Kelimelerin Ruhundan Geçenler

Kelimelerin Ruhundan Geçenler

Kelimelerin Ruhundan Geçenler

Kelimelerin Ruhundan Geçenler

Uçurumdan yuvarlanan taş ve o taşı atan bir elTaşı atan ellerle, yuvarlanan taşların kalbine isabet ettiği kimseler, birbirlerinin elini tutar bazen. Körpe bir bedenin dimağına, kalbinin uçurumundan itilen taşlar bir bir düşer ve uyanma başlar. Bu uyanış kimi zaman bir hoca-talebe, kimi zaman bir abla/abi- kardeş, kimi zaman iki dost, ana-kız/oğul gibi uzayacak ikili listelerin ilişkisinden doğar. Muhakkak karşılıklı bir muhabbet alışverişi vardır burada, yani bir sevenle, sevilen birlikte çıkar sahneye.

Benim sizlere aktaracağım bu sahnede iki seven ve iki sevilen var, her ikisi de birer kişi; Sâmiha Ayverdi ve manevi kızı Belkıs Dengiz. Sahnedeki eser Kubbealtı yayınlarının Sâmiha Ayverdi’nin mektuplarını neşrinden ilki, “Mektuplar-1” Bu eseri okurken itiraf etmek gerekirse Belkıs Dengiz’e çok imrendim, Sâmiha Ayverdi mektuplarında öz evlatlarından ayırmayacak bir sevgiyle kucaklıyordu çünkü onu. Böyle katıksız bir sevginin içinde Belkıs Dengiz hayatına dair ne zaman şikâyetlense, Sâmiha Anne‘si onu şükür hizasına sokuyordu.

İlk Karşılaşma

Bir babanın kızına verebileceği en büyük hediyelerden biridir Sâmiha Ayverdi. Dengiz’in babası İsmail Beşeli, öğretmen okulunu bitiren genç kızının manevi ve fikri bir iklimde yetişmesi için onu Ayverdi’nin gönül himayesine sokmak istemektedir. Ayverdi’nin kapısını bu anlamda ilk çalışında olumlu yanıt alamaz çünkü Ayverdi o sırada çok sevdiği hocasını kaybetmenin derin hüznü içerisindedir ve böyle bir mesuliyet altına girmek istemez. Lakin İsmail Bey, kararlıdır kızı için. Ayverdi’yi kitaplarından tanıyıp hayrandır ona, kızının da böyle bir mütefekkirin kalbinin ahlakıyla ahlaklanması istemesi olağandır. İkinci sefere Ayverdi’nin kapısını eşi ve kızı Belkıs’la birlikte çalar. Ayverdi bu sefer hayır diyemeyip Belkıs’ın boynuna sarılır ve aralarındaki çözülmez düğüm o gün atılmış olur. Ayverdi 25 Ekim 1950 tarihli kitabın ilk mektubunda bu durumu şöyle ifade eder: “Çünkü beybabanın ortaya attığı ağ, artık iki dünyada da seni bana bağlamış bulunuyor.”

Mektuplaşmalar

Eserdeki ilk mektup Sâmiha Ayverdi’ye ait olup 1950 yılının ekim ayına aittir. Son mektup ise 10 Nisan 1980 tarihli Belkıs Dengiz’in mektubudur. Neredeyse otuz yıllık bir kalp birlikteliği örülmüştür iki kişi arasında harflerle. Ayverdi en yoğun zamanlarında bile manevi kızı Belkıs’ın hiçbir mektubunu neredeyse cevapsız bırakmamıştır ki Sâmiha Ayverdi’yi bilenler mektup konusundaki hassasiyetine de vakıftır. Mektupları cevapsız bırakmayışı Belkıs Dengiz’e özgü bir davranış değildir. Memleketin her köşesinden kendisine ulaşan mektupları cevapsız bırakmamak gibi bir şiarı vardır Sâmiha Anne’nin. Bugünse dijital platformların birçoğunda çevrimiçi hayat yaşayan bizler, tarafımıza yazılan bir mesaja “görüldü” ibaresini bırakmaktan pek rahatsız olmuyoruz nedense. Ya da yazdığımız bir mesaja karşılık gelmemesi gönlümüzü kırsa dahi muhatabımıza belli etmiyoruz. Özellikle dost cephesine aldığımız isimlerse bunlar kalbi korumak namına “işi vardır, yoğundur, nasılsa arar, nasılsa bakar vs.” cümleleri ile kalbimizi eyliyoruz. Sonra oturup vefadan, zarafetten dem vuruyoruz! Modern çağ bizden karşılıklı hassasiyet duygumuzu çaldı.

Sâmiha Ayverdi’nin bu muazzam hassasiyeti öylesine aşikâr ki biz elimizdeki esere bu hassasiyet sayesinde ulaşıyoruz. Bu özen sayesinde mektuplar bir seri halinde yayımlanma imkânı buluyor. Elbet muhatapları da öylesine edepli ve vefalı ki mektupları onca sene saklamışlardır. Karşılıklı olan bu özene hayran olmamak gerçekten elde değil. Talebenin hocanın kıymetini bilmesi her devirde mühim iken, hocanın da talebesinin kıymetini anlaması ne derece elzem bu eserde çok açık bir şekilde karşımızda

Kelimelerle İnsan İnşası

Dengiz’in babası İsmail Beşeli kızını bir insan mimarına emanet ettiğini şüphesiz biliyordu. Birbirilerine uzak dahi olsalar mektuplar bu inşa için kutlu bir yol arkadaşıydı Ayverdi ve Dengiz’e.

Mektuplardan birinde Ayverdi Belkıs Hanım’a şöyle yazar: “İstemek, olmak demektir. Gıybet etmemeye yani adam çekiştirmemeye karar vermiş kimsenin dilini, kim bu işe zorla döndürür? Gene kendi. Şu halde o kimse, verdiği kararda lazım olduğu kadar samimi değildir.” İnsan türünün en çözülmez düğümlerinden biri de kendine verdiği sözleri tutmayışıdır. Söz namustur esasını insan muhataplarından önce kendine uygulasa, el âlemden ziyade kendimize olan mahcubiyetimiz aklımıza düşse, eyleme geçmek bu kadar zor olmasa gerek. Kendini yaratana verdiği sözü tutamayıp ihlal etmiş insanın kendine mahcup olamama gerçeği, günümüzde muhatabına mahcupluğu kadar konuşulmadığından bugün postmodernizmin tekmeleri ile karnımıza ağrılar girmektedir. İnsan insana samimi olmalıdır elbet ancak insan evvela kendine samimi olmalıdır. Çünkü kendine samimiyet bir yaratılış gerçeğidir Âdem’den beri. Âdem kendine samimi olabilseydi Havva’ya olduğu kadar, bir elmanın peşinden sürüklenip dünya çukuruna düşmezdi belki, Havva kendine samimi olsaydı bir tavus kuşunun ağzındaki inciye meyletmezdi!

Yine mektuplardan birinde Ayverdi: “Eğer insan hakiki ve samimi bir Müslüman olabilse, şu gökkubbenin altında başka hiçbir ideolojiye ihtiyaç duymaz.” Görüldüğü üzere meselemiz yine samimiyet ve hakikat yolundan ilerler. Ayverdi Dengiz’in kişiliğini bu mektuplarla ilmek ilmek örerken temel taşları en doğru ve sağlam yerlere koymak ister. O gün ve dahi bugün ideolojik tutumların bölük pörçük ettiği insanoğlu kalbinin tarafını seçmeli ve o safta kalmalıdır.

Ayrıca mektuplardan Ayverdi’nin yaşadığı dönem içerisinde şahit olduğu tarihi ve siyasi olaylara bakış açılarını görmekte pek tabii mümkündür. Sultan Abdülhamit’in tahttan indirildikten sonrasındaki şahitlikleri muhtemelen ona şu cümleleri kurdurur: “Alaşağı ettiğimizin Sultan Hamid olduğunu zannediyorduk. Hâlbuki o, müesses bir nizamın ve sistemin çivisi idi. Bu nâzım kuvveti devirdik; yerine gelen çeteci ve komitacı ruhun temsilcileri, eski devre rahmet okutacak bir terör idaresi kurdular.”

Belkıs Dengiz, Sâmiha Anne’sine yazdığı mektuplarda görevi, evliliği, çocukları münasebetiyle esasında uğraş vermek istediği mevzularda yeterince gayret gösteremeyişinden yakınır. Manevi anlamda kendini dolduramadığı ile ilgili dertlenir. Aslında kadının her devirde aynı mevzulardan ötürü dar zamanda kısa heveslerle ilgilenebildiği, kendi ağzına bir parmak bal çalacak kuvveti olduğu lakin hiç doya doya bal yiyemediği gerçeğiyle karşı karşıyayızdır. Zaman değişmiş lakin günümüz için de hâl aynı kalmıştır! Ancak bu hal için Sâmiha Anne Dengiz’e öyle güzel bir cümle etmiştir ki bugün bile insanın içi ferahlayasıdır: “Mesela çocuklarına hizmet etmenden tabiî bir şey olamaz. Lâkin onları istikbâlinin gâyesi olarak değil, Hakk’ın bir emâneti ve senin de bu emânet, muhâfaza, müdâfaa ve yetiştirmede vazifeli bir memur, bir vâsıta olduğunu düşünerek muâmele etmen lâzımdır. Bu takdirde değil benlik, menfaat ve gurur gibi bir nefs payı, yaptığın bu işten dolayı bir ibadet hazzı duyman tabiîdir.” Esasında Sâmiha Anne fıtrata işaret eder burada, modern dünyanın domestik kadınlarını toplum kabul etmiyor gibi görünse de kadın evvela kendini kabulde sorunlar yaşar. Çünkü bu bilinçle değil, ayakları üzerinde durması gereken güçlü bir varlık olarak yetiştirilmiştir kadın artık günümüzde. Eteklerini bir yandan fıtratı çekiştirir, diğer yandan öğrendikleri. İkisi arasında köprü kuran yardımcıları bulunanlar bu işi kotarsa da şanslı zümreye dâhil olmayanlar arkalarında çok kırık bırakır.

Ayverdi ve Dengiz’in karşılıklı mektupları çerçevesinde daha birçok konu başlığına değinilebilir ancak bu iş meraklı okura kalsın isterim ben.

Kelimelerle örülen bir kimlik inşasını hakkıyla yerine getiren Ayverdi, insanın insanla muhabbeti için diz dize ve göz göze olmak gerektiğinden çok kalp kalbe olunması gerektiğini ispatlar mektuplarında. Dengiz de hocası, annesi saydığı Ayverdi’ye olan muhabbeti, saygısı ve minneti ile kelimeleri yoluyla el pençe divandır huzurda hep.

İnsan ümit etmeden geçemiyor bu eserin içinden, mürşit mürit ilişkisinin yeniden canlandığı bir âlem vardır yine bir yerlerde belki diye…

Eğilmeyi öğrenmek gerek bazı kapılardan geçerken, eğilenlerin dikleştirilmesi namına çabalayanların kapılarından elbet.

Sâmiha Ayverdi- Belkıs Dengiz

Mektuplar-1

Kubbealtı Yayınları

279 Sayfa

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 09.07.2021

,

462

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin