Kaçırılmış Buluşmalar Üzerine Sübjektif Bir Bakış

Kaçırılmış Buluşmalar Üzerine Sübjektif Bir Bakış

Kaçırılmış Buluşmalar Üzerine Sübjektif Bir Bakış

11.11.2016 - Ethem Erdoğan
Kaçırılmış Buluşmalar Üzerine Sübjektif Bir Bakış

ASLOLAN YÜRÜYÜŞTÜR

Şiirin hammaddesinden bahsedilirken kelimelerden söz etmek bir gelenek olmuş. Esasen galat-ı meşhur saymak iktiza eder. Çünkü kelimenin bir gösterge olarak varlığı, şairin ruh ve anlam dünyasını anlamayı bırakın, imlemek için bile bir anahtar değildir. Şairin özne olarak ruhunu yansıtan görüntüler, imgeler, çağrışımlar üzerinden bir okuma yapmak zorunluluğu vardır. Eğer bunlar okuyucuyu ontolojik olarak nesneleştirmiyorsa eğer; şair, şiiriyetinin okuyucuda makes bulmasını önceliyor demektir. Bu bağlam; anlamsal olarak çok katmanlı olan yapıda bulunan hakikati, hissi, eşyayı ve hayata baktığı pencereyi gösteren; hatta kurduğu dünyaya dair umudu yenileyip dirilten bir varoluşu işaret eder. Çünkü şiir nereden bakarsanız bakın realitenin abus yüzünden kaçış ve ideal bir dünya kurgusudur.

Bahse konu Okur Kitaplığı’ndan çıkan Tunay Özer imzalı Kaçırılmış Buluşmalar kitabı. Şair için öncelik edebiyat dergilerinde görünmektir. Dergilerin stajından geçmeyen şair günümüzde çok azdır. Tunay Özer de başta Yediiklim olmak üzere pek çok dergide şiir yayınlamış. Üç bölüme ayırmış kitabını şair. Yankısız ünlemler, Güz Temrinleri ve İki Nokta. Toplam 91 şiir var. Kitap 110 sayfa. Günümüzde şiir kitaplarının ortalama hacmi açısından ideal.

Yukarıda söz ettiğimiz üzere şairin ideal dünyası yol ve yolculuğun dünyasıdır. Tabii döngüde yerini alan insanilik, şairin yorumuyla idealize olur. Şair bu yorumlamayı yaparken, biriktirdiği anlamları şifreler ve seçtiği göstergelere yükler. Bu göstergelerden bazıları imgeye, bazıları çağrışıma dönüşür. Tunay Özer şiirinde nehir, deniz, bağ, kent, gül, ayna evvel emirde görünür imgeler. Başlıca çağrışımlar ise; metafizik olarak öteler, modern yalnızlıklar, eski hayat tarzı, hakikate susamışlık, sükûnet, umut ve çocukluk. Kullanılan temalar yalnızlık, acı, hüzün, ürperti.

Şairi her zaman bir ses çağırır. Ya da bir ses her zaman şairi çağırır. Aslında her şairi bir ses çağırır. Çağrı kurtuluş sayılır. İnsan her zaman yaşadığından kurtulma eğilimiyle malüldür. Esas olan, hayata yüklenen varlığı anlamlı kılmak için yapılacak olan yürüyüştür. Kimin ya da neyin çağırdığı asıl olan değildir. Şairi kent çağırmışsa bir kez bu takdir kaza edilecektir.

Yükümlülüktür ve kurtulmak yoktur. Kazara olmayan şey; şairin bu çağrıya kulak vermekliğidir. “hangi akşamdı, kanımıza karışan / uzak kentlerin çağrısı” (Yara) Şairler vuslatın çırağı ayrılıkların ustası olurlar. Şairin içinde büyüyen, ömrünü verdiği-vermek istediği sonunda bir yokluktur-boşluktur. Oraya, ayrılığa-yokluğa-boşluğa yaslanan bir hayatı başlatır takdir. Bu takdir şairi zorlar, bunun kader olarak tecellisi de şiirdir. “boşluğuna yaslı / bir dağ büyüttüm / bir ömürden” (Kırık Dize)

Şair için başlangıç elbette insaniliktir. Şair insaniliği genişletebildiği ölçüde; şiiriyeti yükseltebildiği oranda şairdir. Her zaman şuur-bilinç kapısı açık olan şair, gerçekten öteyi, hakikat kavramının içini dolduracak manayı, insani olan sınırı geçme telaşındadır. Engel sadece bir perde. “bir ürperiş gibi evrensel sulara / son perde kalktı aradan” (Mecnun)

Yalınkat gerçekliğin rikkatinden şehrin ve gelecek endişesinin çok boyutlu iğvasına kapılarak uzaklaşan insana modern denmeli esasen. Kentlerde yalınkat dokuyu asla bulamayacak ve çoğu kez “Şehrin insanı, şehrin insanı” mısraını dimağındaki bütün olumsuz yargılarla teçhiz ederek tekrarlayacak, kentin giydirdiği deli gömleğinden kurtulup idealize dünyaya kaçmaya çalışacak şair. “yalnızlığı bir yorgan gibi örtünelim”(İncirkuşu)

Yolculuğun gelip dayandığı durakta şaire düşen ağır bir yük vardır. Bu yük taşınılası yükün çok üstündedir. Belki sadece şaire özgü bir ağırlıktır modern hayat, belki de sadece şair inceliğine ağırdır. Bu ağırlık ya modernitenin iflasıyla sonuçlanacak, ya da şairin. Ancak şimdilik. “ruhun gurbeti / şimdiki zamanla kaplı”(Hisar Kalıntısı)

Sözü edilen hayat tarzının, dünyanın kelime anlamıyla da ağırlaşan dişil ve çoğalan dağdağası içinde, her köşe yahut kurumda depresif ve karikatürize kişiliklerle dolu olmaklığı, bilinç-şuur ve bulunç-vicdan kapıları ardına kadar açık insanlar için işkencedir. Bu işkencenin adı; yalnızlık: “baktığı yerde çok kişilik yalnızlıklar” (Mina)Şair kentlerde kaybolan şeyin insanilik olduğunun farkındadır. Kitabını isim olarak seçilen mısralarda şair ters mantık kurarak, suçlamayı insandan kaldırıp –insani olmamasından dolayı- kente ağır bir yük olarak verir. “aydınlık devirlerini tükettim şehirlerin / elimde kaçırılmış buluşmalar” (Sürgün)

Hâsılı beğendiğimiz diğer mısraların yorumunu başka bir metnin konusu yapıp kısaca birkaç örneklem üzerinden teknik inceleme de yapalım.

Gül Ve Gurbet

Geceyi uyutup uçurumun aynasında

Bir gülün usulca dönmesi gibi aya

Acıya mendil olan söz, sözler arasında

Bülbülün çığlık akisleriyle kesildi rüya

Bu şiirde yaklaşılan hece, şiiri yormak dışında bir bağlam oluşturmuyor. 14-13 ve 15 hece zaten halk dimağında yankısız. Belki 11 ideal olurdu. Ayrıca ilk mısradaki buluş ve ikinci mısradaki benzetme farklı kabul, ama zorlama. Ses uyumu da, dil işçiliğinin bir gereğidir. Şair farklı-değişik buluş için işçiliği es geçmiş. Son mısradaki akis kelimesi olmaksızın da mısra kendini kurtarabilirdi.

Kaybolan Neydi

Aynadan geçen gölge kimindi

Avluya sinmiş eski bir ikindi vakti

Hüznü kenarından

Çekiştiriyor kuşlar

Devrilen bir kova su gibi

Söz kaybolur şiiriyet başlar

Bu şiir için ses bazlı inceleme yapmaktan yana değilim. Beğendiğim şiirlerden biri. Ama ilk kelime olarak âyine tercih edilseydi örneğin, diğer kelimelerdeki ince ünlülerle oluşacak tını sedayı kurtarırdı. İkinci mısradaki vakti kelimesine ise hiç gerek yoktu. Ziyade harf, ziyade mana, ziyade kelam ziyade mana fehvası gereği. İkindi zaten vakit anlamı içeriyor. Ayrıca bir ahenk unsuru olarak kimindi/ ikindi kafiyeleri de sesi kurtarıyor.

Şair genel olarak şiiri yakalamış. İmgeler ve çağrışımlar üzerinden şiiri kotarıyor. Farklı olana uzanırken dil mantığı ve işçiliğini kaçırıyor. Kitapta darası düşülecek bir toplam. Bu bağlamda’ kitaba hiç alınmasa da olurdu’ dediğim şiirler ve mısralar var tabii. Bunlar sırf tahkiye ve şiirsellik içeriyor. Has şairin varacağı yer en nihayet öz olandır. Şiirsellik şiiri kurtarmaz aksine öldürür. Kelime seçimi de yüklenecek anlam kadar incelikle seçilmelidir. İki örneği paylaşmak istiyorum.

  1. Güz köşesi / ömrümün derin yarası / kalsın yerinde (Konacak Gözlerine)
  2. Uzun uykulardan çıkamam / diye korkuyor olmalısın /zira şehri kanadına bağlamışsın / kalın bir halatla

Birinci örnekte hiçbir farklı-değişik-orijinal söyleyiş söz konusu değildir. İkinci örnekte ise son iki mısraın kelime seçimi çok sıradan. Zira, kalın bir halat… Bu kelimelerin şiirdeki işlevi soru işareti, kullanılmasındaki mantık ‘Garip’tir.

Kaçırılmış Buluşmalar

Tunay Özer

Okur Kitaplığı

Ethem Erdoğan - 11.11.2016

,

1313

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin