Ali Şeriati'nin Devrimci Yetiştirme Klavuzu

Ali Şeriati'nin Devrimci Yetiştirme Klavuzu

Ali Şeriati'nin Devrimci Yetiştirme Klavuzu

06.05.2011 - Misafir Köşesi
Ali Şeriati'nin Devrimci Yetiştirme Klavuzu

Esma Meşar yazdı...

Kendini Devrimci Yetiştirmek, Şeriati"nin zamanımızın ihtiyaçlarının farkında oluşunun ve bunların nasıl giderileceğini dert edinişinin bir eseridir. Bir Müslüman"ın mevcut şartlar içerisinde İslam"a olan bağlılığını lütufkâr bir gelenek olarak değil de bir ideoloji olarak korumak, aynı zamanda saldırılar karşısında direnme gücüne sahip olmak için oluşması gereken İslam ideolojisini bilimsel, felsefi ve itikadi bir konu olarak değil, düşünmek, çalışmak ve bu fikri, itikadi sınırın somutlaşması için bir formül ve çerçeve oluşturmak şeklinde ele almıştır.

Meseleyi ortaya koyarken önce İslam"ın insan yetiştirme ve toplum oluşturma potansiyel ve gücüne dikkat çekmiştir. Bu potansiyel ve güç, insanın asli değerinden uzaklaşması ve anlamsızlaşması üzerine kurulan sistemler ve güçler nezdinde İslam"ı tehlikeli hale getirir. Bu İslam biri hasım, diğeriyse rakip olan iki tehlikeyle karşı karşıyadır.

Tehlikelerden biri kapitalizm ve emperyalizm gibi kendini çıkar ve sömürü üzerinden ortaya koymuş insanlık dışı güçler cephesidir. Diğeriyse insanlık dışı güçlerin karşısında olduğunu iddia eden ve insanın sözüm ona kurtuluş ve özgürlüğüne dayanan yabancı ideolojiler cephesidir.

Ali Şeriati bu noktada iki tip gençten ve genç neslin karşı karşıya olduğu iki sorundan bahseder. Ölü bir ruha sahip, uyuşuk, arsız ve yüzeysel olan bir genç emperyalizmin tuzağına düşmektedir. Ciddi, değerli ve kendini bilen sorumlu genç ise yabancı ideolojilerin kucağına baş koymaktadır. Bunun en büyük sebebi ise kendi kültür ve değerlerinden beslenen ve uzmanlığa ihtiyaç duymadan pratik formüller çıkarabileceği kaynakların yokluğudur. Dolayısıyla ne yapmak ve ne yapmamaktan çok nasıl kalmak meselesi ehemmiyet kazanır. Zira böyle bir ortamda kişi değişme tehlikesiyle yüz yüzedir. "Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyunuz." (Tahrim Suresi-4) ayeti şimdi, söylendiği zamandan daha çok etki, derinlik, dehşet ve tehlike meydana getirmiştir.

Şeriat"ye göre "vasat ümmet" (Bakara Suresi-143) zamanın böylesine tehlikelerle dolu savaş meydanının ortasında zuhur eden insanlar topluluğudur. Bu ümmet düşmanını-dostunu, yönünü ve cephesini mecburen tanımaktadır.

Kendi olarak kalabilme ihtiyacından doğan yeni İslam"ın tarihi konumu ise "ideolojik oluşum safhası"dır. İdeolojik oluşumla kastedilen dini düşünce tarzını yeniden kurmaktır. Bu safhanın en tehlikeli düşmanı ise "kötü beslenme"dir. Zira süreç içerisinde Hint"ten, Mecusilikten, Atina"dan, İskenderiye"den beslenilmiştir. Biri felsefeye, biri irfana, biri ruhbanlığa, biri bilimsel görüşe sarılmıştır. Böylece temelden işe başlama ihtiyacı doğmuştur.

Yine bu gelişim döneminin sağlıklı olabilmesi ve ideolojik bünyenin oluşabilmesi için bir terkibe, inanç esasları için somut bir "yön"e ihtiyaç vardır. Bir kişinin yönü yoksa sadece Kuran"a başvursa dahi bunun bir faydası olmayacağı gibi sapma faktörü bile olabilir. Şeriati buna bütün düşüncesini Kuran ve Sünnet"ten alan Suud mollalarının durumunu örnek göstermiş ve 'görüyoruz ki onların Kuran ve Sünneti, yalnızca Aramco ve Kral Faysal yönündedir" demiştir.

Kendini Devrimci Yetiştirmek,"ideolojik yön"ü üç temel boyutta inceler. Bunlar; "irfan ve aşk"(insana ve varlığa anlam ve yöne veren ateş), "özgürlük"(insanın kurtuluşu) ve "adaletçilik"tir(zulümle savaşmak). Zamanımızın ihtiyacını giderecek olan ekol bu üç boyuta birden sahip olmak zorundadır. Çünkü insan doğanın gideremediği gereksinimlere sahiptir. Bu durum onda dünyaya yabancılaşma ve gurbet duygusu oluşturur. Burada bulunmayan "gayb"dır. İşte irfan, insanın "gayb arayışı"dır. Görülen yeterli olmadığı için insan hareket halindedir ve gelişir. Yani insanın gabya ilgisi onu geliştirir, var olana ilgisi ise alçaltır.

Tarih ise bu boyutları başka göstermiştir.
Şeriati bu sürece sebebiyet veren üç sapmayı üç akım üzerinden ele alır.
Birincisi resmi ve geleneksel din olan irfan, ikincisi sosyalizm, üçüncüsü egzistansiyalizmdir.

İrfan insan için, varlığı ve ruhu olgunlaştıran manevi hassasiyetler meydana getirmekle beraber sosyal sorumlulukla birleşmediği takdirde onu etrafındaki facialara karşı gafil ve kör yapmaktadır. Ayrıca Doğu"da irfan ve din, insanı iradesinden koparan, egemen sınıfın menfaatine, insan gelişim ve özgürlüğünün aleyhine hurafe açıklama ve yorumlara dönüşmüştür. Bu durum özgürlük peşinde koşanların böyle bir dinin karşısında durmalarına sebep oldu. Oysa İslam"ın en büyük iftiharı sınıflara ayırmamasıdır.

19.yy özgürlükçüleri, 17. ve 18.yy"da gelişen Avrupa kapitalizmi ve burjuvazisi sonucu oluşan sınıfsal çelişki ve menfaat çatışmasından kurtulma ümidiyle sosyalist bir sisteme geçtiler. Ancak sosyalizm, bakış açısını sadece sosyalist sorunlar ve iki sınıf arasındaki ekonomik ilişkilerle sınırlandırdığından, insanın bütün değerlerini, boyut ve ihtiyaçlarını işlevsiz bıraktı. Daha sonra bu sistem insanı özgür bırakmak yerine bir liderin kölesi yaptı ve devletçi hale geldi.

Son olaraksa egzistansiyalizm insanı din ve devlet gibi her türlü sınırdan özgürleştirdi. Benliği mutlaklaştırdı ve iyiyle kötüyü seçme konusunda sadece kendi öznel ölçütlerini esas almasını öngördü. Temel ölçü ve yönü olmayan özgürlük, zillet ve fesat saçan pis bir bataklığa dönüştü.

Oysa bu üç ihtiyaç insanın özünde vardır ve Şeriati"nin deyimiyle hangisine düşersek bir çukura düşmüş ve diğer insani iki boyuttan gafil kalmışız demektir. Bir ekolde bu üç boyut varsa; irfan bizi sorumluluktan uzak kılar ve sadece manevi gelişimle meşgul ederse, bizi diğer boyut olan eşitliğe iman, sosyal sorumluluktan gafil bırakmayacaktır. Ayrıca bu ekol, insanı Allah karşısında kendi varlığından gafil olmaktan ve zillete dönüşen başıboşluktan da koruyacaktır. Tüm bunlara cevap veren ve Allah karşısında insanın varlığını kabul eden tek tevhid ise İslami tevhiddir.

Muvahhid olmak, egemen bir gücün hoşnutluğunu kazanmak ve şerrini defetmek veya bir menfaat temin etmek için kralı yücelten bir dalkavukluk değildir der Ali Şeriati. Aksine Allah"a tapma, bir nevi insanın bu ilahi değerlerle eğitimidir; insanın tekâmülü bu ilahi değerlere yakınlaşmasına bağlıdır.

Bu yakınlaşma insanın elindedir. İnsan kendi nefis tohumunun çiftçisidir ve kendini yetiştirmekle yükümlüdür. Fakat kendini yetiştirmenin bir yönü olmalıdır. İlk adım, kendine yabancılaşmaktan ve taklitten uzak durmaktır. Taklit başkalarının biz yokken tahsis ettiği çerçeveler içerisinde hapsolmak demektir. Taklit ya gelenekseldir ya da gelenekten kurtulmak durumunda mevcut egemen güçleri taklit etmek şeklinde bir zindan değişimidir. İnsan kendini keşfetmedikçe ve insani kabiliyet ve kapasitesine inanmadıkça taklit etmeye mahkûm bir zindan muhaciridir. İnsanın ilk zindanı, doğa ve coğrafyadır. İkinci zindanı, tarihin belirleyiciliğidir. Üçüncü zindanı, sosyal ve sınıfsal sistemdir. Dördüncü zindanı ise şeytani ve ilahi unsurlardan oluşan kendi zindanıdır.

Üstad Şeriati bu zihinsel ve nesnel zindanlardan kurtulmak isteyen Avrupalı bir aydına Pascal, Marks ve Sartre"ı örnek gösterir. Doğulu aydına Buda, Hallac ve Mazdek"i örnek verir. Müslüman bir aydına ise imam olarak irfan, eşitlik ve özgürlük birlikteliğini yakalamış olan Hz. Ali"yi gösterir. Kendini Hz. Ali gibi devrimci yetiştirmek isteyen aydının bu üç boyutu tıpkı Hz. Ali gibi ibadet, amel ve sosyal mücadele ile billurlaştırması ve takviye etmesi gerekmektedir.

Zira ibadet, insanla Allah arasındaki bağı sürekli kılar ve onu anlamsızlıktan kurtarır. Aslında ibadetler görünüşte birer formdur. Bazense tesir formda gizlidir. Belli bir formda devamlı ve düzenli olarak dinlemek ve söylemek tesir bırakır. Tesirini tekrardan alan bu formlar/ibadetler bireysel sorunları, siyasi, sosyal, ekonomik, felsefi ve ahlaki sorunlardan ayrı tutmaz. Hac bunun en büyük örneğidir. Haccın formu olayın bireyselleşmesini önler. Bu ibadetin sosyal ve siyasi boyutudur. İrfani boyutunun ise Hz. Peygamber"in(s.a.v) şu sözlerinde anlamını bulduğunu aktarır Şeriati:
"Peygamber(s.a.v) dedi ki: rükû ve secde, hak kapısına varlık tokmağını vurmaktır."
Varlık sahnesinde yapayalnız bir şekilde korkuya kapılmış olan insanın, bu dünyanın öte yanındaki kendi yüzüne kapalı olan kapıya,"Aç kapıyı, aç!" diye her gün tokmak gibi vurup durmasıdır.

Amele gelince, insanın doğa karşısında tavır takınması ve etken hale gelmesidir. Böylece amel, ideolojiyi hafıza ve zihinden, insan varlığının derinliklerine götürür ve ideoloji imana, aydın da mümine dönüşür.

Sosyal mücadele ise aydının bilinçlenmesini sağlarken bir de ona halk kitlesinin konuşma dilini öğretmek gibi mahrum olduğu bir bağışta bulunur. Böylece insan/aydın devrimci bir dönüşüm ve görünüm kazanmış olur.

Şimdi insan hüsran veya kurtuluşu seçmekte bir "Hür"dür. Anlamsız bir kelime ve mahiyetsiz bir varlık olarak pislik, temizlik ve anlamsızlık olmak üzere üç yolun başında durmuş bir hiçtir. Gidiş yolunu seçmekle ise kendini seçer, olma şekli ortaya çıkar. Ali şeriati"nin muhteşem ifadesiyle doğumla varlık bulmuş olan insan, seçimle de mahiyet bulur. Kerbela gününün Hür bin Yezid"i olmak, Yezid"in/zulmün ordusundayken derin dönüşüm ve devrimci bir tavırla Hz.Hüseyin"in safına geçmek işte böyle bir mahiyet oluşturmadır. Hür, sadece "yön" değiştirmekle şahsiyet kazanmıştır. Hür, sahte kalabalıklar içindeki yalnızlığını namazın dört selamıyla gidermiş ve dostlarına yabancılaştığını hissederek o toplum içinde yüce yalnızlığa ermiştir. Yezid"in yüz bin kişilik ordusu bir anda değersiz bir yığına dönüşür onun gözünde. O, Aşura"nın sabahında Yezid"e giden yolu gösteren bir okken, Aşura"nın öğle vakti Hüseyin tarafını gösteren oktur.

Ve üstad Ali Şeriati insanın kendini devrimci yetiştirme başka bir deyişle mahiyetini oluşturma serüvenini dikey ve yatay olmak üzere iki hareketle nihayete erdirir:

İnsan, İsrâ ilerleyişi içerisinde dünyanın Mescid-i Aksâ"sına, Miraç tekâmülü içerisinde yaklaşmanın Sidretü"l-Müntehasına; Allah"a yaklaşmaya, varlıksal yüceliş ve yakınlaşmada bulunmaya gider.

Yolculuğunuz mübarek olsun...

Kendini Devrimci Yetiştirmek
Ali Şeriati
Fecr Yayınları

Misafir Köşesi - 06.05.2011

,

4465

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Yorumlar
  • Mervesimsek 2011.05.07 19:04

    "...Taklit ya gelenekseldir ya da gelenekten kurtulmak durumunda mevcut egemen güçleri taklit etmek şeklinde bir zindan değişimidir. İnsan kendini keşfetmedikçe ve insani kabiliyet ve kapasitesine inanmadıkça taklit etmeye mahkûm bir zindan muhaciridir..."

    Ne de güzel söylemiş Üstad... Allah razı olsun bu güzel ve bereketli tanıtım için kardeşim..

  • Esma Meşar 2011.09.30 11:21

    teşekkür ederim.Rabbim senden de razı olsun kardeşim...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin