Kalıp İle Kalp

Kalıp İle Kalp

Kalıp İle Kalp

20.03.2014 - Fatma FİDAN
Kalıp İle Kalp

Huzur Defteri, M. Fatih Çıtlak'ın Safer Dal Hazretlerinin kendisine tutturduğu notlardan, dinlediği sohbetlerden derlenerek ve belirli bir seyir gözetilerek (Safer efendinin de şeyhi olan) Şeyh İbrahim Fahreddin Şevki Efendiyi anlatıyor. Kitap hatırat kategorisine konulmuş ama ben yine kendi kategorimi yapmaktan geri duramayacağım. Benim nazarımda bu kitap bir nevi biyografik çalışmadır. Şeyh Efendinin hayatını baştan sona kadar hatırat şeklinde ve seyr u süluk gözetilerek ve dahil yakın tarihe varan hâdiselerle birlikte sunulmuş bir biyografi.

Kitapta bir tekkeye ilişkin ne aktarılabilecekse hepsi aktarılıyor. İbrahim Fahreddin Efendiye gelinceye kadar Tabakat-ı Şernubiyye isimli eserde kutbiyyeti* müjdelenen Hz. Muhammed Nureddin Cerrahi Hazretleri'nin doğumundan başlayarak Hz Şeyh Ali Alâeddîn-i Köstendilî'nin kim olduğu, Hz. Pir'in kendisine nasıl intisap ettiği, padişah ve saray imamı Yahya Efendi ile olan münasebeti, dergâhın kuruluşu ve "hatemü'l-müctehidin" olmasıyla kendisine diğer tarikat pirlerinden gelen manevî emanetleri, meşhur kerameti olarak Arafat vakfesini ve ahirete göçtüğü demi anlatırken aynı zamanda okuyucuya Cerrahi Tarikati'nin tarihi sürecini de anlatmış oluyor.

"Hazret-i Âdem'den günümüze gelinceye kadar inşâallah ve kıyamet gününe kadar yüzlerce velî, şeyh, pîr ve mürşid gelmiştir ve gelecektir. Muhakkak ki kendi aralarında fazilet olarak birbirlerine üstünlükleri vardır. Lâkin tâlip olana bu meslek yani sırat-ı müstakim üzere tevhid-i tedrisatı aynı şekilde devam etmektedir ve edecektir. Bazı bu sahayı bilmeyen kişilerin çocuk gibi kavga etmeleri "Senin yolun benimkinden küçüktür, benim şeyhim seninkinden büyüktür." gibi laf etmeleri aslında kendi şeyhlerinden feyiz alamadıklarının ve yolun hakkını vermeme gafletinin bir emaresidir. Kendi nakıslıklarını, mensup olduklarını zannettikleri yolun övülmesiyle bertaraf edeceklerini zannederler ve yol büyüklerinin asla istemedikleri bir ruh haline bürünürler. Fahreddin Efendi Hazretlerinin buyurduğu gibi şaşı olmamak lazımdır. Hak yoluna hak ve hakikatle davet eden herkes başımızın tacı kabul edilmelidir. Lâkin insanların farklı farklı mizaçları vardır. Bu farklı mizaçlar kendilerine uygun meşreplerden feyz alırlar. Tasavvuf mektepleri olan tariklerin çok olması insan mizaçlarının da çok olmasındandır.„[syf 17]

Bundan sonra Safer Efendi Hazretleri'nin mürşid-i ekremi Hz. Şeyh Fahreddîn Efendi'nin büyükbabası Şeyh Abdülazîz Zihnî Efendi'nin Cerrahi silsilesinin dönüm noktası olduğunu belirten sayfalar geliyor. Bu zat Hz. Pir'in dergahında on sekizinci postnişindir. Kadr ü kıymetini beyân etmek için menkıbeleri naklediliyor. Bu bölümdeki ilginç olaylardan biri de dönemin meczuplarının konu olduğu hadiseler. Bir diğer vukuat da Fatih'te patlak veren ve camiyi kapatarak, caminin askerlerce kuşatılmasına sebep veren üç mollanın "kürsü savaşları" diye nitelendirilen olayı.

Sık konulan başlıklarla okuyucunun dikkatini sürekli diri tutan yazar; Şeyh Fahreddin Efendi'nin hayatıyla devam ediyor. Fahreddin Efendi Hazretleri gerek etrafında tekkede, gerekse meşâyih arasında beşik evliyası tâcıyla hırkasıyla doğanlardan diye anılmış. Daha beş altı yaşlarındayken sabah kalktığında kudümünü, bendirini alıp odasında meşk usûlü icra eden , buhur uyandıran, kendi odasını tekke bilerek hareket eden bir çocukluk. Şeyh Efendi'nin başından geçen birçok keramet, postnişinliği, vazife yaptığı tekkeler, askerliğinden evlenmesine, eğitiminden bulunduğu zikir meclislerindeki hadiselere, ihvanına düşkünlüğünden ve bazı tanınmış müridânından onlara ettiği nasihatlere kadar pek çok şey bu bölümde okuyucuya sunuluyor.

"Safer Efendi Hazretleri fakire son devir şeyhlerini yazmam hususunda bir vasiyette bulunmuş ve bu kitapta isimleri geçebilecek zâtlarıda yazdırmıştı. Bunu malûmatfurûşluk olsun diye arz etmiyorum. Sözü şuraya getirmek istiyorum: Safer Efendinin tanıştığı bu şeyh efendiler Fahreddin Efendi hz'lerine karşı çok derin bir hürmet gösterirler ve hemen hemen hepsi Fahreddin Efendi Hazretlerinin usûl, erkan ve adabı kendilerinden çok çok iyi bildiğini ifade ederlermiş."[syf 129-130]

Bir taraftan Fahreddin Efendiyi tanırken diğer yanda da dönemin evliyalarını ve Şeyh efendiyle yaşadıkları hâdiseleri öğrenme imkanı veriliyor. Bunun yanı sıra hem Osmanlı hem de Cumhuriyet devrini yaşamış Şeyh Efendinin o dönemde yaşadığı zorlukları; "Köksüz ağaç olur mu?" bölümüyle tekke ve zaviyelerin kapatılma mevzunu, Celal Ökten Hocaefendi'nin imam-hatip okullarını şeyh-i azizlerinden aldığı emirle açmaya karar verdiğini, dolma bahçedeki zikrullah meclisini, Gümülcineli Açıkbaş Mustafa Efendi'nin nasıl ders işlediğini, Mahmud Bayram Hoca'nın yatsıdan sonra camide saklandığını, Gönenli Mehmed Efendi'den Anadolu'da hoca göndermesini istemelerine kadar; o dönemde yaşanmış üzücü sıkıntılara tanıklık ediyoruz.

Fahreddin Efendi Hazretleri o günlerden birinde yaşadığı akla ziyan bir olayı şöyle anlatır:

Bir gün bakkala gittim. Bakkalda baktım, adam üzerinde eski yazı olan bir kağıtla paket yapıyor. Kağıtların geri kalanını da duvardaki bir çengele tutturmuş.' O nedir? bakabilir miyim?' dedim bakkala. O da bir kağıt koparıp verdi elime.

Fahreddin Efendi Hazretleri, satırları okuduğunda az kalsın düşüp bayılacaktır. "Parası ne kadarsa vereyim, bu kağıtları bana ver. Bak günaha giriyorsun!" deyince, Peki der adam.

Ne yazık ki meşhur Şeyh Sâdık Efendi Risâlesi'nin nüshası bir bakkalda bulunmuş. meğer etvâr-ı seb'a ile nefs derecelerini anlatan o meşhur eser hurda kâğıt yerine kullanılmaktaymış.„[syf 148]

Kitapta yakın dönemin meşhur büyüklerinden Neyzen Tevfik, Sa'di şeyhi Hattat Muhammed Elif Efendi, İskilipli Atıf Efendi, şair Hüseyin Siret Bey, Remzi Dede Efendi, Muzaffer Ozak Efendi Hazretleri, Çolak Mehmed Efendi ve satır aralarında bir çok tanıdık sima arz-ı endam ediyor.

Seyr Safer Efendi Hazretleri'nin Fahreddîn Efendi'yle nasıl tanıştığı ve intisabıyla devam ediyor. Bir çok sâliha hanım, muhterem anneler zikrediliyor. Ve insan şöyle diyor: mürşid sohbeti; kalbiyle kalıbını, ruhunu, aklını ve insafını tevhîd edip sâdık olanlar için ne büyük neş'e, ne büyük bir mektep, ne âlâ bir derece imiş.

"Padişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,
Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş. „[syf 224]

Sevgili okur,
Uzaya turistlik gezilerin düzenlendiği, gökteki yıldızların satın alınıp hediye edildiği, maddenin mânâdan daha önemli adledildiği bir çağda, sahiciliğini yitirmemiş ve insana kabuk ile öz arasındaki çizgiyi gösteren, öğreten şeylerin muhafazasını önemsiyorum. Kabuğunu (vakti gelince) terk etmeye razı gelen insanları seviyorum. İşte onlar kalkıp kapıyı açarlar, dinlemesini bilirler, çünkü özlerine güvenirler. Kabuklarına değil. İşte: âlimler kabuk ile öz arasındaki farkı mutlak suretle görebileceğimiz örneklerdir. Bir gün kalıp ile kalp arasında hâtıralar eşliğinde bir seyre çıkmak istersen aklında Huzur Defteri de bulunsun. Belki huzur bulursun.

*Kutb: Arapça, değirmen taşının miline denir. Büyük değirmen taşı, milin (kutbun) etrafında döndüğü gibi, kainat denen bu kozmoz da idare bakımından kutbun etrafında döner. Bu yönüyle kutub, manevî derecesi büyük, veli bir kuldur ve âlemin ruhu olarak değerlendirilir. Makam-ı kutbiyyet ikiye ayrılırlar: 'Kutb-ı irşad' ve 'Kutb-ı medar'. Kutb-ı irşad; mânevi meseleler üzerine âlemin kutbu olan zâta denir. Kutb-ı medar ise; kevni hâdiseler üzerine makam-ı kutbiyette olan zâttır. Bu iki kutbun tâbii olduğu imama ise 'gavs' denir. İki kutbiyyet makamını yani Kutb-ı irşad ve Kutb-ı medar makamlarını tek başına bir zâd ikame ederse ona da 'gavs-ı azam' denir.

Huzur Defteri
M. Fatih Çıtlak
Sufi Yayınları
305 Sayfa

Fatma FİDAN - 20.03.2014

,

4764

Fatma FİDAN Hakkında

Fatma FİDAN

biraz edebiyat, biraz fikir, biraz dua.. | 1985, Ankara

mektup: Van Gogh

Fatma FİDAN ismine kayıtlı 11 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin