İsimler Sözlüğündeki İsimlerimiz

İsimler Sözlüğündeki İsimlerimiz

İsimler Sözlüğündeki İsimlerimiz

15.01.2016 - Serkan Parlak
İsimler Sözlüğündeki İsimlerimiz

Ad, bir kişiyi, bir varlığı, bir nesneyi anlatmak, anımsatmak ve başka kişilerden, varlıklardan, nesnelerden ayırıp belirginleştirmek için yararlanılan sözcüklerdir. Kişi adları her zaman ilgimi çeker. Meraklı hangi insanın çekmez ki? Öncelikle sesleri, sonra da anlamları. Tanıdığım kişilere adlarının veriliş hikâyesini anlattırmadan duramam. Kişi adları, kullanıldığı dönemin dinsel ve siyasal inançlarını yansıtan bir özellik de taşıyor. Keşke sosyolojik analizler yapılsa da doya doya okusam dediğim konulardan biri de budur işte: belli dönemlerde neden bazı adların daha popüler olduğu meselesi. Hele milenyum sonrası.

Ad verilirken dinsel, tarihsel ve kültürel etmenlerin yanında ailenin çocuktan isteklerini, dileklerini ve beklentilerini anlatan duyguların da öne çıktığı görülür. Buna bağlı olarak insanların kişilikleri ve kimlikleriyle taşıdıkları adların anlamları arasında sanki bir paralellik olduğu düşünülür. İsmiyle müsemmâ (adının anlamının özelliklerini taşıyan) sözü bu durumu ve adların insanlar üzerinde psikolojik etkilerinin olduğunu anlatan eski bir deyimdir. İsmiyle müsemmâ biri olamadığımdan bu deyimi çok severim. Özellikle tanıdığım kişileri bu açıdan da değerlendirmeden duramam. İsmimin anlamı “baş hükümdar, baş prens” demek. Ne başkanlık ne de yöneticilikle hayatım boyunca hiç ilişkim olmadı. Babamla bu konuyu bir kez tartıştığım da oldu. “Dayanamayıp başka isim bulamadınız mı koyacak! ” da dedim. O dönemde Fenerbahçeli ünlü bir futbolcu varmış, sonradan yönetici de olmuştu: İsmi Serkan Acar. Adım o dönemde çok popülermiş.

Adları değerlendirirken ad verme geleneklerinin göz önüne alınmaması, adların yanlış anlaşılması sonucunu doğurur. Adıyla alay edilen, bu yüzden adını değiştirmeye kadar giden ya da resmi olarak değiştirmese bile farklı bir adla kendini tanıtan arkadaşlarım oldu. Birtakım genel anlayışa ve mantık ölçülerine uymuyormuş gibi görünen adların ad verme geleneklerinin kural ve ilkeleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. “Ad verme gelenekleri içerisinde en yaygın olarak kullanılmış ve günümüze kadar ulaşmış ilkeler çok kısa olarak şöyle özetlenebilir: Dinsel, tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel, kişisel adların yanında çocuğun istenilerek ya da istenilmeyerek doğmasına bağlı olan ve çocuğun yaşamasını, mutluluğunu dileyen adlar; çocuğu kötü ruhların etkisinden koruyucu adlar; iyi karakter özelliğini anlatan adlar; çocuğun atalarının adları ya da rütbeleri; hayvan, bitki, eşya gibi doğumdan sonra ilk göze çarpan nesne adları; çocuğun doğduğu yere gelen bir yabancının adı; çocuğun doğumu sırasında gerçekleşen herhangi bir olay; çocuğun doğduğu mevsim, gün ve ay adları; çocuğun doğduğu yerin çevresindeki doğa özellikleri, orada bulunan bir yatırın adı; çocuğun bir seyahat sırasında doğmasıyla verilen adlar; yer, gök ve evrenle ilgili adlar; kuşların ve yırtıcı hayvanların adları; çiçek adları; renk adları; türlü sıfatlar; doğaya ve doğa hareketlerine ilişkin adlar; çocuğun öteki kardeşlerine göre genellikle uyaklı olarak verilen ya da birbirinin anlamını bütünleyen adlar; anne ve babanın adlarının ilk heceleri birleştirilerek (acronym) yapılmış adlar; çocuğun ailenin ilk ya da son çocuğu olmasına göre verilen adlar; lehçe ve ağızlara ilişkin adlar; kimi kent ve yörelere özgü olup orada tutunup yaygınlaşmış, yöre halkınca sevilen adlar…” Okuyucular adıyla ilgili açıklamalara ek olarak, giriş bölümünden hareketle adının hangi ilkeye göre verildiği üzerine de düşünebilir.

Sözlük’ün bence en ilgi çekici yönlerinden ilki, kimi adların anlamlarının daha iyi anlaşılabilmesi için ad verme gelenekleri açısından taşıdığı özellik, yani veriliş amacı ve nedeninin ilgili maddede kısaca belirtilmiş olması. İkincisi ise adların kime “ izafeten” verildiğini belirtmek için o adı taşıyan din ve devlet büyüklerinin, ünlü tarihsel kişilerin, bilgin, şair, yazar ve sanatçıların kısaca kimlikleri de verilmiş. Son olarak kimi birleşik adların özel bir anlam taşımadığı durumlarda o adı oluşturan ve madde başı olan adlara “bk.” kısaltmasıyla gönderme yapılmış. Örneğin Seray…bk. Ser+Ay. Bu durumda anlamları için Ser ve Ay maddelerine ayrı ayrı bakmak gerekiyor.  

Sözlük’te adların anlamlandırılması, açıklanması ve değerlendirilmesi için uygulanan yöntem, girişte yirmi bir başlıkta verilmiş. Kaynakça’da iki yüz civarı kitap ve yazı adı yer alıyor. Bunlar hazırlık sırasında bir bölümünden yararlanılmış kaynaklar, kişi adları bibliyografyası değil. Sözlük’ün söz varlığı 23 bin civarında, aynı zamanda adlar açısından pek çok önemli yeni bilgi de içeriyor. Söz varlığı içerisinde büyük bölümü Müslümanlık sonrası ve Osmanlı dönemine ilişkin adların yanında Eski Türkçe dönemine ilişkin adlara da yer verilmiş. Sözlük’te asıllarından uzaklaşarak genel dilde yaygınlık kazanmış adların farklı yazım ve söyleyiş biçimlerine de (Mıstık, Fadik)yer verilmiş. Ayrıca bölge ağızlarına özgü adların yanında, günümüzde kullanılan kimi adların arkaik biçimleri de ( Yabız>Yavuz) Sözlük’te yer alıyor.

Cem Dilçin bu sözlüğü yaklaşık 40 yıllık bir sürede oluşturdu. Fakülteye başladığım ilk yıl kendisinden şiire giriş dersi aldım. Birçok üniversitede okutulan “ Örneklerle Türk Şiir Bilgisi” kitabının alanında bir klasiktir. “ Yeni Tarama Sözlüğü” de çok önemli bir başvuru kaynağıdır. Üçüncü yıl aldığım Eski Edebiyat Tarihi dersi ise döneme bir tür giriş niteliğindeydi. Hocamızın genel olarak Divan Şiiri ve Şairleri özel olarak da Fuzulî Divanı ve Şiiri üzerine Batı merkezli yöntem ve tekniklerle ( göstergebilim, yapısalcılık) metin şerhini harmanlayarak yaptığı çözümlemeler hayranlık vericiydi. Hocamız o derslerin birinde uzun yıllardan beridir çalıştığı ve yayın aşamasına yaklaştığı sözlükten bahsetmişti. Heyecanlanmıştım birden, çünkü piyasadaki isimler sözlüğü başlıklı kitaplar çok vasattı, ayrıca isimlerin anlamları ve kökenleri konusunda hem tatmin etmiyor hem de güven vermiyordu. Okuldan mezun olduktan sonra yıllarca kitapla ilgili bir habere rastlamak için bekledim. Önce hocamın ölüm haberini aldım. Sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. Mekânı cennet olsun. Kendisi de hocamızın öğrencisi olan eşim sözlüğü getirdiğinde ağlıyordu.

Alanının tartışmasız en iyisi olan bu eşsiz eseri öncelikle bilme ve öğrenme sevgisiyle dolu meraklı okuyuculara, adbilimle bağlantılı araştırmalar yapacak olan değerli bilim insanlarına ve son olarak da sevgili anne baba adaylarına tavsiye ediyorum. Yazımı en sevdiğim iki kadın adının açıklamalarıyla bitirmek istiyorum:

Defne Lat. k. [<daphne] Sert yapraklı, açık sarı çiçekli, kokulu bir ağaççık. (Yunan mitolojisinde ırmak Tanrısı Peneios’un kızı. Güzelliği nedeniyle Apollon peşine düşmüş ve sonunda defne ağacı şekline girmiştir.)

Rüya, ( Ruya, Rüyya) Ar. k. [<rü’ya] 1. Uyurken zihinde beliren olayların ve düşüncelerin topu, düş. 2. mec. Hayâl

Adlar Sözlüğü, Cem Dilçin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Basım: Kasım 2014, İstanbul.

Serkan Parlak - 15.01.2016

,

2285

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin