Kandan ve Baldan Bahisle

Kandan ve Baldan Bahisle

Kandan ve Baldan Bahisle

13.08.2020 - Necla Dursun
Kandan ve Baldan Bahisle

Kandan ve Baldan Bahisle

“Devrik cümlelerin çocuklarıyız

Devirlerden geçip geldik buraya

Yüklemlerimiz hep baştadır

İş önemli, kişiyi sormaz kimse burada

Balkan desek de kanmayın baştaki bala

Asıl kan bulaşmıştır en çok bu toprağa” (1)

Evet, Üsküp’lü Şair Leyla Şerif Emin’in şiirinde yer aldığı gibi öyle bir coğrafya ki orası adında hem “bal” hem de “kan” var. Tarih boyu; acıyla tatlı gibi, siyahla beyaz gibi, ne birbirinden ayrı ne de birlikte olabilen aşıklar gibidir Balkanlar. Bazılarımız için sadece “Balkanlardan gelen soğuk hava” dır. Bazılarımız için ise “gönlümce bir zaman yaşayamadım” diyerek yürekte bir sızıyla anılan göç edilmiş topraklardır. Yeryüzünün bu bölümü, tutkuyla zapt edilmek/hâkimiyet kurulmak üzere bitmek tükenmek bilmeyen savaşlara zemin olmuştur. Elbette ki dinmeyen gözyaşlarına da. Ezgileri bile böyledir Balkanların. Dokuz sekizlik ölçüdeki coşku dolu müziğe eşlik eden sözlerin hüznü dahi “bal” ve “kan” barındırır.

Ramis Çınar’ın “Elveda Rumeli” isimli kitabını okumaya başladığımda ruhum bu sarmal durumun esiriydi. Ayrıca kitapla aynı adı taşıyan, oldukça ilgi görmüş bir TV dizisini hatırlatmıştı. Söz konusu dizi; Türk, Makedon, Arnavut milletlerinin birlikte yaşadığı küçük bir Osmanlı köyünde geçmekte ve dramatik hikâyesiyle yayınlandığı dönemde Rumeli havasının dört yanımızı kuşatmasına sebep olmuştu. Birbiriyle uyum içinde yaşamaktayken Balkan Harbi sebebiyle muhtelif sorunlar yaşamaya başlayan halkı konu alan senaryosuysa, fakir ama gönlü zengin sütçü Ramiz’in etrafında sürüp gitmekteydi. Ramiz’in eşeği Kamuş ise en az sahibi kadar ünlüydü. Çekimlere ev sahipliği yapan Makedonya, yemyeşil doğası ile Balkanların dokusunu hissettirirken izleyiciler kendilerinden çok şey bulmaktaydı. Özellikle de aile tarihinde bir göç hikâyesi barındıranlar.

Bu sebeple Ramis Çınar’ın romanını ilk gördüğümde önce diziyle ilişkili sandım. Kitabı okurken beni gören çevremdeki birçok kişide de aynı yanılsamaya düştü. Ancak işin aslı öyle değil tabii ki. Benzerlikler olsa da “Elveda Rumeli” romanı 93 Harbi sonrası, Balkan Harbi ve 1. Dünya Savaşı yıllarında Bulgaristan’da toprağı işleyerek geçinen iki büyük ailenin hayatını konu almaktaydı. Yazar akıcı bir anlatımla Bulgaristan-Silistre’nin Çeyrekçi Köyü’nde gündelik yaşantının arka planında Osmanlı’nın çözülüşünü yalın bir dille anlatmaktaydı.

Kitaba Dair

Ramis Çınar; "Büyük dedemin hayat hikâyesinden esinlendiğim, yaşanmış hikâyeleri konu alan bu romanım… Bilindiği gibi Balkanlar etkin çeşitliliğin fazla olduğu, farklı inançlara mensup insanların bir arada yaşadıkları bir bölge. Bu halklar yüz yıllar boyunca barış ve huzur içerisinde yaşamışlardı. Savaşlar büyük acı ve felaketlere sebep oldu. Eğer halklar birbirleriyle diyalog içerisinde olursalar birbirlerine karşı olan ön yargıları da ortadan kalkar. Bu anlamda sanat ve edebiyatın halkların birbirleriyle empati kurmalarını sağlayarak, barışa hizmet edeceğini düşünüyorum. “Elveda Rumeli” romanımı da bu düşüncenin sonucunda kaleme aldım" şeklinde anlatmaktaydı.(2)

Dönemin atmosferiyle birlikte anlatımdaki gücün kaynağı; yazarın Bulgaristan'ın Silistre iline bağlı Dulovo ilçesinde doğmuş ve 1989 yılındaki zorunlu göçle ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etmesi olmalı.

Film Tadında Bir Kitap

Kitap, İstanbul’da 18 yıl süren medrese eğitimini tamamladıktan sonra memleketine geri dönen Molla Ağlara Ailesi'nin oğlu Hasan’ın atlı arabayla yaptığı yolculukla başlamaktadır. Hasan ve ailesinin başından geçenlerle, hayata tutunmaya çalışırken yüzyıllar boyunca barış ve kardeşlik içerisinde yaşamış Balkan halklarını anlatan kitapta zaman 1900’lü yılların başları, mekân ise; Bulgaristan’ın Deliorman ve Dobruca bölgesidir.

Ailesinin yanından on yaşında ayrılan Hasan, son üç yıl boyunca memleketine gelmemiştir. 1909 yılının Haziran ayındaki bu yuvaya dönüş yolculuğunda atlı arabanın sürücüsünün "İstanbul ne haldedir?" sorusunu şu cümlelerle özetleyen Hasan, aynı zamanda kitabın zeminini tasvir etmektedir: "İttihatçılar Sultan Abdülhamit'i indirip yerine Sultan Reşat'ı getirdiler. Meşrutiyet ilan edildi. Bu sene de meşrutiyetçilere karşı isyan çıktı. Sonra da Selanik ordusu gelip isyanı bastırdı. Halka ibret olsun diye isyancıları şehir meydanlarında darağaçlarında o halde günlerce beklettiler."(3)

Kendine has anlatım tarzı olan yazarın, duygulara tercüman oluşu ve karakter çözümlemeleri oldukça başarılı. Mekân anlatımı ve zamana vurgu yapan tarihsel akışla birbiriyle iç içe yaşamakta olan çeşitli halkların gündelik yaşamdaki yerleri kitapta sıklıkla kendine yer bulmuş. Tıpkı şu anlatımlarda olduğu gibi: "Yolun her iki tarafında eşit aralıklarla ve düz bir çizgi halinde sıralanan çınar ağaçları doğal bir kemer oluşturuyordu. Caddenin her iki tarafında bakkalı kasap, terzi, berber, kuyumcu, saraç ve züccaciye dükkânları vardı. Türk, Bulgar, Pomak, Tatar, Rumen, Çingene, Ortodoks, Hanifi, ve Bektaşilerin ortak bir hayatı paylaştıkları bu cadde, o gün kasaba pazarının kurulmasından dolayı en hareketli günlerinden birini yaşıyordu." (4) "Bakkal Hristo, Mnifaturacı Marin, Eczacı Trifon, Sarraf Moşe, Muallim Ferhat, Doktor Ruslan, Pazarcı Şevket..." (5)

Kitaba konu zaman dilimine özgübir durum ise sınai gelişmelerin halk tarafından bilinmemesidir ki, hayatlarında ilk kez pulluk ve yel değirmeni görenlerin duyguları dolaysız ve sade bir anlatımla tanık oluyor okuyucu; "Hayatlarında ilk defa pulluk gören Çeyrekçililer, toprağın geniş bir şerit halinde sürülmesini şaşkınlık şaşkınlık ve heyecan içinde izliyor..." (6) "Bu önemli ana tanıklık etmek isteyen Çeyrekçililer yel değirmeninin çalışmasını ilgiyle izliyor..." (7)

Kelimelerdeki Mazi

Birçok kelime bana çocukluğumu hatırlattı. Göçmen bir ailede büyümüş olmam sebebiyle bu kelimeler beni zamanda yolculuğa çıkardı. Örneğin; “islah” kelimesini dedemden çok duyardım; “iyi” demektir. “Mısmıl” kelimesi halamlardan duyardım anlamı “adamakıllı” dır. “Peşkir” sözünü rahmetli babam çok kullanırdı günlük hayatta çünkü “havlu” demektir. Belki şu anda bu satırları okuyanlarda da bir aşinalık olmuş olabilir. Hatta bu konudaki birkaç kelimeye yer vermek istediğimde öne çıkanlar şunlar oldu:

kopoy: bir tür av köpeği (8) saya: ahır (9) mihor: içkici, ayyaş (10) peyke: bir tür sedir (11) bıcı: kaz yavrusu (12) öteberi: ıvırzıvır (13) bakımcı: falcı (14) cabaya: boş yere (15) balay: inşallah (16) uğratmak: kovmak (17) sesleyivermek: dinleyivermek (18) ilenmek: beddua etmek (19) sürgün: ishal (20) açkı: anahtar (21)

Bu durumu, göçmenlere has kelimelerin unutulmayarak kayıt altına alınmasına katkı sağlaması açısından önemsiyorum. Hatta destekliyorum. Çünkü dilimizin bir zenginliği olan bu durum yok olmaya yüz tutmuş durumda.

Sonuç

“Elveda Rumeli” kitabı buram buram Balkanlar kokan bir kitap. Osmanlı’nın eli çekilmeden önceki günlük yaşantı ve sonrasında değişen Balkanlar var kitapta. Komşunun komşuya diş bilemesi var. Güvenle uyunan çatıların güvensizliğe evirilmesiyle bu çatı altında geçen uykusuz geceler var. Esir düşen yavuklular var. Dua ile nasırlı ellerini semaya açmış dedeler var. Çilekeş kadınlar var. Gelecek kaygısı yaşayan aile reisleri var. Korku dolu gözlerin sahibi çocuklar var. Bilinmeze gebe gün batımları var. Uçsuz bucaksız gök kubbe altında sürekli değişen sınırları; bazen çar, bazen kral tarafından yakılıp yıkılan köyler ve parçalanan ruhlara inat bereketli topraklar, kirlenmemiş ve umut dolu şahsiyetler var. Romanın kahramanı Hasan gibi...

Elveda Rumeli

Ramis Çınar

Çınaraltı yayınları

7.baskı

Kaynakça

(1)Leyla Şerif Emin- Bir Üsküp Masalı-sayfa:31 şiir adı: Ayvar

(2)https://www.iha.com.tr/haber-elveda-rumeli-roman-oldu-347413/ erişimtrh:07.08.2020

(3) syf:12

(4) syf:37

(5) syf:101

(6) syf:85

(7) syf: 118

(8) syf:15

(9) syf:27

(10) syf:49

(11) syf:62

(12) syf:81

(13) syf:106

(14) syf:115

(15) syf: 119

(16) syf:127

(17) syf:128

(18) syf:153

(19) syf:155

(20) syf:167

(21) syf:262

Necla Dursun - 13.08.2020

,

1858

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans’ını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans tezini yazarak tamamlamıştır. İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin