‘Kalbin Aklı’ndan Aklın Kalpsizline Düşüş

‘Kalbin Aklı’ndan Aklın Kalpsizline Düşüş

‘Kalbin Aklı’ndan Aklın Kalpsizline Düşüş

29.09.2017 - Yusuf Fettahzade
‘Kalbin Aklı’ndan Aklın Kalpsizline Düşüş

Her insan bir topluma, kültüre ve medeniyete doğar. Doğuştan getirdiği kabiliyetler, içine doğduğu toplum küresi tarafından ya aslına uygun şekillendirilir veya gittikçe daha arızalı bir hale gelir. Mensubu olduğu medeniyet kemâl yolunda ne kadar olgun ve yetkin ise o kadar doğru ve insanın aslına uygun yetenekler kazandırır. Tersi durumda sadece artan arızalar mevzubahis olur.

İnsan umuttur. Her ne kadar ortaya çıkan tüm krizlerin müsebbibi olarak görülse de insan yine de insanın sığınağıdır. Sorunun merkezinde yer aldığı kadar çözümün de merkezinde insan vardır. Umut, olgun ve kâmil olarak hakikatin kusursuzluğuna ayna olma beklentisidir. Ayna olurken ona uygun medeniyet kurma ve bu medeniyeti kemâl yolunda sürekli kılma mücadelesidir.

Zirveye doğru alınan yol medeniyetin amacı değil gerekçesidir. Amaç yolda olmak, o yola çıkanı yolda tutmak, bireyden topluma-toplumdan medeniyete hep birlikte ortak bir ruh ile yükselmektir. Medeniyet kalp, medeniyete götüren yoldaki tüm pratikler ise o kalbin aklıdır. Akıl, yalnız başınayken çerağsız ve karanlıkta kalmış, yol arayan ve gittiği her yolu hakikat zanneden bir âmâdır. Bu durum da, aklın durdurulamaz düşüşüdür.

Medeniyet, insan ömründen hep daha uzun, fakat her insan ömrünü içinde barıdıran, tüm insanlığın ortak yolculuğu ve tecrübesidir. İnsan kendi kalbinden medeniyetinin kalbine yolculuk eder. İnsan, bu yolculukta yolu bilen, tecrübeli kılavuzlara ihtiyaç duyar. Bu kılavuzlar bizzat şahıs olabileceği gibi onların gönlünden akseden ışığı içinde barındıran eserlerde olabilir.

Savaş Şafak Barçin’in ‘Kalbin Aklı’ adlı eseri, İslam medeniyetini ve onun engin tecrübesini, hakikat yolundaki medeniyet aklının son iki yüz yıldır içine düştüğü krizleri, gerçekçi gözlerle inceleyerek gerçekçi sözlerle dile getirmektedir. Eser, hakikat ve kemâl yolundaki medeniyetimizin ne olduğunu bilmediğimizi açıkça bize söylüyor. Eski gücünü yitirmiş ve temel probleminin bu güç kaybı olduğu tezini reddederek, medeniyetimizin asıl meselesinin ‘güçsüzlük’ değil ‘kendisi olamama’ sorunu olduğunu dile getiriyor.

Daha önce farklı tarih ve dergilerde yayınlanmış 40 makale ve 6 mülakattan oluşan eser, en başta Müslümanın kendi medeniyetini kendine dert etmesi gerektiğini salık veriyor. Son iki yüz yıldır yanlış sorulan bir sorudan bir türlü cevap üretemeyişimizi de sorgulayan Barkçin, ‘Ne oldu da böyle güçsüz düştük?’ sorusunun cevap bulma mücadelemizi de akim kıldığını dile getiriyor.

Barkçin, içine düştüğümüz psikopatolojik bir çıkmaz ve sürekli bir aşağılık kompleksiyle hareket etmemize sebep olan ‘başkasına (Batı) benzeme’ ve ‘kendisi olamama’ arızalı halinin, son iki yüz yıldır hayatımızın her anına sirayet etmiş akut ve kronik bir rahatsızlık gibi her melekemizi hapsettiğini dile getiriyor.

Medeniyet olarak, içimizde tevarüs eden ahlaki yozlaşmanın her eylememizi de arızalı hale getirdiğini ve bu durumun öz değerlerimize dayanıp gayret etmeden giderilemeyeceğini söylüyor. Barkçin’e göre ‘varlığın ve medeniyetin sacayağı olan bilmenin, kılmanın ve olmanın üzerine yaslandığı ahlaki zemin olmadan; ne ahlaki olan bir güç, ne de güçlü olan bir ahlak elde edilebilir.’

Barkçin, birçok makalesinde Osmanlı tecrübesi üzerinden medeniyetimizin kriz noktalarını tespite girişir ve şöyle bir tespitte bulunur: ‘Osmanlı’nın Batı’yla ilişkisi onu yenmek üzere başlamıştı. Osmanlı’nın Batı’yla mücadele çabası son demlerde artık Batı’ya benzeme çabasına dönüşmüştü. Osmanlı, bu süreçte önce Batı’nın hayranı en sonunda da onun karbanı oldu’ der. Bu tespit eser boyunca dile getirilmeye çalışılan ve içinde bulunduğumuz krizin mihenk noktasıdır. Önce hayran olmak ve daha sonra hayran olduğunun kurbanı olmak…

İnsanı diri ve yolda tutacak bilinci inşa ederken uygulanması gereken şahsiyet eğitimini özellikle dile getirmek gerekir. Kalbin aklı, ideal insanı inşa ederken o insanın kendine dert edinmesi gerekenleri, bu derdi edinirken ve hedefe doğru yürürken ona lazım olan donanımları, insanın bu donanımlarla elde edeceği zaman ve mekân bilincini ve bunlarla olan ilişkisini ayrıntılı olarak bize anlatıyor. Barkçin’in de zikrettiği gibi ‘kendimiz bilgimiz, bilgimiz filmimiz, filmimiz eserimiz, eserimizde kendimiz olmak zorunda.’ Zira ‘bir şey en son noktaya vardı mı tersinde aslına irca olunur.’

Kalbin Aklı

Savaş Ş. Barkçin

İnsan Yayınları, İstanbul, 2016

384 Sayfa

Yusuf Fettahzade - 29.09.2017

,

573

Yusuf Fettahzade Hakkında

Yusuf Fettahzade
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin