Kapılar Kapanmadan - Necmettin Şahinler

Kapılar Kapanmadan - Necmettin Şahinler

Kapılar Kapanmadan - Necmettin Şahinler

Kapılar Kapanmadan - Necmettin Şahinler
Kapılar açılmak içindir, çalanı olmayan bir kapının ne anlamı vardır?”

İnsan bir kapıdır ömrü ilahisinde. Yaratılan her varlık bir kapı görevi görür kendi özünde. Kimi kapıların önünde bir ömür boyu beklenirken, kimileri, benliğinde bir ses bile işitmeden önünden geçip gidenleri izlemek zorunda kalır. Dünya böyledir. Bazen insan, ömrünü kapı kapı dolaşmakla geçirir. Bazen de kapısını çalanları karşılamakla…

Necmeddin Şahinler, Kapılar Kapanmadan isimli eserinde kapı metaforunu insan ömrüyle ilişkilendirerek, kalp lisanımızdaki dağarcığa, hitap etmek derdindedir. Kapsamlı bir şekilde olmasa da yer yer ulaşmıştır bu amacına. Yazar düşünce iklimlerinde okuru gezindirmek ümidiyle olsa gerek, her varlığa kapı üzerinden yüklediği anlamları, birçok başlığın altında vermiş eserde. Okudukça düşünüyorsunuz, sonra: “Ben hangi yolcuya açılacak bir kapıyım?” yahut “Ben hangi kapıları arşınlayacak bir insanım?” diye. Okurken insanın kendine sorular sorması iyidir. Diri tutar kalbi ve beyni. Necmeddin Şahinler’in okurunu içiyle baş başa bırakarak, kendisine sorular sordurma eylemi “Hz. Musa İle Yürümek” adlı eserinde de fazlası ile mevcuttu. İnsanı kendine fark ettirme telaşını bu eseriyle de sürdürdüğünü açıkça görmekteyiz.

Varlığını latifleştirmek ve kendi özünün farkında olabilmek için, insan nasıl bir kapı olur başkaca bir kardeşin? Nasıl kapılar aşındırır ömrünce? Bu soruların cevapları için eseri biraz daha irdelemek lazım belki de…

Gayb ile Şahadet Arasında bir Kapı: İnsan

Yaratılan her zerrenin bir görevi vardır mutlak bu âlemde. Görevini hakkıyla ifa edebilme çabasıyla sürgün edilmiştir dünya yerine. Örneğin, musibet saydığımız olayların insan ömründe cereyan etmesi, onun önüne başkaca kapılar açmak derdinden gayrisi değildir aslında. Bela kapısı gelir, alt üst eder belki yaşam denen tek düze süreci… İmtihan, bir kapıyı aralamak yahut başına gelen onca şeye rağmen kendi kapılarını başkalarına kapamamakla alakalı olabilir. Burada ki olay, insanın karar mekanizmasındaki kalbi vuruşlarıyla vuku bulacak, verilen karar Hak katında bir kapıyı açacak yahut kapatacaktır. İnsan bilir bunu, yalnız itaat noktasında içi hep endişelidir.

Her zerrenin gönlünde bir saray var; fakat kapısını açmadıkça kapalı kalır sana” diyor Necmeddin Şahinler. Dünya hayatında karşılaşılan her olay ve kişiye, kapı olması açısından bakarsak ve ömrümüzde ki sarayların çokluğunu sayarsak, bu sözün haklılığı daha açık aşikar olacaktır.

"Ömür kapılarının haritasını Kur’an ahlakıyla öğrenmek gerek öncelikle. O yüce sayfaları okudukça ömrümüzde ki mübarek kapıların sayısı artacaktır. Muhakkak ki insan bu kapılardan en özeli seçilmiştir Mevlâ katında. Kapıların nereye açıldığı önemlidir. Şüphesiz ki insan denen âlemin kapısı her daim Allah’a açılacaktır. İnsan denen varlık O’nun kapısından çıkıp gelmiş, yine O’nun kapısına dönüş yaşacaktır.

İnsan, varlığına anlam katabilmek adına, önüne çıkan tüm kapıları zorlamalıdır. Öncelikle kendi iç kapısını tabii! Kendi kapılarını zorlayan her insan manevi anlamda mutlaka belli bir merhale ulaşacak ve dili olan tek kapı olarak Mevlâ katında farklı bir yeri olacaktır muhakkak. Gaybın elinde iç çekerken insan, ömrünce açtığı ve girdiği kapılar Şahadet edecektir ona ebedi dünyada. Burada açılan her kapı orada da açılacaktır insana”.


İki Kapılı bir Hân: Dünya

Doğum kapısıyla açılıyoruz dünyaya, yaşamak namına kürek çekişlerimiz boşuna değil aslında. Sadece kapısından içeri girdiğimiz hanın idrakine vararak yaşamak istiyoruz. Mekânın içinde soluk alıp vermek ve varlığımızı yaşadığımız mekânın tüm hallerine uydurmak derdindeyiz adeta.

Varlığa açılan kapılar olduğu gibi “varlığı var eden” Allah’a da açılan kapılar vardır” diyor Necmeddin Şahinler ve Allah’a açılan en kolay kapının da tevazu kapısı olduğunu belirtiyor sayfalar arasında. Tevazu kapısından giren insan, dünya kapısında sıkıcı bekleyişlere gark olmaz. Sırasını savmak için aceleci değil de akıllıca davranır. Dünya kapısındaki bekleyişini en verimli şekliyle nasıl geçirip, ahiret kapısından gireceği günün derdiyle yaşar. Yaşam bu derdin içinde yeşeren bir filizdir ve inanan herkes ebedi hayatın kapısına kendisini götürecek bu kapılardan girip çıkmak istemektedir.

Ve şüphesiz dünya üzerinde her varlık birbirine birer kapı görevi görürken, vesilelerinin neticelerini bilmezler. Onlar sadece vesile niyetiyle açılmışlardır birbirlerinin ömrüne. Dünya iki kapılı bir hanken, üzerinde binlerce kapılı mekânlar aramak boşa kürek çekmektir. İlahi kalemin yazdığı ölçüde kapıları aşındırmak, kul olanın amel defterini muhakkak cennet kapısından gireceği şekliyle dolduracaktır.

Bazen dünya üzerinde aşındırdığımız kapılar yüzümüze kapanabilir yahut çaldığınız kapıların ardından hiç ses gelmeyebilir. İnanan insanların bir özelliği de hiçbir şekilde yeisle haşır neşir olmamalarıdır. Bir kapı kapanırsa şüphesiz onun yerine nice kapılar açılacaktır. Kalbiyle imanını doğrulayan insan içinde, dünya üzerindeki kapıların olası bir ehemmiyeti yoktur. Hangi kapı kapanırsa kapansın, umurunda değildir, yeter ki O’nun kapısı kapanmasındır kendine. O’nun kapılarının kapanmaması ise Hz. Muhammed s.a.v’in kapılarından geçmekle/geçmeye çalışmakla mümkündür. Efendimiz’in kapısından geçemeyenler hakikati tam anlamıyla idrak edemezler.

İnsanın manevi dünyasında ise dört kapıdan bahsedilmektedir eserde. Bunlar: “ Şeriât, Târikat, Hakikat ve Ma’rifet” kapılarıdır. Bu kapıları ısrarla çalan kişi muhakkak ki manevi huzura erecek ve ömrü boyunca bu dört kapıdan nasiplendiği kadar belki başkaca bir kapıdan nasip görmeyecektir. İnsan ömründe mutlaka çalınası kapılar niyetinedir bu kapılar ve bence en önemlisi Hakikat kapısıdır. Çünkü her güzele hakikat ile varılır. Zafer ancak bu kapıları çalabilme cesareti gösterenlerin olacaktır.

Kapılar Kapanmadan

İnsan âlem içinde bir âlemken ve yaratılmış olanların en şereflisi hükmündeyken nasıl olur da görmez önüne açılan kapıları, nasıl olurda girmez o hikmet kapılarından? Sorular birikiyor insanın zihninde. Gerçek olan şu ki son nefes verilmeden, önümüze açılan kapılardan içeri girme cesaretini gösterebilmek de her şey. Fazla gecikmeden Kur’an Kapısının eşiğinde yatmalı mesela, namaz kapısından huşu içinde girilmeli içeri. Tevazu kapısında bir ömrü geçirmeli. İnsan kendi kapısında birilerini ağırlamalı en önemlisi de… Ve aşk kapısında oturmalı insan. “Gerçek şu ki kapılar, birçok şeyi örter gizler; ama aşkı gizleyecek kapı daha yapılmamıştır bu âlemde.” Aşk gizlenmemelide! İmrenilesi aşklar yaşanmalı insanın can evinde. Kapılar kapanmadan tevazu kapısına olan aşkınız birilerinin dikkatini çekmeli mesela, o da gitmeli çalmalı aynı kapıyı. Kur’an kapısına olan aşkınız, özendirmeli kapınızda oturanları mesela, aşkla şeddelenmeli her harf ve aşkla anlaşılmalı her ayet…

Kapılar kapanmadan, yani çok geç olmadan insan kapı eşiğinden adımlarını atmalı, O’nun en güzel isimleriyle kapılar çalınmalı. Ve insan kendinde, önüne sonsuz nimetleri, sadece çalınması duyulunca açılan bir kapının ardında saklayan Rabbini bulmalı!

***

İnsan Yayınları, Necmeddin Şahinler’in belki de en güzel eserlerinden birine daha imza atmıştır bu kitapla. Peki, neden mi okunmalı bu kitap? Ömrünüzde girdiğiniz kapılar fazlalaşsın diye mesela, ömrünce kapıları çalma cesareti olmayanları bir adım öne çıkarsın diye… Ya da, sadece ruhunun farkında olabilme derdiyle, kendi içinde kapılar aşındıranlar, kapı çalma adabını öğrensinler ve beşer olan ilminin farkına varsın diye. Okunsun ve önünüze yeni kapılar açsın inşAllah.

Kapılar Kapanmadan
Necmeddin Şahinler
108 Sayfa
İnsan Yayınları Gülnaz Eliaçık Yıldız - 16.01.2012

,

4979

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin