İslam Ahlak Felsefesine Giriş - Cafer Sadık Yaran

İslam Ahlak Felsefesine Giriş - Cafer Sadık Yaran

İslam Ahlak Felsefesine Giriş - Cafer Sadık Yaran

09.12.2011 - Misafir Köşesi
İslam Ahlak Felsefesine Giriş - Cafer Sadık Yaran

Hülya Akar, Kitaphaber için kaleme aldı.

Ahlak kavramı evrensel olmasına rağmen zamana, coğrafyaya, yüzyıllar içinde oluşmuş medeniyetlerin farklılıklarına göre, insan zihninde görsel ve duyusal olarak farklı çağrışımlar meydana getirir. İnsan ahlak üzerine düşünür, konuşur, tartışır, yazar ve onu sistemleştirir. Ahlak aslen yaşanan, sadece yaşanması gereken bir şeyken, insan onun üzerine düşünerek ahlak felsefesi denilen "ürünü" meydana getirmiştir. İslam Ahlak Felsefesi’nin en temel kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. Bu iki kaynak insanın varlığına bütüncül bir ahlak çağrısı yapar, onu safhalara ayırmaz, parçalamaz. Erdeme ya da etiğe ulaşmak için insanı, insanın aklını ve sezilerini referans alan antikçağ felsefesinden de etkilenen İslam Ahlak Felsefesi, referansı vahiy olan İslam ahlakının felsefesini nasıl yapmıştır?

Ahlak ile ilgili olumlu ve olumsuz kavramlar nedir sorusuna aranılan cevaplar, insanın ahlaki olan karşısındaki sorumluluğu, ahlakı yaşama ve olgunlaştırma çabası vs farklı ekolleri meydana getirir. "İslam kültüründeki felsefi ahlak ve onun temel erdemler listesi, sade ve sistematiktir; fakat, temel çatışı İslam’dan ziyade, Antik felsefeden gelmektedir." Platon’un dörtlü erdem (hikmet, cesaret, iffet, adalet) tasnifine bağlı olarak Müslüman düşünürler kendilerince evrensel bir felsefi ahlak anlayışı meydana getirmişlerdir. Burada hangi algıya göre hikmet, cesaretin niteliği ve sınırları, bir varlık boyutu olarak insanın sahip olduğu iffet ve neye, kime göre adalet soruları akla gelir. Tabi ki İslam Ahlak Felsefesinden bahsediyorsak Kur’an ve Sünnet’e göre bir ahlak çözümlemesi yapılmalı. Kur’an ve Sünnet’e karşı ahlaki duruşumuz sorusuna verilmesi gereken cevap, bir ders kitabının sayfalarında aranamaz pek tabi.

Bu zamanın insanı için yeni tanımlamalar yeni sistemler gerekmektedir. Bu insan artık daha pratik, hayata daha kolay geçirilebilir önerilere ihtiyaç duyuyor. Yazar "erdem etiğinin yeniden yapılandırılmasını" gündeme getirmiş. Nahl suresi 90. Ayetten yola çıkarak dört başlıkta "daha sade ve kapsayıcı" bir yapılandırma önerisi sunmuş okuyucuya. Yazar, bir de bu kavramlardan yola çıkarak ahlak düşüncesinde yelpazenin genişletilebileceğini işaret ediyor. Adalet, muavenet, iffet ve merhamet. Bu dört erdem bütün incelikleriyle bireyi kuşattığı zaman ortaya hassas duygulara sahip, kendine ve doğaya karşı olması gerektiği gibi, hakiki bir insan çıkıyor. Bu hassasiyetin yaşandığı bir ortamda "alt erdemler" yaşantının ortaya çıkardığı kavramlar olarak karşımıza çıkacaktır. Böylece ahlak dili, dil ahlakı karşılıklı yoğurup geliştirecek.

"Kalbine sor, vicdanına danış, insanlar o hususta sana ne derlerse desinler, sana neyi teklif ederlerse etsinler, iyi, ondan huzur duyduğu, kalbin onunla dinlendiği şeydir" (Krş. Ahmed, Müsned; Müslim, Kitabü’l-Birr, Bab 5) Kant ile birlikte modern (dönem) İslam ahlak felsefesi diye adlandırılan dönem başlıyor. Böylelikle erdem kavramından sonra ilke kavramı da tartışılmaya başlanıyor. İlke ve erdemler birbiriyle ayrı şeyler fakat aynı zamanda bağlantılılar. Evrensel ahlak ilkeleri nedir? Evrensellik mümkün mü? Evrensel olanı ne belirler? İnsan vahiyden bağımsız olarak evrensel bir ahlak ilkesi oluşturamaz, mutlaka bir tarafı eksik kalacaktır. Ahlak esasen insandan yapılması beklenen, doğal ve fıtri olandır. Bu yüzden yukarıda nakledilen Hadis-i Şerifin işaret ettiği nokta evrensellik arayışı açısından mühim. Düşünce eylemini köreltmemiş, ızdırap sahibi her insan bu eyleminin sonunda ahlak kavramıyla ister istemez karşılaşacaktır. Düşünerek elde edilen ürün yine insanın doğası gereği genele teşmil edilmek zorundadır. Bu durumda siyaset ahlakı doğacaktır. Ahlakla amaçlanan şey insanın onurunu korumak ve mutluluk elde etmek gibi bir faydadır. Bunun için ahlakın, tekrar edilen bir takım pratiklerle " kişiden kolaylıkla çıkacak bir hale gelen" bir meleke haline gelmesi gerekir.

İnsan duygu, zihin, ruh dünyasıyla çok komplike bir varlık. Cömertliğe gidebilmesi için, cömertliğin mutlak anlamdaki insanı çoğaltan, varlığını genişleten tarafını önce fark etmesi sonra da hissetmesi gerekir. "Şefkat ve merhamette güneş gibi ol"abilmesi için onunla ısınması şart. Ahlak, etik, ilke; adı ne olursa olsun genelde kavram olarak özelde pratik olarak sürekli bir alışveriş içinde olmak ve insanı baskı altına almadan, zihnini katılaştırmadan terbiye etmek zorunda. Sonuç olarak bunun çevresinde "aile ahlakı", "iş ahlakı", "çevre ahlakı", "toplumsal ahlak" kendiliğinden yayılacaktır. Şeyleri parçalama ve kategorizeleştirme hastalığı zihnin ve duyguların önünde bir perde olarak duruyor ve insana zarar veren ahlaki durumları bile belli bir seviyeden sonra algılarda normalleştiriyor. Algılar yer değiştiriyor. Olanı olduğu gibi almadan, zemininden uzaklaştırarak yorumlamaya kalkan, her şeyde olduğu gibi ahlakı da sadece dışarıya dönük gösteri objesi olarak kullanan günümüz insanı, doğal olarak bunun derin bunalımını yaşıyor.

İslam Ahlak Felsefesine Giriş
Cafer Sadık Yaran
Dem Yayınları
231 sayfa

Misafir Köşesi - 09.12.2011

,

4489

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Yorumlar
  • Ömer Faruk KARATAŞ 2012.01.11 21:14

    Selam aleyküm! Güzel ve kapsamlı şeyler söylemişsiniz. Müsadenizle ben fakir de şunları söylemek isterim. Ahlakın girift teorik analizlerinden çok basit bir ahlaki örnek sergilemenin etkin, anlamlı, yararlı ve gerekli oluşunun bariz doğruluğu yanında elbette ilmi, detaylı ve kapsamlı ahlak felsefelerine, sistematize edilmiş anlamlı bütünlükler kurmaya da ihtiyaç var. Tek tek fertlerden toplumlara ve dünyaya ahlakın intişarı, hakimiyeti ve egemenliği adına neler yapılabilir, ne tür organizasyonlar oluşturulabilir, bunun kaygısını ve sancısını çekmek, ahlak adına sorumluluk sahibi herkesin düşünmek ve yerine getirmek zorunda olduğu başlıca bir vecibedir. Yoksa gafilinin, zaliminin, fasikinin ve mücriminin zannettiği gibi hobi, ekstradan lütuf veya fazilet değildir.

  • Cafer Akyıldız 2012.02.16 12:48

    Allah kendisinden Razı olsun, çok değerli bir hocamız, Hamdolsun ki onun öğrencisi oldum...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin