Kapitalizm Neresinden Ölüm

Kapitalizm Neresinden Ölüm

Kapitalizm Neresinden Ölüm

17.02.2021 - Mustafa Buğaz
Kapitalizm Neresinden Ölüm

İçinde yaşadığı çağı anlayan ve doğru yorumlayan çok az filozof vardır. 21. yüzyıl da çeşitli filozoflar tarafından yorumlanıyor ve insanlık olarak geldiğimiz aşama gözler önüne serilmeye çalışılıyor. İnsanlık olarak geldiğimiz noktayı anlamada ve yorumlamada beni kendilerine hayran bırakan üç değerli filozofu vurgulamak istiyorum: ‘’Sosyolojide Zygmunt Bauman, felsefede Jean Baudrillard, psikolojide ise Byung Chul Han.’’ Özellikle psikoloji alanında yazdığı kitaplarla tanınan Güney Kore kökenli Alman filozof Byung Chul Han, yaptığı ufuk açıcı tahlillerle dikkatimizi celp etmeyi başarıyor. Yazdığı her kitabı bir hayranı olarak hemen alıyor ve okuyorum. Özellikle, ‘’Şiddetin Topolojisi, Psikopolitika, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Güzeli Kurtarmak, Yorgunluk Toplumu, Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü’’ yazarın en çok okunan kitapları arasında. Biz bu yazımızda ‘’Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü’’ kitabını inceleyerek okurumuza tanıtmaya çalışacağız.

Kitabın ismi ve ilk denemenin başlığı olan ‘’Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü’’ hakikaten çok iddialı ve ilgi çekici fikirlere kapı aralıyor. Bugüne kadar kapitalizmi ölüm dürtüsüyle ilişkilendiren çok az düşünür çıktı. Fakat bence böyle isabetli ve zihin açıcı çözümlemeler geliştiremediler. Kitap, ‘’Kapitalizmi bu denli yıkıcı kılan akıldışı büyüme zorlamasını ne açığa çıkarmıştır? Kapitalizmi kör bir sermaye birikimine zorlayan şey nedir?’ gibi birtakım sorular üzerine kurulmuş.

Yazar, ilk denemesinde uzun bir tahlil çalışmasına girişerek bu soruların cevaplarını aramaya koyuluyor. Giriş cümleleri bir manifesto niteliğinde, hemen insanı çarpıyor:

‘’Günümüzde büyüme dediğimiz şey aslında kanseri andıran, nereye gittiği belli olmayan hızlı bir çoğalmadır. Halihazırda ölüm esrikliği etkisi bırakan bir üretim ve büyüme esrikliği yaşıyoruz. Ölümcül bir felaketin yaklaştığını örten bir canlılık yanılsaması yaratıyor bu esriklik. Üretim giderek bir yıkıma benziyor.’’ (sf-7)

İnsanın bu kendi kendini yıkıcı öfkesini Arthur Schnitzler’in Basiller örneğini vererek somutlaştırır. Büyürken aynı zamanda kendini yok eden başka bir canlı türü var mı? İnsan, belki de -daha yüksek bir organizma tarafından- yok edilmesi gereken bir hastalık olarak görülen zararlı bir organizma olamaz mı? Tıpkı basil türünün hastalanmış insan bireyi yok etmeye çalışması gibi! Yok edilmeye veya yok etmeye programlanmış yıkıcı süreçlerin içinde kalmak. Durum bu kadar vahim mi?

İnsandaki yıkıcılığın ve canavarlığın kökenleri konusunda yazar burada hemen Freud’un ‘’ölüm dürtüsü’’ (tanatos) kavramsallaştırmasını incelemeye alır. ‘Uygarlığın Huzursuzluğu’’ kitabında S. Freud, insanın saldırgan tarafını ve yıkıcı güçlerini ölüm dürtüsüne bağlar. Ve bu dürtünün doğuştan geldiğini, eğer bu dürtüler kontrol altına alınmazsa ya da doğru yola kanalize edilmezse bunun yıkıcı sonuçlarının olacağını söyler:

‘’Tüm yaşamın amacı ölümdür ve önceye uzanır(doğuştandır), cansız olan daha önce canlı olarak buradaydı. Canlı madde bir gerilim içindedir. Bu gerilim kendini bertaraf ederek tekrar cansız maddeye dönme eğilimindedir.’’ (sf-9)

Burada şu soruyu sorar: Kapitalizmin bu yıkıcı güçlerle ilişkisi nedir?

Yazar hemen Bernard Maris’in, ’Kapitalizm, bu yıkıcı güçleri ya da ölüm dürtüsünü büyüme yönüne saptırmıştır.’’ tezine dikkat çeker ve eksik bulur: ‘’Bu yıkıcı güçleri ya da ölüm dürtüsünü kapitalizm, büyüme yönüne saptırmıştır. Fakat ne var ki kapitalizmi bu denli yıkıcı kılan akıldışı büyüme zorgusunu neyin açığa çıkardığı sorusu hala yanıtsız kalmaktadır. Kapitalizmi kör bir sermaye birikimine zorlayan şey nedir? Burada ölüm gündeme gelir. Kapitalizm ölümün olumsuzlanmasına dayanıyor. Sermaye mutlak bir kayıp olan ölüme karşı biriktirilmektedir.’’ (sf-11)

Yalnız Byung Chul Han burada, ölüm arzusunu ortaya çıkaran ‘’ölüm dürtüsü’ ile insanın gözünü korkutan ‘’ölüm korkusu’’ arasında bir ayrıma gidiyor. Maris ve Freud’un ölümü bir korku olarak değil bir arzu olarak almalarında bir eksiklik görüyor. Freud’un ölüm dürtüsü fikrinin, nihayetinde ölümü bastırma doğrultusunda bilinçsiz bir stratejiyi temsil ettiği tezini ortaya attıktan sonra şöyle diyor: ‘’İnsanları mal ve para biriktirmeye yönelten sebep ölüm dürtüsü (tanatos) değil ‘’ölüm korkusu’’dur.’’

Peki insan sermaye biriktirerek aslında ne kazanıyor? Tabii ki yalancı bir ölümsüzlük ya da ölüme tahakküm etme hissi! Bir zamanların efsanelerine konu olan ölümsüzlük otunu bulmuş gibidir kapitalizm.

Sonrasında arkaik toplumlardaki kan davasının, kurban kültünün ve ‘Mana’nın tahakküm yani güç ekonomisiyle ilişkili olduğunu iddia ediyor:

‘’İnsana özgü saldırganlık, tahakküm, sadece insana özgü ölüm bilinciyle yakın bağlantı içindedir. Sermaye birikimi mantığı, tahakküm ekonomisine hükmediyor. Tahakkümün dozu arttıkça insan kendini bir o kadar güçlü hissediyor. Biriktirilen öldürme tahakkümü, bir büyüme, güç, iktidar, yaralanmazlık[1] ve ölümsüzlük duygusu üretiyor. İşte sadist tahakkümün beraberinde getirdiği narsistik hazzın kaynağında bu iktidar büyümesi var… Öldürmek insanı ölümden koruyor. Öldürmek suretiyle ölüm zorla ele geçiriliyor. (Sf-12)

Sermaye birikiminin mantığı tam da tahakkümün arkaik ekonomisine uygun düşmektedir. Sermaye modern bir Mana gibi davranmaktadır. Mana, öldürme eyleminin sonunda elde edilen gizemli bir güç/iktidar tözüdür. Mana güç ve yaralanmazlık duygusu üretmek için biriktirilmektedir. Savaşçının öldürdüğü herkesin Mana’sını kendi bedeninde taşıdığı varsayılmaktadır. Başardığı her öldürme eylemiyle mızrağının Manası büyümektedir.

Sermaye birikimi Mana’nın yarattığı etkiye benzer bir etki yaratmaktadır. Büyüyen sermaye büyüyen güç anlamına gelmektedir. Sermaye arttıkça ölüm bir o kadar anlamını kaybetmektedir. Ölümden kaçmak için biriktirilmektedir sermaye.

Sermaye pıhtılaşmış zaman olarak da tanımlanabilir. Sonsuz sermaye sonsuz bir zaman yanılsaması üretmektedir. Vakit nakittir. Vadeli yaşam süresi dolayısıyla sermaye zamanı biriktirilmektedir.

Bu ölümden kaçış ve ölümsüz olma kaygısı hayatı daha yaşanılır hale mi getiriyor peki? Yazar burada da ilginç bilgiler vererek ölümden arındırılmış hayatın insanı nasıl da soğuk, donuk ve zombi yaşama mahkûm ettiğini anlatıyor. ‘’Kapitalizm kendini ölüme kaptırmıştır. Onu sürükleyen şey ölüm karşısında duyulan bilinçdışı korkudur.’’ (sf-15) Bu korku, sermaye birikimini, büyüme zorunluluğunu harekete geçiriyor. Fakat bu zorunluluk sadece ekolojik değil zihinsel felaketlere de yol açmaktadır. Yıkıcı performans, kendini kabul ettirme ve rekabet bir öz yıkıma neden olmaktadır. İnsanın kendisine karşı olduğu kadar başkasına karşı da duygusal bir soğukluk ve kayıtsızlık üretmektedir.

Ölüler ve ölüm döşeğinde olanlar daha az görünür hale gelmiştir kapitalist toplumlarda. Ölüler görünür olmasa da yaşamın üstünü bir ölüm katılığı sarar. Ölüm, bilinçten uzaklaştırılıp yerini hayatta kalmaya bıraktığında, bizzat yaşamın kendisi ölümün belirlediği bir hayatta kalma halini alır sadece. Yaşamın ölümden koparılması bir zombi yaşama, yaşamdaki ölüme yol açmaktadır. Kapitalizm paradoksal bir ölüm dürtüsü üretmektedir, zira beraberinde bir yaşam uğruna yaşamı katleder. Ölümden yoksun bir yaşamın peşinden koşması ölümcüldür. Performans, fitness veya botoks zombileri, yaşayan ölü halindeki bir yaşamın görüngüleridir:

‘’Zombi her türlü canlılıktan yoksundur. Gerçekten canlı olan, ölümü kabullenerek içine alan yaşamdır sadece.’’(sf-16)

Kapitalizm ölümden yoksun bir yaşam çabası içerisine girerek, ölümün insani seslerden ve kokulardan arındırılmış, antiseptik mekânları olan nekropoller oluşturmaktadır. Yaşam süreçleri mekanik olaylara dönüştürülmektedir. Performans prensibi, insanı makineye yaklaştırmakta ve onu kendi kendisine yabancılaştırmaktadır. Dataizm ve yapay zekâ düşünceyi bile nesneleştirmektedir. Düşünme hesaplamaya dönüşmektedir. Kısaca insan robotlaştırılmıştır.

Hayatımızı cansız maddeler sardıkça yaşamın dünyası canlı olmayanın dünyası haline geldi. Hepimiz artık birer ölüsevicileriz. (nekrofil)

Kitabın ilk ve en önemli denemesini bu şekilde özetlemek mümkün. Diğer denemeler bu ilk ve uzun denemenin ana izleğinden izler taşımaktadır. O yüzden bahsetmeyeceğim. Zaten kitabın benim için en büyük hayal kırıklığı da burada yatmaktadır. Diğer denemelerin bu ilk deneme kadar güçlü ve önemli olmayışı kitabı zayıf kılmıştır. Ayrıca kitap, yazarın diğer kitapları gibi baştan sona tek bir izleğin etrafında oluşmuş, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olan bütünlüklü bir yapı arz etmiyor. Çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan deneme ve söyleşilerinden alınarak oluşturulmuş derleme bir kitap görüntüsü veriyor.


Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü, Byung Chul Han, Çev. Çağlar Tanyeri, İnka yay. 2021

[1] Örselenme, zedelenme, travma

Mustafa Buğaz - 17.02.2021

,

3193

Mustafa Buğaz Hakkında

Mustafa Buğaz

Hakikatin peşinde koşan, münzevi, mütecessis bir fikir işçisiyim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin