İstemeyi İstememe Mümkünlüğü

İstemeyi İstememe Mümkünlüğü

İstemeyi İstememe Mümkünlüğü

19.10.2020 - Enes Can
İstemeyi İstememe Mümkünlüğü

İstek eşyaya, sıfatlara, nicelik barındıran her şeye yönelten ilk kıpırdayış hamlesi. Bu duygunun yaratılış fıtratında barındırdığı var olma, varlığını hissetme ve hissettirme savaşı sonradan gelen tüm savaşların çıkış noktasını oluşturmaktadır. Yani insanın varlık mümkün müdür sorusuna cevabını kendi varlığını ispatla giriştiği ilk şirk koşma eyleminin çıkış noktasıdır.

İslam inancına ve çoğu kadim inanca göre insan, beden ve kalp denen iki ana unsurdan meydana gelmiştir. Beden maddeyi, kalp ruhu temsil etmektedir. Bu ikisi arasındaki denge savaşında ruhun varlık için bedene, bedenin ise ruhun kılavuzuna ihtiyacı olduğu bilinmektedir. Bu varoluş dengesine ters olan ise maddesel dünya düzenin, ruhun etkilerini yok eden ve tamamen hazlar üzerine kurulu bir düzeni yaşama zorunluluğunu insanların önüne sunmasıdır.

İstemek Ama Nasıl?

Abdülkadir Geylani hazretlerinin meclisinde yapılan sohbetlerden derlenen bu eserde, tasavvufu kendine yol edinmiş yolculara edep erkân ve kulluk bilinciyle ilgili çeşitli uyarılar yapılmaktadır. Ancak kitabın büyük bir kısmında; ‘istemek, arzu etmek, uzun emeller peşine vermemek, istemenin adabı, nasıl istenir, istememek mümkün müdür?’ gibi konulara yer verildiği görülmektedir. Geylani (h.z), kulluğun başlangıç aşamasında istemenin doğal bir süreç olduğunu ve her sıradan kulun bazı istekler için yüce yaratıcıya yalvarma ihtiyacının olduğunu bildirmektedir. Ancak kulluk yolunda yapılan her davranış gibi istemenin de bir edebi olduğu hususuna özellikle değinmektedir.

“Allah’tan bıkmadan usanmadan isteyin. Bekleyin de bekleyin, gözleyin de gözleyin lakin sakın ümitsizliğe düşmeyin”. (s.18) Abdülkadir Geylani ‘ye (h.z.) göre çalınan kapıların açılmamasındaki sebep, “yeterince vurulmaması” ve “kapıda beklemekten yorulmak” olarak görülmektedir. Bir ekmeğin pişmesi için bile uzun bir süre gerekirken bir isteğin kabulü için hemen cevap beklenmesi görülmemiş bir isteme çeşididir. Abdülkadir Geylani (h.z), insanın iki imtihanı olduğu ve imtihanı geçmek için iki hususun gerçek manada hakkını verilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bunlar sabır ve şükürdür. “Çeşitli nimetler arasında afiyetle yaşayıp gidiyorken; alay eder gibi bu nimetleri görmezden gelerek, ‘Daha fazla nimet, daha fazla afiyet istiyorum!’ diye diye şikâyet edersen eğer sen; Mevla gazaplanır da nimeti de afiyeti de senden alıverir. Şikâyetin tahakkuk eder, belaların katlanır katlanır artar; Allah’ın sana olan cezası, gazabı ve terki de artı verir. Rahmet gözünden düşmüssündür artık sen. Etlerin makasla ince ince kesilecek dahi olsa aman şikayet etmekten sakın; sakın! Aman diyeyim! Bir daha, bir daha aman diyeyim! Önce Allah, sonra Allah, sonra yine Allah! Sonra yine aman diyeyim!” (s.63)

İstemek; Ama Ne Kadar?

İstemenin usulü kadar bu duygunun esiri olmanın önüne geçmek için sınırını da bilmek gerekir. Nitekim modern dünya düzeninde tüketimin artık nesnelerle sınırlı olmadığı bilinmektedir. Latif duyguların bir bir tükendiği bu devirde, bireylerin tüketecek bir şeyleri kalmayınca kendilerini de acı bir şekilde tükettiklerini görmekteyiz. Bunun temelinde yatan neden; her şeyin daha fazlasına ulaşma hastalığıdır. İstemek; haddi aşmanın ve sonrasında gelen sınırsızlığın bir basamağıdır. Oysa Yüce Yaratıcı Ayet-İ Kerimede şöyle buyurmuştur: “Onlardan bazı zümrelere, sırf kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süslerine gözünü dikme! Rabbini sana verdiği nimet, hem daha hayırlı ve değerli hem de daha devamıdır.”(Tâhâ 20:131.) ‘Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter.’( Talak, 65:2,3.) Yüce Yaratıcının dünya ve içindeki tüm her şeyin sınırını kendi eliyle çizmiş ve senin olanın kimseye yar etmeyeceği gibi, başkasının olanı sende yok diye dert etmemen gerektiğini bildirmektedir. Abdülkadir Geylani (h.z) bu hususta, “ne nimeti celbetmeyi ne de belayı defetmeyi tercih et. İster hoş gör ister görme, eğer kısmetinde var ise nimet seni bulur” diyerek sınırın nerde durmak gerektiğiyle ilgili olduğunu bildirmektedir.

İstemeyi İstememek

Abdülkadir Geylani hazretlerinin üzerinde durduğu ve yüzyıllardır devam eden tasavvuf öğretisinin de temel amaç edindiği hususlardan biri “istemeyi, istememe” dir ve bu durumunun insanların ulaşmayı hedefleyeceği üst nokta olması hususudur. Günümüz dünyasında sevgilerin, iyiliklerin, sevapların bile bakkal terazisiyle ölçüldüğü varsayılırsa bunun mümkün olma ihtimalinin çok zor olduğu bilinmektedir. Ancak Abdülkadir Geylani (h.z), kul gönlünde Allah (c.c)’ın varlığı haricinde tuttuğu ne varsa kendisine yarar değil, zarar vereceğini söylemektedir. Maddesel arzuların imtihanını vermenin çok büyük mesuliyet getirdiği ve taşıyamayanların Allah katında büyük bir ceza göreceği bilinciyle insanın ne istediğini bilmeden, gönlüne koyduğu kaygıların içinde ömrünü heba etmektedir.

Geylani hazretlerine göre: “Sana ait ne varsa hepsine savaş açmadıkça, bütün azalarından uzaklaşmadıkça, aklından amelinden, gayretinden kuvvetinden, kelamından, görmenden ve işitmenden, harekât ve sekenatından kendini geri çekmedikçe, ruhun can kafesine girmezden evvel ve sonra senin derununda bulunan her ne varsa ondan da uzaklaşmadıkça ruhaniler zümresine dâhil olamazsın” (s.123). Ona göre kul bütün aidiyetiyle ettiği duaların kabul olmaması durumuna üzülürken, bütün sebeplerden kesilinceye kadar o kapıdan cevap gelmeyeceğini unutmamalıdır.Allah’ın fiili ile iradenden fani ol. İşte tam o anda Allah’ın ilminin içinden alacağı bir oluk misali olursun” (s.26). Allah’ın kullarını varlıkla da yoklukla da imtihan edeceği ayetlerle sabittir. Ancak insanoğlunun sabırsızlığı ve bulunduğu halden kurtulma isteği her zaman başına bela olmuştur. “İnsan pek acelecidir” (Ahzab,33:72). Geylani hazretleri bu durumla ilgili, “‘O’nun mahrum bırakması ihsandır, cezası nimettir, belası devadır, vaadi nakittir, sözü fiildir. Unutma ki Nusret sabırda, çıkış yolu ise sıkıntıda gizlidir” (s.130-131) diyerek asıl kazancın sıkıntıda gizli olduğunu bildirmektedir. Abdülkadir Geylani hazretleri dünyayı “öd” ağacına benzetir. Meyvesi baştan acı olan bu ağacın tadı sonradan bal gibi olur. Acısından tatmadan tatlılığına varılmaz, acılığına sabretmeyen de balına ulaşamaz. Cennetteki nimetlerin dünyanın bela ve sıkıntılarına sabredenler için hazırlandığını ve bu nimetlerin işçiye ücreti alın teri kurumadan, dermanı tükenmeden, zillet-i nefse dûçar olmadan ve kendisi gibi bir insana hizmet ede ede arzuları kırılmadan asla verilmeyeceğini söylemektedir (s.136).

Fütûhûl-Gayb
Alemlerin Keşfi
Abdülkâdir GEYLÂNÎ
Sufi Kitap
2. baskı
2019, İstanbul

Enes Can - 19.10.2020

,

3813

Enes Can Hakkında

Enes Can
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin