.milligazete.com.tr/haber/Meryem_Cemilenin_ailesine_yazdigi_mektup/265879

Ferhat Özbadem - 06.06.2016

,

1059

Ferhat Özbadem Hakkında

Ferhat Özbadem

1979 yılında Adıyaman?da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman'da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli üç çocuk babasıdır.

zeynepder.org, haberdurus.com, gulder.info, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sayfalarında belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri:

  • Ebrulim
  • Kur'an'ın Gölgesinde Hz. Muhammed
  • Cennetin Yolu
  • Kur'an'ı Nasıl Okumalı
  • 40 Esas 40 Düstur
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin