Kara Hikâye’nin Akisleri

Kara Hikâye’nin Akisleri

Kara Hikâye’nin Akisleri

06.11.2020 - Misafir Köşesi
Kara Hikâye’nin Akisleri

Fatmanur ÖZAY yazdı...

Hepimizin hayatında canımız kadar kıymet verdiğimiz, iyi ya da kötü bir anımızı sakladığımız eşyamız vardır. Yıllarca bir köşede dursa canımız istemediği sürece bakıp geçmişimizi yad etmeyiz fakat o eşyanın başına bir şey gelse yaşımız kaç olursa olsun canımız yanar. Tıpkı Kürşat Çelik’in Kara Hikâye adlı kitabının “Hiçbir Şey Bilmiyorum” öyküsündeki gibi. Canımız yanar çünkü o eşya gidince anılarımız da onunla gidecek sanırız. Burada bilmemiz gereken insanlık için küçük bizim için büyük bir detay var: Anılar nesnel bir objeye bağlı değildir, bizden biridir, bizdir.

Çocukluktan gelme/kalma bazı davranışlar vardır. “Büyüyünce ben asla yapmam” dediklerimizden hani. “Babam gibi hayatımı rutine bağlamayacağım.” ya da “Annem gibi susup oturmayacağım.” veyahut “Bir işverenin kölesi olmayacağım.” Bu boyumuzdan büyük lafları söylerken hiç düşünmeyiz hayatın bize ne getireceğini ve kaderin bize nasıl bir yol çizeceğini. Büyüyünce de zaten asla yapmam dediklerimizi tek tek yapmaya başlarız. Hayret de ederiz nasıl bu hale geldik diye. Ama denir ya işte, “kader.” Sonra da bu sıradan, basit hayatımızdan sıkılıp hissizleşiriz. Hissiz leş oluruz. Oysa basit olarak gördüğümüz bu hayatı yaşamak isteyip yaşayamayan milyonlarca insanın var olduğunu duyarız. Kürşat Çelik de bu şekilde seslenmiş bedbaht karakterine “Gelenler Alevdi Ateşti İbrahim” adlı öyküsünde. Bile bile isyan ediyoruz işte. En kötüsü de bu zaten: Bile bile yapmak. Sonuna kadar bu yanlışımıza devam ettik mi? Evet, ettik. Peki, ne oldu? Keşke dedik. Keşke yaşanacak o kadar güzel günümüz varken bir anının acısıyla yıllarımızı heba etmeseydik. Ama keşkeler üzücü, yorucu… Keşkeler hiç işe yaramaz mı peki? değil mi? Yarar. Keşkeler aynı zamanda keşfettirir de. Bilmeyiz biz bunu elbette sıcağı sıcağına.

Zamanla öğreniriz. Öğrenmemiz hiç bitmez, ahirete kadar da devam eder. Ki orada da biteceğini sanmıyorum. Faydası yok kimseyi suçlamanın. Figanımız ortayı kasıp kavursa da bize bunları yapan biziz. Ve sevgili biz; Evet, hâlâ sevgili diyorum onca hataya rağmen. Çünkü kendimizi hatalı da olsak sevmek zorundayız. Önce biz kendimize saygı göstereceğiz ki insanlar da bize saygı göstersin, önce biz kendimizi seveceğiz ki insanlar da bizi sevsin. Biz bizle bir olmadıktan sonra birileriyle beraber olmanın önemi yok, arzı yok, lütfu yok. Ve sevgili biz! Ölüm var. Ölüm hep var ve her an bizim için de var olabilir. “Bu Böyledir” adlı öyküde yazarımız ölümü çok güzel anlatmış zaten. Ölüm meleği gelmeden, hayatımız bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçmeden içimizdeki hissiz leşi öldürmemiz gerek. Onun da Azrail’i biz olacağız. Bizim o an gelinceye kadarki hayatımız; doğduk hikâye, büyüdük hikâye, öleceğiz ayrı bir hikâye olacak. Bazıları abartır roman der de aldırmayalım, boş onlar. Tabi biz yaşarken farkında olmuyoruz hikâye olacak kadar bir hayatımız olduğunu. Çünkü anlatmıyoruz birilerine. Bizden birilerine.

“Herkes Susunca Kim Anlatır Hikâyeyi” adlı öyküde dediği gibi yazarın, hikâye mutlaka tamamlanır. Anlatalım, belli mi olur yaralı bir yüreğe şifa olur. Yorgunluğumuzun, gönül yorgunluğumuzun sebebi de bu zaten: Anlatmamak. Anlatmadıkça buz dağına dönen bir gönül. Dışı güzel, büyüleyici fakat içi üflesen yıkılacak. O zaman üffffff! Diriliş için önce yıkılmak gerekse yıkılalım. Belki de çoktan yıkıldık da bunları o yüzden konuşuyoruz. Demek ağırlık yapmış paramparça olan o hissiz leşimiz.

Gülmek gerek. Gerekene gülmek. Çünkü bir gülüş cihanı yeniden inşa eder. Ahlarımızı olgun çiçekleri toplar gibi toplayıp kocaman bir kahkaha atalım. Bin yara bir gülüşle kapanır. Biz biliyoruz ya, “Tebessüm sadakadır.” Tamam da insan kendi sadakasını veremez mi? Başkalarından beklemememiz gerek. Giden gitti biz kaldık. Kaldıysak da olduğumuz yerde kalmayalım ya. Yürüyelim hatta koşalım. Ama bu öyle bir koşuş olsun ki gelmesin bizimle gidenler. Bu sefer kalan onlar olsun. Sonra soluklanıp oturalım deniz gören bir banka. Belki yanımıza bizden biri gelir de anlatırız her şeyi. Kim bilir bizim hikâyemizi yazacak olan yabancı bir tendir.

İşte bütün bu hissettiklerimin sebebi Kürşat Çelik’in Ketebe Yayınları tarafından basılmış Kara Hikâye adlı kitabıdır. Sorumlusu odur.

Bulun, yakalayın, okuyun onu.

Görsün gününü.

Kara Hikaye

Kürşat Çelik

Ketebe Yayınları

88 Sayfa

İstanbul, 2020

Misafir Köşesi - 06.11.2020

,

2250

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Yorumlar
  • Şuranur Yüksel 2020.11.06 12:01

    Hayatı bu kadar güzel özetlemek ve bir kitap için bu kadar merak uyandırmak... ????

  • Sevdakuşunkanadında 2020.11.07 01:15

    Yazı sonundaki Gökhan Yılmaz havası...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin