Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş

Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş

Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş

17.02.2011 - Bilal Can
Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş

GECE-KUDÜS VE YALNIZLIK -2-

Nuri Pakdil’in edebiyatçılığı üzerine hareketle sürdüğümüz çalışmalar kitapları üzerinden devam ediyor. Diğer bir kitabı olan “kalbimin üstünde bir avuç güneş” bu kitaplar arasında tür bakımından ayrılan bir kitap. Tiyatro türünden yazılan kitap üç kişi arasında geçen konuşmalardan oluşuyor.

Tiyatro ve hikâyelerinin temeli olan yer, zaman, olay, kişiler bu eserde de dikkatlice işlenmiş.

Zaman: “ay kırıla kırıla incelmiştir: güneşte yorgunluk belirtileri görülmektedir: belki de gizli bir hastalığa yakalanmıştır: rengi biraz atmıştır: balıklar, ikisi arasında sürekli gidip gelmektedirler: sayısız bir yıl: tarihçiler de unutmuşlardır: belki bu yıldır: belki bitmiştir: belki hiç olmamıştır: belki yakınlardadır: çoğunluk, anladığımız kanısında değiliz: büyük, çok büyük bir tutukevi olmasın zaman!: kuşkusuz, büyük bir oyuncudur.”

Zaman olarak herhangi bir zaman şimdi veya daha sonra belki geçmiş bir zamandır. Olanlar her zaman geçerlidir anlamında. Her zaman işlerliği olan bir şeydir bu. Zaman. Zaman her zaman aynıdır. Bütün işlerliğiyle zaman zamanı geçiyor, zaman zamanda kalıyor, zaman zamana çarpıyor. Pakdil’in belirttiği gibi “çok büyük bir tutukevi olmasın zaman!” neden olmasın ki. İçine aldığı bir sürü hayat ve hatıralar ile kendi içinde bir hayattır zaman. Bir tutukevidir.

er: mezbaha

Kişiler üzerine:

Bir bay:
“niçin!: bir soru: hergün akşam olmakt, hergün sabah olmakta: insanlardan bir buket oluşmakta: insanlar işlerine gitmekte, insanlar işlerinden gelmekte: torbalarda, çantalarda, ya da başka bir şeyin içinde evlerine bir şeyler götürmekte…” bay zaman içinde yorucu bir işlerliği olan bir yalnızlık içinde kalbini bu zaman içinde olaylar içinde sürükler. Gözüne değdiği her olay anlamlıdır onun için. Onun için zaman bu olaylar içinde bir işlerlik kazanır. O zamanı gözlemleyebildiği kadar geçirebilir.

Bir bayan:
“hep kahverengidir baktığı yerler: kahverengidir elleri, aktır, gene kahverengidir: bastığı yerlerden çikolata biter: yeryüzünde bir kent hep kelebektir: geceyse, bir de karanlıksa, yürüyorsa durur durmaz kelebekler toplanır…”

Tanık:
“yeryüzünü, biraz da kent olarak algılamaktadır: kent yoksa yeryüzü de yoktur: sürekli duyar: kalp atışları, kentlerin alan saatlerinin vuruşları gibi, biraz seslicedir: öğünür: ataları da, çokluk, aynı görevi yüklenmişlerdir…”

Bay düşünceli bir adamdır. O hayatın gerçekleri üzerinden hareket eder. Onun içi hayatın gerçekleri ile doludur. Bir kan lekesinin, bir mevsimsel kuş göçleri, bir tren istasyonundaki bekleyiş kadar gerçek ve sahihtir. Bayanın ise gördüğü kahverengidir. O düşler adar zamanlara. Düşlerle ilerler ve duygusaldır. O her şeyi kendi duygu penceresinde görür. Duygularıyla işler düşüncelerini. Tanık ise zamanın şahididir. O izler her sesi ve görüntüyü. Resimlerin duyurduğu, günlerin geçirdiği, zamanların işlerliği hep onun izlediğidir. O zamandan ve resimden başka kendi kendinin de yankısıdır. Onun için şehir zaten bir zamandır. Her şey bu zaman içine ayarlanmış bir bombadır.

Oyuna giriş niyetinde bir ön oyun vardır bu eserde. Tülbentlerle kaplı. Tül ve bent. Tülün bağlanması. Zamanın iki insan üzerine bent bent serilmiştir. Tül ne kadar çok serilmişse yaş o kadar ilerlemiştir. Bu yüzden bir bayan bir erkek: çok yaşlı bir erkek ve çok yaşlı bir kadın olarak karşımıza çıkar.

Çok yaşlı bir erkek:- dayandım be! Üçüncü yaşayışım bu: gider gelirim gözümü kapayınca: yakın: uzak içine doğru yürüdüm toprağın: kimi karanlık kimi ışıklı mezarların.

Çok yaşlı bir kadın: - parmaklarıma sinmiştir ağıtları: zaten ben gülmeyi hiç bilmedim: hem doğurdum: hem de tanık oldum: ağıtlar birbirine ulana ulana geldim bugüne: dün de duydum: görüyor musun beni!

Ön oyun bir nevi asıl oyunun sonu. Asıl oyunun sonunda başlayan bir sonlanış. Sondan başa doğru giden bir sarmal oyundur bu. Oyunu anlamak için canlandırmak lazımdır.

Oyun 3 perdelik olarak tasarlanmış. Perdeler arası bir şiir sesi ve uğuldayan bir zihin. Ayın parçalanışı ve waterlo. Yağmur yağdı yağacak şiiri gibi.

Son: “tek dokunuşla yıkılır”

Bilal Can - 17.02.2011

,

4378

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 2 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin