Kadın ve Şiir

Kadın ve Şiir

Kadın ve Şiir

21.10.2016 - Enes Can
Kadın ve Şiir

Türk ve dünya edebiyatında kadın yazarların varlığı, geçmişten günümüze doğrusal anlamda bir gelişim göstermese de her geçen gün etkinliğini artırdığı görülmektedir. Nitelik olarak artan kadın yazarların nicelik bakımından terazinin hangi kolunda durduğu farklı bir tartışmanın konusudur. Edebiyat her ne kadar erkek hâkimiyetinin baskın olarak sürdürüldüğü bir sanat dalı olsa da, kadın yazarların son yüzyılda ürettiği edebi eserler bu olguya parantez açılacak bir etki bırakmıştır.

Roman, hikâye, deneme ve belki biraz da düşünce yazısı... Bu alanlarda dünya çapında kadın yazar bulmak kolayken, neden şiir alanında dünyaya mal olmuş kadın şairlerin varlığı bu kadar azdır? Bu soru aklımı çoğu zaman kurcalayan temel sorulardan biri olmuştur. Bu bağlamda yaptığım araştırmalarda bu tezin doğruluğunu kanıtlar nitelikte bulgular ve buna sebep olan etmenler sıralanmış, ancak bu argümanlar bu yazının konusu olmayıp başka yazılar için dayanak oluşturmuştur.

Yazının da bir ruhu vardır. Bu ruh eril veya dişil nitelik kazanır elbet yazarın kendine has üslübuyla. Ancak şiirlerdeki erkek betimlemeleri, ruh tahlilleri ve benzetmeleri bir bayanın dünyasındakiyle aynı mıdır? Edebyatımıza kalın harflerle kazınmış çoğu aşk şiirinin hep bir erkeğin elinden çıkması, kadınlar için ‘’kim daha çok sevdi?’’ sorusuna bir cevap mıdır? Şiir eril özellik gösteren bir dal mıdır? Ve neden bu kadar az kadın şair vardır? Bu sorular bağlamında tanıtımını yapacağınız ilk kitap;

İç ses diye söyledim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
(Syf-15)

Ah’lar Ağacı şiiri Didem Madak’ın en sağlam şiirleri arasında gösterilir. Kitaba başlarken kadınların şiir anlayışıyla ilgili tahminde bulunduğum öngörüler daha ilk satırlarda bu durumu kanıtlar nitelikteydi. Bir kadın şekerden, çikolatadan, pembeden, hayallerden, hayal kırıklıklarından, böcekten, çiçekten, mutfaktan, çocukluktan... v.b şeylerden çok bahsedecekti ve bu kaçınılmaz bir gerçeklikti. Ancak kitabın sayfalarında ilerledikçe ‘’Ah’’ diyeceğimiz kısımlar da yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı.

Bıçağın ucundaydı insanın hafızası
‘’İnsan unutandır
ve insan unutulmaya mahkûm olandır.’’
Tanrı şöyle derdi o zaman:
Ah!
(syf-19)

Hayat hep bir ironiydi. Ölüm ise en komik sahnesi yaşamanın. Belki de bundandır ti-ye alır ölümü, ölümden en çok korkanlar. Ya da korktukları ölüm değil, bir daha doğacak olmaya olan inançlarıdır.

Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim.
(syf-22)

Acılar erkekler için çok daha derin anlamlar ifade ederken, kadınlar acıyı da güzel sıfatlar iliştirir. Erkekler acıya, daha da acıtsın diye bakarken, kadınlar acıya da güzel bir sıfat uydurmuştur çoktan. Erkek acıya alışır. Bu yüzden kadındır acıya yeni bir acı açan.

Annem çok sevinmelerin kadınıydı,
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
(syf-24)

Kazanlar dolusu çorba kaynatsam sanki,
Artık kimse mutsuz olmayacaktı.
(syf-25)

Aşk-ı neden bir erkek daha güzel anlatır? Neden en büyük aşk şiirlerinin sahibi erkektir? Aşk kadın için neden farklı sonuçlar doğurur? Deli sorular sıralanıp giderken, cevaplar ilerleyen sayfalarda kendini gösteriyordu. Elbette aşkı en güzel anlatan bir erkek olacaktı. Kadın anlatamayacak kadar suskun, diline kelimeleri getiremeyecek kadar durgundur. Eğer kadın o kadınsa; Leyla olmanın şerefi birini Mecnun yapmaktan daha çok işine gelecektir. Bu cümleyi düşünün bence. Evet evet düşünün!

Aşık olduğumda,
çikolata kokardı kırmızı yazgım.
hayatıma hayat diyemem artık.
(syf-29)

Evet ne demiştik? Aşk-ı bir erkek en güzel şekliyle anlatır. Çünkü kadın sevgisini de aşkını da fıtratı gereği saklar. Yaratılışı gereği odaklanamaz bir acıya fazlasıyla kadın. Çünkü acının metefizik boyutu, kadının fıtratındaki naifliğe aykırı bir durumdur. Aşkı çikolatayla anlatabilir bir kadın, yada sade ve öz cümelelerle. Acıyı da tatlı anlatır bir kadın, anlatınca.

Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.
(syf-36)

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilp
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!
(syf-37)

Bir erkeğin kaleminden dökülen bazı cümlelerin hissetiremediği duyguları, bir kadının şiirlerinde hissedebiliyorsanız; bu belkide bir kadının şiire kattığı en güzel farkındalıklardan bir tanesidir. Ve Madak, bazı şiirlerinde bunu çok güzel bir şekilde dile döküyor.

Bir ağıt olarak yak beni Allah’ım
Parmaklarına kına olayım hayatın.
Affet bu siyah ve transparan duayı.
Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım.
(syf-46)


Ütüsüz giyerim karabasanlarımı
Kötü şiirlerden koru beni Tanrım.
(syf-54)

Cennete gitmek istedim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa
(syf-65)

Ah’lar Ağacı
Didem Madak
Metis Yayıncılık
Onuncu Baskı
Ocak-2016

Enes Can - 21.10.2016

,

1331

Enes Can Hakkında

Enes Can
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin