İslam ve Sınıfsal Yapı - Ali Şeriati

İslam ve Sınıfsal Yapı - Ali Şeriati

İslam ve Sınıfsal Yapı - Ali Şeriati

05.12.2014 - Esra Şen
İslam ve Sınıfsal Yapı - Ali Şeriati

Sınıfsal yapı; "Bir toplumda toplumsal sınıfların oluşum ve işleyişindeki düzenlilikler ile bu sınıflar arasındaki karşılıklı durağan bağlar ve yasalılık gösteren ilişkiler bütünüdür." Kitabımız, bu ilişkileri "İslam" perspektifinden incelerken, hilafet döneminden ve 20. yüzyıl insanlığından yaptığı örneklendirmelerle konuya eleştirel bir bakış sunuyor. Aynı zamanda Rasulullah'ın kurduğu İslam Devleti ekonomisinin miheng taşları ile yakın dönem toplumlarının maddi değer yargıları kıyas ediliyor.

Şeriati'ye göre, kapitalist dünyanın dayattıklarına karşı ekonomi hukukunu islam ekonomisinin bakış açısıyla anlamak, çıkarsama yapmak ve içtihat etmek olmazsa olmaz. Zira İslam dünyası Rasulullah döneminin ardından birçok toplumsal yapıyla karşılaşmış ve her defasında ayrı bir ekonomik baskıya maruz kalmıştır. Bu baskı bazen devlet eliyle bazense halk içinde doğan bir sınıflandırmayla gerçekleşmiştir.

Peki ya İslam, ekonomik düzenini yani manevi hayatı da idâme için muhakkak gerekli gördüğü maddi hayatı nasıl yapılandırmamızı ister!

Ali Şeriati konuyu şu boyutları ile inceler:

İslam toplumlarında maddi hayata yönelik iki yanlış tutum sergilenmiştir.
Bunlardan biri maddeyi manevi hayata aracı kılmak yerine birebir amaç edinme yanlışı diğeri ise manevi hayata yönelirken maddeyi tamamen yaşamdan dışlama yanlışı: ifrat ve tefrit. "Ekmek, bir Rahman'a kulluk vesilesidir. Dünyayı ahiret için terk eden de, ahireti dünya için terk eden de bizden değildir." cümlesi İslam'ın bu konuya getirdiği en güzel açıklamalardandır.

Bu iki yanlıştan biri kapitalizmi diğeri ise ruhbanlık sınıfını temsil etmektedir. Şeriati "Marksistler mülkiyete karşı mücadeleyi İslam'dan öğrendiler" der."...Altın ve gümüşü biriktiren ve Allah yolunda harcamayanlara can yakıcı bir azabı müjdele." (9/Tevbe Sûresi, 34)

Birçok âyet-i kerime kapitalizm ve kapitalistler aleyhinde mesajlar vermektedir.

Aynı şekilde islam ruhbanlık sınıfı ile de mücadele etmiştir. İslam'ın manevi bir hayat yaşamaya maddi hayattan daha fazla önem verdiği aşikardır fakat maddi hayattan kopuk bir manevi hayatta tarihler boyunca İslam'ı zedelemiştir. Yazar kitabında bu konuya Hindistan tarihine değinerek örnek verir. İslami bir hayat yaşamalarına rağmen maddi güçleri olmayan toplumlar sınıfsal olarak daima geri kalmışlar ve güçlü sınıfların baskısını görmüşlerdir. Bu sebeple İslam'ın ön gördüğü züht hayatı "kazanım bakımından zengin fakat bireysel yaşamda sadeliği yaşayan insan" hayatıdır. "Örneğin 'Lezzetli yemeklerden hoşlanmam, bunları yemek günahtır.' mantığı değil; aksine 'Daha hafif, daha atik, daha özgür kalmak, dünyevi lezzetlere daha az bağımlı olmak için lezzetli yemeklerden kaçınırım. Bu sayede vücudumu daha fazla ideallerimin hizmetinde kullanabilirim' mantığı hakimdir." (s, 13)

Şeriati kitabın bazı bölümlerinde ise "kavramlar" üzerinde durmuştur. Özellikle mülkiyet hususunda İslam aydınlarının dahi bir kavram bocalamasına düştüğünü söylerken; yeryüzüne halife kılınmış insanın bir mülk sahibi olmadığını, sadece yetkilerinin olduğunu dolayısıyla mâlik kavramı yerine mutasarrıf ve âmil kelimelerini kullanmanın daha uygun olacağını vurgulamaktadır. Üstad'ın kavramlar hususundaki bu hassasiyeti insanı maddesel dünyaya hakim kılan zihniyete karşı durmak içindir.

Kitapta Rasulullah'ın(sav) hayatından yapılan örneklendirmelerde ise özellikle "tevazu" ön plana çıkarılmıştır. Rasulullah gerek yaşamı gerekse sözleri ile ümmetine her zaman "sadeliği" emretmiştir. Bu sadelik Rasulullah'ın yöneticilik vasfınada aynıyla zuhur etmiştir. Öyle ki O'na karşı derin bir saygı duyan sahabiler dahi yanında çekinmeden fikir beyan edebilmiş, itirazda bulunabilmiştir. Buna rağmen kendilerinden önce isimleri korku salan yöneticiler görmüş İslam toplumları büyük bir tezat oluşturmaktadır! İşte islam bu aristokrat ve reaya sınıflandırmasını reddeder. Üstünlüğü yalnızca "takva"ya hasrederken, medeniyeti de edep ve terbiye anlayışı ile şekillendirir. Şeriati "malesef bizim medeniyet anlayışımız aristokratik ve sınıfsaldır" der.

Kitabın üçüncü yani son bölümünde ise toplumun her kesiminde, her sınıfında fiilen görev almış Rasulullah ve sahabilerden verilen şu örnek dikkat çekicidir: hicret vasıtasıyla Mekke'liler konum değiştirmişlerdir. İslam öncesi Dar'un Nedve de yüksek yetkilere sahip Ebubekir(ra) artık çiftçidir, işçidir. Hayatlarını yeniden inşa etmek zorunda olan muhacirler üs/as ilişkisi olmadan "kardeşlik" sistemini yürütmüşlerdir. Bu öyle bir sistemdir ki içine ne kabileciliği ne ırkçılığı ne de aristokrasiyi sokabilirsiniz. Bu sistem İslam'ın sistemidir.

Üstad, kitabında son olarak "ihlas" kavramına yapığı değinişle adeta mal/mülk sevgisi ile riyaya düşmüş, kendisine verilen nimeti, âhiret nimetlerine referans kılamamış müslümanları sarsmak istemiştir.

Şüphesiz Allah insanı derecelerle yaratmıştır fakat her sınıf hizmet ettiği ölçüde değer kazanır. "Zenginin malında fakirin hakkı vardır!" diyen İslam sınıflandırmasını adaleti ile bütünleştirirken, din karşıtı olup "eşitliği" savunan tüm ideolojiler adaletsizlikleri dolayısıyla çökmeye mahkum olmuşlardır.

Allah en doğru olanı bilendir.

İslam ve Sınıfsal Yapı, Ali Şeriati, Fecr Yayınları


Esra Şen - 05.12.2014

,

3865

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin