Kasırga Ve Yabanmersinleri

Kasırga Ve Yabanmersinleri

Kasırga Ve Yabanmersinleri

08.03.2017 - Serkan Parlak
Kasırga Ve Yabanmersinleri

Öyküleri Sarnıç Öykü ve Notos’ta yayımlanan Çiyil Kurtuluş’un ilk öykü kitabı “ Kasırga ve Yabanmersinleri” yılın ilk günlerinde yayımlandı. Kitap Paraselsus’tan “ Bütün yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi, üzümlere ilişkin bir şey bilmiyor demektir.” özdeyişiyle başlıyor.

Kitabın ilk öyküsü olan “Andaç”ın girişinde Murat ve eşi istasyondadır. Gergin bir vedalaşmadır bu. Anlatıcı kişilerin jest, mimik ve davranışları üzerinden verir bu duyguyu. Birlikteliklerinde sıkıntıları vardır belli ki, hatta ayrılmak üzeredirler. Farklı yerlerde yaşayarak bir mola vereceklerdir ilişkilerinde. Tutuk ve donuktur ikisi de. Bir an önce ayrılmak için ecele ederler. Murat’ın yanındadır gözlemci anlatıcı. Eşinin avucunda tuttuğu kesmeşeker kâğıdını katlanamayacak hale gelene kadar küçük küçük katlamasını, vagonun açık kapısından giren kişiye anlık bakışını, ayrılık anında kadının duruşunu ve bir şeyleri söyleyememe biçimini onun gözünden görürüz. Ayrılık anları istasyonla ilgili az ve öz betimlemeyle çok iyi biçimde canlandırılıyor okuyucunun zihninde.

Murat birkaç yolcunun birlikte konuşarak yolculuk etme teklifini reddeder. Koltukta ters, kompartımanda tek başına oturan kadının karşısına oturur. Murat neden öteki yerleri değil de kadının olduğu kompartımanı seçti? “ Bir yabancıyla çene çalmak düşündüğü en son şey” hele yalnız bir kadınla hiç olmaz. Yerleşirler. Murat, kadının uğuru yere düşen yün böceği yerden alarak, gürültüyü kesmek için yarı açık camı kapatarak hem nezaketini gösterir hem de diyaloglar için uygun ortam hazırlar. Gürültüden duramayız, der kadın. “Ve doğru bir söz.” Bu konuşan kim, hangi anlatıcı bu? Yazar mı? Kadın saçlarını toplar, yolu seyreder. Murat onu izler. Burada her şeyi bilen anlatıcı devreye girer, geçmişe gideriz. Kısa, özlü ve işlevsel konuşmalarda Murat’ın isteksiz, eşinin ise ısrarlı olduğu görülür. Murat’ın trene binip gittiğini görünce yükü azalacaktır. Neden? Birliktelikleri ve getirdiği sorumluluklar artık yüktür, hatta Murat’ın kendisi de.

Sonunda kadınla bakışları karşılaşır. Murat’ın iç konuşmaları, her şeyi bilen anlatıcı ve gözlemci anlatıcı birbirine karışır. Yazarın çoklu anlatıcı konumları kullanarak, tek anlatıcı konumundan kaynaklanan sorunları aşmaya çalışma çabasını takdir ediyorum. Kalem üzerinden diyalog başlar. Kadın nesnelere duygusal anlam yüklemektedir. Anıları kalıcıdır. İşi bittikten sonra kendisinde kalmasını kabul eder. Ancak kalem Murat’ta çağrışım yapar. Kalem eşiyle İstanbul’da kaldıkları oteldendir. Kadını gözlemler: solak olması, parmağındaki alyans izi, gözaltlarındaki morluklar, alt dudağının köşesinde kan oturmuş minik kabuk… Bulmacadaki bilinmeyen sözcükten hareketle ilerleyen diyalog öykü kişileri hakkında yeni ayrıntılar öğrenmemizi sağlar. Murat avukatlığı bırakıp yazarlığa başlamıştır, kadın ise öğretmendir. Kadın jestleriyle belli ettiği can sıkıntısını bulmaca çözerek, saçıyla oynayarak, yolu izleyerek ve konuşarak aşmaya çalışır. Eşinden şiddet gördüğü için ayrılan bir kadınla, evliliğin getirdiği sıkıntılardan kaçan bir adamın karşı karşıya olduğunu sezeriz.

Öykülerde günlük konuşma dili kullanıyor. Bu durum, öykülerin ilk okumada hemen anlaşıldığı anlamına gelmemeli. Kişilerin geliştirilmesinde karşılıklı konuşmaların yoğun biçimde kullanıldığı metinlerin kesinlikle çok kez okunması gerekiyor. İlk okumada kendilerini açmıyorlar. İzler, davranışlar, jestler, konuşmalar kişilerin hayatlarıyla ilgili olup bitenleri sezdiriyor ancak. Kafamızda soru işaretleri oluşuyor öncelikle. Öyküleri oluşturan cümleleri teker teker, daha dikkatle bir kez daha okuma ihtiyacı duyuyoruz. Öyküler kadın-erkek ilişkilerine odaklanıyor. İç dünyalarını, zihinlerini ve bedenlerindeki izleri konuşmalarından çıkarmaya çalışıyoruz. Anlatmıyor, özetlemiyor anlatıcılar; gösteriyor ve çağrıştırıyor. Metni okudukça yüzey yapıdaki belirsizlikler anlam kazanmaya başlıyor ve sonunda evet bu diyoruz, olup bitenin anlamı bu. Buradan Hemingway’in “ Buzdağı Tekniği” ne bağlanıyoruz.

Çağrışımlar, belirsizlikler ve güçlü diyaloglarla örülü Çiğil Kurtuluş öyküleri; öykücülüğümüzün geldiği seviyeyi görmek ve nitelikli okumalar yapmak açısından özel bir ilgiyi hak ediyor. Yolu açık olsun.

Kasırga ve Yabanmersinleri, Çiyil Kurtuluş, Dedalus Kitap, 1. Baskı, 2017.

Serkan Parlak - 08.03.2017

,

1400

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin