Kader mi Yoksa Bir Tercih mi Bu Çöküş?

Kader mi Yoksa Bir Tercih mi Bu Çöküş?

Kader mi Yoksa Bir Tercih mi Bu Çöküş?

25.11.2020 - Mustafa Atalay
Kader mi Yoksa Bir Tercih mi Bu Çöküş?

İnsan kendi kaderinin ağlarını inceden inceye örecek y/etkin bir idrake kavuşunca, kendi hayal dünyasından yavaş yavaş sıyrılmaya başlar. Gerçeklerin farklı boyutlarını müşahede yolunda karşılaşacağı şeylerin, nihayetinde bir tercih meselesinin cüzleri olduğunu da bu vesileyle fark eder.

Kaderin bu çok kapsamlı boyutu, insanın zihninde ve bedeninde, bulabildiği bir gedikten geçerek kalbe yerleşmeye başlar. Zweig bunu şu şekilde ifade eder: “Kader daima, dışarıdan ruha temas etmeden çok önce zihinde ve bedende hüküm sürmeye başlar.”

“Bir kalbin çöküşü” yaşlı bir adam olan Solomonsohn karakterinin ailesi ile bir İtalya kasabası olan Gardone’deki otele yerleşmesiyle başlar. Paskalya tatilini güzel bir kasabada belki de huzur içinde geçirmek için yolculuk yapan yaşlı adam, midesindeki ağrının etkisiyle gece yarısı uyanır. Uzun koridorda yürümek midesindeki sancıya biraz iyi gelse de, az sonra karşılaşacağı manzara ruhuna derin bir sızı bırakır. Bir kadın silüeti, kapı tıkırdamasına eşlik eden ışık hüzmesi içinde koridorun sonundaki odaya geçer. Bu oda, kendileri için tuttuğu üç odalı dairedir.

Hayatı boyunca eşinin ve kızının güzel bir hayat yaşaması uğruna sürekli çalışan biriydi Solomonsohn. Belki de bu olacakları bilseydi, ailesi ile daha çok ilgilenip daha az para kazanmayı tercih edecekti. Bu durum kendisiyle bir iç hesaplaşmaya girmesini gerektiriyordu. Burada Zweig, Solomon’un sorgulaması üzerinden, aile yapısını ayakta tutan şeyin sadece para değil, ahlak ve disiplin de olduğunu vurgulamaya çalışıyor.

Biri kont, biri subay diğeri de binici olan üç adamın tenis oynayan kızını hayranlıkla izlediğini gören yaşlı adam, ruhunun derinliklerine saklamaya çalıştığı fısıltılı şeytansı cümlelerin somutlaşmasını görmeye başlamıştı. Ailesinden bu tatili bitirmeyi ve farklı bir yere gitmeyi istemesine rağmen, bu isteğine eşi ve kızı bir anlam veremiyordu. Oysa Solomon’un, o yaşlı adamın yüreği, gün geçtikçe kavruluyordu.

Tatile devam eden kızı ve eşine aldırmaksızın, tatili yarım bırakıp dönerken, aslında kendim sandığı ve sahiplendiği aynadaki yansımasının kırıldığını da fark ediyordu. Kendi öz benliğinin yaralarını gördükçe hayatın çilesinin kalbinde oluşturduğu yük daha da artıyordu. Yaşlı adam kendini ve ailesini olanca çıplaklığıyla görmeye başlıyordu.

İnsan, çevresinde ne olup bittiğini görmek için bazen hiç konuşmadan birinin çekip gitmesini beklediği gibi, ailesi de bu gidişten huzursuz olmuştu. Almanya’ya, eve döndüklerinde, konuşmayı tamamen bırakmış bir yaşlı adam gördüler. Önce tedirgin olsalar da, insan neye alışmıyordu ki. Bu yalnızlık adamı çökertse de, onların eğlenceli hayatı kaldığı yerden devam ediyordu.

Artık hiçbir acı hissetmiyordu bünyesinde. Yalnız, o midesindeki sancı ve safra krizleri bir doktorun kapısına getirmişti kendisini. Ameliyat olması gerekiyordu, son vedasını önce yıllarca çalıştığı ofisinde, sonra anne ve babasının mezarında yapmıştı. Ameliyattan çıkınca hastaneye kendisini merak eden eşi ve kızı gelmişti. Yaşlı adam yarı baygın bir haldeyken kızını görünce, ona eliyle gitmesini, kendisinden uzaklaşmasını işaret etmişti. Artık bütün vicdanlar rahattı, ölüm gelebilirdi…

Solomonsohn bir iç hesaplaşmanın yitik hikayesinde nefesini tüketiyor. Oysa Solomonsohn gibi nicesi yine aynı hesaplaşmanın içinde, bir başka hayatın yitip gitmesinin nedeni oluyor. İnsan, tercihleri kadar, ruhunun sızılarını da bir kader olarak yüreğinde taşıyor. Bu sızı bulunduğu yerden çıkmadığı müddetçe bütün vücudu kasıp kavuruyor.

“Sen olsan ne yapardın?” sorusu bir hikayeye ait kılmıyor bizi. Ait olduğumuz hikayede “Biz seçimlerimizle kaderimizin hangi ağını örüyoruz?” sorusu ise, hala kendi hikayemizin gerçekliğiyle bizi yüzleştirmek için aynamızda asılı fark edilmeyi bekliyor…

Bir Kalbin Çöküşü

Stefan Zweig

Can Yayınları

52 Sayfa

Mustafa Atalay - 25.11.2020

,

3110

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin