İran Devrim’in Öncesi/Sonrası Bir İz Düşüm: Albay

İran Devrim’in Öncesi/Sonrası Bir İz Düşüm: Albay

İran Devrim’in Öncesi/Sonrası Bir İz Düşüm: Albay

18.05.2016 - Yunus Özdemir
İran Devrim’in Öncesi/Sonrası Bir İz Düşüm: Albay

“Bu ülke için fazla iyiydin.

Bu taşlı toprak için fazla soylu bir çiçektin.”

Albay’a ithaf olunur.

İranlı yazar Mahmut Devlet Abadi, İran’ın İlk Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen bir isimdir. 2014 yılında Fransa’nın “Chevalier de I’OrdredesArts et desLettres” sanat ve edebiyat şövalyelik nişanı alan Mahmut Devlet Abadi, 1 Ağustos 1940 yılında Sebzevar şehrinde doğdu.

Devlet Abadi, on ciltlik “Kelidar” romanı İran Edebiyatının son otuz yılın en çok okunan ve en çok basılan kitabıdır. “Seluç’un Boşluğu” ve “Soluk (köy)” yazarın diğer önemli eserleridir. “Albay” adlı eseri ise, Buket Coşkuner’in çevirmenliği ile Haziran 2015’de Kafka yayınevi tarafından Türk okuyucularına sunulmuştur.

“Önce sigaramı söndürsem iyi olur.”Bu cümle ile Mahmut Devlet Abadi, yazdığı “Albay” adlı romanına girizgâhta bulunur. Bir akşamüzeri sonu gelmeyen, durmadan içilen sigaraların “Allah kahretsin! Sigara içe içe nefes alamıyorum, tat alma duyumu hissetmiyorum.” Diye kendine kızan yaşlı bir Albay’ın öksürüklerini duyarız. Etraf sessizdir ve Devlet Abadi, her şeyin sessizlikle başladığını iletir okuyucusuna. Evet, sessizlik; bir sese gebedir, doğanın kanunu bu olmuştur. Albay davetsiz misafirlerin kapının her çalınışı yağmurun ruh okşayan sessizliğini bozuyordu. Ve sessizlik bir mısra gibi silinip yok oldu.

Günbatımı Yahut Bir Ömrün Son Saltanatı

Albay, yalnız kaldığı küçük kulübesinde, günün sona doğru vakitlerinde, günbatımını izler ve gözlerinde bir ömrün nasıl geçtiğinin yansımasını görür. Şakaklarındaki ağırmış saçlarından, tane tane sayarız bir insanın ömür dediği günlerini. Her şeyin bir sona doğru gelişin haberi var. Öte yandan gönüllerde kalan isteklerin arzuları var. Albay için bir günbatımı, bir ağacın yaprağından, bir kuşun sesinden sessizliğine armağan olmuş en güzel hediyeydi.

Ah aynalar, geçmiş bir ömrün ağırmış şakaklardan haber verirsiniz. Ah aynalar, her şeyin bittiği yerde acı gerçeklerin türkülerini; sazla çalarsınız.

İşte şakaklarıma kar yağdı, diyen Cahit Sıtkı Tarancı’nın dost bildiği aynalarla görsel bir söyleyişinin/sorgulayışının sesi:

“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”

Albay, sessizlik mazisinde, günbatımı sonrasında beklemediği iki polis muhafızın sürpriziyle karşılaşır. Çok geçmeden durum anlaşılır. Albay geçmişiyle yüzleşecektir. Her geçmişin bıraktığı izler var. Kimi izler sevinçle yâd edilirken, kimi izler ise acıyla yüzleşmekten korkulurAlbay’ın zihninde eksik olmayan acı dolu gerçekleri vardı. “Hayatımda iki ölümcül günah işledim. Biri karımı öldürmekti, diğeri de Dofar harekâtına katılma emrine karşı çıkmaktı.” (sayfa-28). Karısı Feyruze, Albay’ın ellerinde can vermişti. Askeri hapishanede cezalanıp çıktıktan sonra da karısını öldürme pişmanlığıyla hayatı boyunca hep vicdan azabıyla yaşadı. Albay’ın iki kız, üç erkek çocukları vardı. Lakin Ferzane dışında bütün çocuklarıyla iletişimsiz uzak yaşamıştı.Yağmurlu bir havada, Albay’a gelen iki polis öldürülen kızının haberini verirler ve rüşvet isterlerken gündoğmadan önce kızının cenazesini gömmek için yaşlı Albayla zamanın yarışı başlar. Polislere rüşvet verir. Yağmurlu gecede Tahran’ının çamurlu sokaklarında kürek için kızı Pervane’nin evinde soluğu alır. Pervane’nin kocası Kuli KurbaniHaccac’nın zalimliği ile babasına yardım edememezliğinin acısını yaşayarak, babasının yüzündeki telaşı öğrenmeden sadece küreği vermekle yetinir. Albay, küçük kızını gömerken acısı boğazına düğümlenerek oradan ayrılır.

İran, soğuk savaş sonrasında Şah yönetimi ile İran Cumhuriyeti yönetimi Albay ve kendi ailesinin arasında ki bir uçurum gibiydi. Lakin Albay’ın kendi çocukları babalarını hep yabancı görmüşlerdir. Bunun iki ana nedeni vardır. Biri Albay’ın annelerinin öldürmesi, diğeri de Albay’ın İran Devriminden önce yönetim sahibi olan Şah’ın askeri olmasıydı. Devrimden sonra halk Şah’tan nefret ettiği gibi o dönemi hatırlatan, gösteren şeylerden de nefret ediyorlardı. Top yekûn silinen bir toplumun geçmişiydi, İran Devriminden önceki Şah yönetimi. Albay, kendi ailesiyle yaşadığı bu çatışma, aslında İran’ın eski toplum ve yönetimin ile yeni yönetimin çatışmasıdır. “Korkuyorum dostum, korkuyorum. Kimden ya da neyden bilmiyorum ama insanların giydiği kıyafetlerden daha fazla olduklarını hissediyorum.” (Sayfa-11) bir boşluğun içinde belirsizliğin ürpertici yalnızlığından korkuyordu, Albay. Çünkü eski hayatının yanlışlıklarıyla yüzleşiyordu.

Devlet Abadi, Albay karakteri bir nevi İran siyasal rejimlerin son dönemin ayna görünümünde; bir kılavuzdur, bir izdir, bir görünümdür, bir yansımadır...Albay’ın 1979 Devrin ateşli ortamında oğlu Emir hapishaneye girmiş. Şah Döneminde işkenceyle deliliğe sürüklenmiş ve ardında kimseyle konuşmayan yalnız bir diğer oğlu ise; Mesut’tur.1 Nisan 1979’da Şah’a karşı büyük bir halk kitlesi ve Ayetullah Humeyni önderliğinde İran Devrimi gerçekleştirilerek İslam Cumhuriyeti kuruldu. Ve bu İslam Cumhuriyeti günümüze kadar gelmektedir.

Irak, 22 Eylül 1980 yılında İran’ın Huzistan bölgesine askeri hareketle girmesiyle altı yıl sürecek ve her iki tarafında üstünlük sağlayamadığı Irak-İran Savaşı başlattı. Savaş sonucunda binlerce insan ölürken Albay’ın oğlu Muhammed-Taki, Ayetullahlar için şehit düşmüş üçüncü oğludur.

Mahmut DEVLET ABADİ

ALBAY

Kafka Yayınları

Çevirmen: Buket Coşkuner

Yayın Tarihi: 26-06-2015

Sayfa Sayısı: 233.

NOT: Bu yazı Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:75 Ocak 2016 adlı sayıda yayımlandı.

Yunus Özdemir - 18.05.2016

,

1719

Yunus Özdemir Hakkında

Yunus Özdemir
Yorumlar
  • Cihan Özdemir 2016.05.19 12:42

    Çok beğendim herkese tavsiye ederim gücenmeden okuyun ...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin