Kadim Sevdaların Gizemcil Anlatısı, Edebiyat, Misafir Köşesi

Kadim Sevdaların Gizemcil Anlatısı yazısını ve tüm Misafir Köşesi yazılarını Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Kadim Sevdaların Gizemcil Anlatısı

28.01.2013 10:04 - Misafir Köşesi
Kadim Sevdaların Gizemcil Anlatısı

Abdullah Ağırtmış, Kitaphaber için kaleme aldı.

Usta öykücü Osman Koca'nın ikinci hikaye kitabı olan 'Lobelya' Ayışığı Kitapları'ndan çıktı. Hepsi bizden ve bize ait hayatlar, yazarın gözünden anlatılıyor. Bir çiçek ismi Lobelya. Öykülerdeki şiirselliği özetleyen bir ad gibi...

Kitapta, yazarın 2004-2009 yılları arası çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlanmış olan on dokuz öyküsü bulunuyor. Müellif, daha önceki öykü kitabında ve romanında yaptığı gibi burada da günlük dilimize onlarca yeni kelime sunmuş: "Esrik, bakalak, özkıyım, eringen, töskür-,açkı, kakavan, muflon tip, kakıma-,zamanbilimci, öncül, soncul, yatsı-kalksı, başat, aymaz-aysar, ağırşak, kokot, elmek, tavsadım, travmay, somaki-ampir küllük..." Bunlardan bazıları. Günlük yaşamımızda pek kullanmadığımız bu sözcükler ilk etapta dilimizi zorlasa da kitabın serencamı içinde alışıyoruz bunlara.

Kitabın tamamına mukaddes bir hüzün hâkim. İçin dışla imtihanı ve savaşı hiç bitmiyor. Bazen şiir tadında bazen bir acı çığlıkla çarpıyor yüzümüze hüzün. Fakat şurası kesin ki hüznü anlayan bir neslin öyküleri bunlar. Bize yabancı olmayan ama şaşırtıcı bir merak duygusuna ortak olmak istediğimiz öbür yanımızın ve ötekilerin; kah sevdasını, kah kavgasını, ama sıklıkla hayatla bağlarını nasıl kopardıklarını okuyoruz. Lobelya, hayat masalının on dokuz parçaya bölünmüş diğer ismi gibi. Tutunamayanların serencamı bir çeşit...

On dokuz öykü. Onlarca tip, karakter, figüran. Her insanın bir hikâyesi var derler ya o kadar insan, o kadar hayat anlayacağınız. 19'luk öykülerde, tedrici bir dış-iç metaforu var. İnsan, içe dönük olmalı, dışa dönük olmaktansa düsturunu hatırlıyorum okudukça. İçin bütün halleri, kafasını cama dayamış hüzünlü bir kartpostal gibi anlatılıyor. Sonra sokak, mahalle ve şehir...

İçten çıkıp şehri keşfe başlıyoruz on dokuz öyküde... On dokuz; mistik, psişik, gizemli...

Mekânlar, tanıdık ve bilindik. Osman Koca'nın yaşadığı, dost tuttuğu yerleri bilince anlıyoruz ki buralar, yazarın volta alanları. Dar, sıcak ve samimi bir mahalle. Mahalleli olanca kuvvetiyle öykülere de yansıyor tabii olarak. Her anlatı, bir porteyi gözler önüne seriyor gibi. Keşanlı Ali'nin selefi Seyyid'in nazarında gelecekteki romanından ipuçları buluyoruz.

Hâlihazır vetirelerin öyküleriyle hayat bulmuş bir kitap Lobelya... Okuru tedirgin eden, onu puslu aynalara doğru iteleyen yanları başat. Dilsel argümanların, enstrümanların yardımıyla olanakları epeyi zorluyor yazar. Muğlâkça bir dürtüyle zaman, tül bir perdeden gözüküyor. Sabahın olmasını bekleyen bir vakit. Beyaz ipliğin siyah iplikten henüz ayırt edilemeyeceği ama asla düşsel olmayan anlar...

Yazar, modern zaman metrosuna binmiş, ilerliyor İstanbul sokaklarında. Her öykü, bir melal durağı. Hepsinde önce iç çıkıyor karışımıza, sonra dış... İnsanlık sergüzeştimiz gibi ilerledikçe çoğalan ve büyüyen bir yalnızlık duygusu ile şehirde kaybolan bir iç-ben.

Burada duraksıyoruz bir an. Oğuz Atay takılıyor zihin oltamıza. Tanıdık geliyor deyişler. Esin tadında belki. Arada tarihe, kadim masallara da gidiyor gibiyiz. İkinci Yeni'yi düzyazısal merkeze çeken bir söylem ve biçem hakim oluyor tam da bu noktada bu öykü kervanına. Düş ve gerçek, peşi sıra kovalamacada. Bir düş, bir gerçek öncül. Yani demem o ki; 13. öykü on üçüncü masal oluyor yazarın devletli hüznünde. Makbul yanımız bu dercesine peşi sıra tamamlıyor hikâyeler birbirlerini. Anlıyoruz ki kahramanlarımızın nazarında sesin içten geleni daha makbul.

Dili, dilsel göndergeleri, imgelemcil ve ikircikli anlatımı çok seviyor Osman Koca. Hikayelerine alışık olanlar bilir. Sözcüklere olan düşkünlüğünü, akıl heybesinden nice yeni kelimeler türettiğini, kavramlarla nasıl oynadığını, gösterge ile nesne arasına ironiyi ne şekilde ustaca serdettiğini önceki öykü kitabı Düşnane'den biliyorduk. Lobelya'da bunlar çok daha fazla... Kurgusal anlatı tekniği ile düşsel dilin olanaklarını bir araya getiren hikayelerde herkes kendinden bir parça bulabiliyor. Daha sanatsal ve edebi söyleyişlere açık öykülerinde ise maziye dönüş söz konusu. Bu bağlamda esrik ve kadim divan şiirine yaslıyor bakışlarımızı.

Nevi şahsına münhasır dilsel yetisiyle vaka zincirlerini bağlamaktaki ustalığına daha önceden tanıklık ettiğimiz yazarın Lobelya'sını okumanızı salık vererek kapatalım faslı...

Lobelya
Hikayeler
Osman Koca
Ayığışı Kitaplığı


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 28.01.2013 10:04 - Güncelleme Tarihi: 25.11.2021 13:48

,

2665

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 173 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin