Kent Dindarlığı - Mehmet Altan

Kent Dindarlığı - Mehmet Altan

Kent Dindarlığı - Mehmet Altan

31.01.2011 - Esra Şen
Kent Dindarlığı - Mehmet Altan

"Kent dindarlığı" 2008 yılının başlarında Mehmet Altan"ın gerek köşe yazıları gerekse röportajları ile gündeme getirdiği hatta entelektüel jargona kazandırdığı bir terimdir.!Bugünün ve dünün siyaset-din algılayışına eleştirel bir göz ile bakmasının yanı sıra insanın varoluş/varkalış sürecinin amacını, nasılını, nedenini sorgulayan bu terim; özünde demokrasi olan yüklü bir iddia taşımakta.

Yazarın 2010 yılının ocak ayında "Kent Dindarlığı" adı ile yayınlanmış kitabı, bu iddianın bir ürünü diyebiliriz.

Altan kitabında: Kenti, kentliği, kentlileşmeyi, kentten uzaklaşmayı, kentli-köylü çatışmasını, kentli-kentli savaşımını şimdiki zamana dair kıyas ve değerlendirmelerle; kent dindarlığı kavramına da bakış açısını net bir şekilde ortaya koyarak irdelemektedir.

Dinin biteviye akan bir nedir gibi insan hayatının her alanında bulunduğuna inanan Müslümanlar için şüphesiz "Kültürel İslam" kavramı çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Aksi takdirde içe dönük, sosyal hayattan uzak bir din anlayışı gelişir. Fakat İslam Medine"de, Bağdat"ta, Şam"da kurduğu medeniyetlerle insanlığa bunun böyle olmadığını göstermiştir.

Kent ise; eski tarihlerden beri medeniyeti yaşatan coğrafyaların insan ile kültürü buluşturduğu nokta olarak bilinmektedir. Kitap bu hususta, derin bir içerik ile okuyucusunu tatmin ederken tarihi bilgiler, istatistikler, sosyal doğrular ile kent-insan ikilisini medeniyetin temsilcisi ilan etmektedir.

Kent de insan da birbirine göre şekillenmekte. İnsanın liyakatine veya ihtiyaçlarına binaen farklı koşullarda kurulan kentler olduğu gibi; kentlerin konumundan etkilenen insanların yetiştiği de gözlemlenmektedir.

Dolayısıyla kent ile insan birbirine kökten bağlıdır, birbirini beslemektedir. Kent-insan ikileminden yola çıkarak söylemini ortaya koyan "kent dindarlığı" kitabı, kent-insan ilişkisini kent-insan-kültür ilişkisine ve oradan da kültürel İslam/siyasal İslam tartışmalarına yöneltmektedir. Bu noktada bir şerh düşmek gerekir ki; Mehmet Altan liberal diskurunu inancı ile harmanlayarak yer yer müspet görünen doğrular sunsa da zaman zaman "demokrasi ve İslam" ikilemi, soru işaretlerine sebebiyet vermektedir.

Yazarın kentli halk üzerinden yaptığı yorumlarda, insanların birbirine, inançlarına, istek ve arzularına "saygı duyma" eylemi kültürel bir toplumun ayakta durması için en önemli şartlardan biri olarak gösterilmektedir. Buna binaen hoşgörü mesajlarının altından verilen adalet eşittir demokrasi mesajı tüm ideolojileri reddetmekle başlayan İslam dini için ne kadar caziptir acaba!Evet, İslam hoşgörülü bir dindir lakin hoşgörü dini değil, adalet dinidir.

Adaleti ise Allah"ın emirleri ve Müslümanlardan beklenen kalbi hassasiyetlerde (takva) mevcuttur.!Maalesef Altan"ın demokrat bakış açısı ile istenen bu kalbi hassasiyet aynı kefeye konulamamakta, konulduğu zaman ise ortaya tutarsız bir tablo çıkmaktadır.!Mesela, Altan"ın kitabındaki bir örneklendirmede değindiği gibi Müslümanların içkisiz mekânların bulunduğu bir yerde içkili bir mekânında olmasını doğru karşılamaması adilce görülmezken, İslam âlimleri buna dini hassasiyet diyebilmektedir. Zira "haramı işleme" değil "harama yaklaşma" sözü ile emrolunmuş bu dinin mensupları, hoşgörülerini hassasiyetlerinin önüne geçirmekten sakınmaları gerektiğini bilirler.!Aynı şekilde; verilen birçok örnekte bu hususun dikkate alınmadığını, yani demokrasi-İslam ayrışımının yapılmadığını söyleyebiliriz.

Batı menşei ideolojiler Cemil Meriç"in tabiri ile "İdrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir." Bunun nedeni ise içeriğindeki inanç yoksunluğudur. İslam dini bağnazlıktan uzak kültürel yaşamın, entelektüel zihnin beslenebileceği derin bir kaynak olmasıyla beraber; ümmet bilinci ile kentli-köylü ayrışımına düşmeden, kimseyi ötekileştirmeden bir arada tutabilecek bir güce sahiptir.

Üreten ve ürettiklerine hâkimiyeti ile kazandığı güven duygusunu kentli olmakla pekiştiren kişi Altan"ın tabiri ile "Dindarlığını deklare etmeye ihtiyaç duymayacak kadar içselleştirmiştir."!Din-siyaset çatışması ve dini siyasete alet etmek ise gettoların, varoşların yasakçı tutumlarının, üretimi/zihin gücünü pasifize etmiş köy halkının kısaca dinini içselleştirememiş kesimin kendini ön plana çıkarma çabası olarak nitelendirilmektedir.

Bu doğru tespit diğer yönü ile incelendiğinde ise şu soruyu doğurmakta:

İçselleştirilmiş din anlayışı olarak nitelendirilen "kent dindarlığı" İslam"ı bugün modernizmin kurbanı haline getirmiş ve asıl anlamı dışına taşmış muhafazakârlığa mı sürüklemektedir!Statükoya başkaldırıda seslerini kent haklından daha yüksek çıkaran Anadolu insanının bu tutumu bağnazlığının bir getirisi olduğu için midir!Yoksa kentte içselleştirildiği zannedilen din indiği derinlikte sessizleşmeye, susmaya, yüreklere hapsedilmeye(!) mi başlanmaktadır!

Açıktır ki; kitap "kent dindarlığı" söylemi ile dünyada yer edinmiş bir ulus, ses getiren bir toplum olma yolunda önemli incelikler sunmaktadır. Lakin kitabın asıl problemi, dünya-ahiret ikilisinden ikincisini birincisine hâkim kılma derdinde olanlar için kabataslak yazılmış olmasıdır.

Bunların yanı sıra, Türkiye"nin onmaz problemlerine değinmiş Altan"ın, cami-kışla ayrımı olarak nitelendirildiği sol-sağ çatışması hakkında da önemli tespitleri bulunmaktadır. Birbirini mücrim addetmiş iki ayrı blok açısından da değerlendirmeler yapan yazarın özellikle Kemalistlerin ve Cumhuriyetçilerin dini algılayış biçimlerine dair yorumları önemli.

Demokrasiyi farklılığı kabul olarak görürsek kitabın öngördüğü kent dindarı profilinin çoğulcu bir toplumla oluşacağını; dolayısıyla cami-kışla çatışmasının ortadan kaldırılması gerektiğini görebiliriz.!Ayrışımın bu kadar derin çizgilerle kendini gösterdiği bir zamanda hayalî görünen bu durumun en büyük sebebi Altan"ın ifadesi ile yine "hoşgörüsüzlük" olarak vurgulanıyor.

İslam"ın, karşınızdakinin kutsalına saldırmayın, emrinin bir nevi kendi kutsalını da korumaktan geçtiğini düşünürsek kendimiz için istemediğimizi bir başkasına da uygulamama hususunda dikkatli olmamız gerektiğinin kabulü her Müslüman için aşikâr. Lakin bu siyasal çatışma bir üstünlük savaşına dönüştüğü an dininin salik verdiği ölçüde doğrusu için savaşan bir Müslüman için "Demokratik davranmıyorsun!" demek garip olur, zira o; demokrasinin değil Hanif bir dinin temsilcisidir. Aksi halde Kâbe"ye yerleştirilmiş putları kıran Hz. İbrahim"i nasıl anlayabiliriz!

Din üzerinden çıkar elde etmek, hiçbir ilahi dinde kabul edilebilir bir durum olmadığı gibi insanın fıtratına da uygun değildir; nefsi tahammülsüzlüğün, ideoloji savaşının ve mülkiyet hırsının bir ürünüdür.

Kenti ve kentliyi medeniyetin temsilcisi olarak görürsek ve medeniyet anlayışımızı İslam anlayışımız üzerinden şekillendirirsek "kent dindarı" olmayı kültürlü, nitelikli, düzeyli, kaliteli ve hassasiyetlerine sahip çıkan kişi olarak adlandırabiliriz.! O halde; bu terim özü itibariyle İslam"ın istediği insan karakterinin bir versiyonu olarak kabul edilebilir.

Herkesin kendi gezegenine bir uydu aradığı ve kimsenin başka bir gezegene tahammülünün olmadığı bir toplum ne Asr-ı Saadet anlayışına ne de kültürel İslam ahlakına uymamaktadır.

Kent Dindarlığı kitabını nasıl değerlendirmemiz gerektiğini ise A.Turan Alkan"ın yorumunda net bir biçimde görmemiz mümkündür:

" ... Mehmet Altan elbette 'içerden biri" sıfatıyla konuştuğunu ileri sürmüyor, otokritik yapıyor, sadece Müslümanlarla aynı toplumda yaşayan, aynı zamanı ve mekânı paylaşan biri olmak sıfatıyla sosyolojik bir bakış açısından kendi zihnindeki Müslüman imajını tarif ederek değerlendirme yapıyor. Dolayısıyla 'Seni camide, namazda görmüşlüğümüz yoktur, bu meseleler hakkında söz söyleme hakkını nereden buluyorsun!" diye itiraz etmemek gerekir." (s. 175 )

Ayraç Dergisi, Mayıs 2010

Esra Şen - 31.01.2011

,

2298

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin