Kimin Kuyusunda Bulduğumuz

Kimin Kuyusunda Bulduğumuz

Kimin Kuyusunda Bulduğumuz

14.05.2020 - Necla Dursun
Kimin Kuyusunda Bulduğumuz

Araştırmacı ve yazar olduğu gibi aynı zamanda bir aktivist olan Kim Mehmeti, Makedonya'da birçok sivil inisiyatifin başlatıcısıdır. İlk eserlerini, eğitimini aldığı Hırvatça ve Makedonca olarak yazmış sonrasındaysa sadece ana dili Arnavutça ’da eserler vermiştir. Ancak yazarın kitaplarının çevirisi konusunda benimsediği bir yöntem var. Örneğin Hırvatça yazdığı bir eseri çeviri yapmak yerine yeniden yazmayı tercih ediyor. Bu sebeple yazdıklarının kulağa farklı geldiği duyumlarını aldığını söyleyerek, bu durumu çok dilli yazarların yaşamakta olduğunu ve yazmakta olduğu dilin onu çekip götürdüğüne bağlamaktadır.

Yazın hayatına yetmişli yılların başında dergilerde yayınlanan yazıları ile başlayan yazar Üsküp doğumludur ve günümüzde ülkenin önemli kalemlerindedir.

“Kuyu” isimli kitabını okurken O’nun için söylenen “derin anlamdaki metaforların yazarı” ve “paragrafsız yazar” betimlemelerinin ne kadar doğru olduğunu gördüm.

Orijinal adı “Pusi” olan kitaba ismini veren “kuyu” nun etrafında dönen dünya/olaylar/insanlar bitmek bilmeyecekmiş gibi görünen aralıksız-boşluksuz metinlerle anlatmış. Önce okuması güç bir kitap izlenimi verse de okudukça ve özümsedikçe bu durumu yok oluyor. Tabii başlangıçta bu durum biraz zorlayıcı gibi görünse de aldanmamak en iyisi.

Paragrafı olmasa da bölümü var kitabın, hem de yedi tane. Her bir bölüm 20-30 sayfadan oluşuyor. Kitabın başıyla sonu birbiri ile bağlantılı aktarılmış. Konusuna gelince; kitap, yaşlı bir adamın gençlerden oluşan bir topluluk karşısında konuşma yapmaya davet edilmesiyle başlıyor. Ancak daveti alan kişinin gençler hakkında pek olumlu düşünceleri yok. Gençlerin cep telefonlarına mahkûm, görsele saplantılı, bilginin önemini kavrayamamış, yalnız bireyler olduklarını düşünüyor. Tam bu noktada bir özeleştiri yapmaktan geri durmayarak; gençlik yıllarında sadece etrafındakileri gördüğünü ancak yaşının ilerlemesiyle artık gözlerini etrafındakileri görmek için yormadığını onun yerine uzakları görmek için çırpındığını söylüyor.(1)

Genç nesil için yazılmış tespitlerden ilgimi çeken bir başka konu ise şu oldu; bedenin güzel görünmesi için kullanılan spor salonları yerine beyni güzelleştiren kütüphanelerin önemine vurgu yapılan sayfalarda; spor yapmanın sadece güzellik kaygısından öte bir yaşam biçimi, sağlık anahtarı olduğunu da okumayı bekledim. Ancak bekleyişim nafileydi.

Yaşlı adam gençlerin karşısındaki konuşmasına anılarını anlatarak başlar. Üsküp yakınlarında çocukluğunun geçtiği Suka Köyü’ndeki evlerinden ve bahçesindeki kuyudan bahsederek devam eder. Köyü basan fare ve kelebeklerden tutun da fakirliği yenmeye yardım ettiğine inanılan acı biberli ekşimiğe*, köydeki kadınların yüzüne musallat olan içi cerahat dolu sivilcelerden eşeklerin enteresan macerasına kadar birer birer anlatır. Anlattıklarının tamamı bahçedeki kuyu ile ilintilidir. Hatta ülkenin yaşadığı siyasi hayat, uygulanan rejim ve yirminci yüzyıl başlarında Üsküp şehir meydanına dikilen devasa heykeller bile… Kuyu ile kurulan bu bağ oya gibi işlenmiştir adeta. Her motif ise birbiri ile bağlantılıdır. Okuyucuya gerçek ile hayal olanı kolaj yaparak sunmaktadır.

Kuyu’nun anlatıcının hem annesi hem babası için ifade ettikleriyle kurgu yapan yazarın şu cümlesi kitabın özeti gibi: “Kuyu ve etrafındaki çiçekler annem için onun gelin olmadan önceki anılarını hatırlatan yer iken, babam için o kuyu ergenlik endişelerinin, askerlerin onu baş aşağı asıp da saatlerce babasının yerini söylemişi için sallandırdıkları zaman duyduğu korkunun durduğu bir çukurdan başka bir şey değildir.”(2)

Hayal ve Gerçek Arasında Duran Köy

Bir anlamda geçmişe dair anlatılanların/aktarılanların anlamıdır bahçedeki kuyu. Ve kuyu deyip geçmemek lazım. Kitabın dediğine göre Suka Köyü’ndeki evlerden sadece birkaçında kuyu bulunmaktaymış. Yeri gelmişken köyü merak ettim. Haritada bulmaya çalıştım ancak yoktu. Üsküp’te yaşayan arkadaşlarıma sordum, onlardan da olumsuz cevap aldım. Kitapta “Üsküp yakınlarında bir köy” olarak nitelenince gerçekte de var olabileceği düşüncesine kapıldım nedensizce ama öyle bir köy yoktu. Belki ismi değişmiştir, belki de etnik olarak çok zengin olan ülkede bir dile bu Suka diye anılan köy başka bir dile başka bir isimdedir. Neden olmasın?

Kitap bittiğinde içimde bir his aklımda bir soru vardı, bu kitap bana bir şeyi çağrıştırmıştı. Acaba neydi? Biraz kafa yorduktan sonra başka bir kitabı, İvo Andriç’in “Drina Köprüsü” ’nü çağrıştırdığını anladım. Orada da kitabın kahramanı bir köprüydü. Aynen kuyu gibi. Tek fark Drina Köprüsü’nde ülke oradaki insanlar, insanların yaşadıkları ise bir bir köprünün dilinden aktarmaktaydı. Hem de tam 350 yıllık bir tarihi kronoloji içeresinde. Kuyu’da başka bir anlatıcı var. Her iki kitapta da neler neler yok ki? Savaşlar, isyanlar, gündelik hayat, kimlik, gelenek-görenekler, adetler, doğal felaketler, hastalıklar, sosyal yaşam, ticaret hayatı, yemek kültürü, kutlamalar, eğitim hayatı, yetiştirilen tarımsal ürünler, sahip olunan doğal zenginlikler, bitki örtüsü… Tıpkı bir metafor gibi, okurun önünde açılan bu kuyu… Bir harita gibi, her okuyanda farklı çağrışımlarda bulunur, neyi kaybetmişse kişi, kuyudan bahtına o çıkar…

Geçmiş ve bu gün bağlantısı ile okunmaya değer bir kitap. Ayrıca kapağına seçilen görselin canlı renkleri okumaya teşvik ediliyor. Benim için kitapların kapağı öncelikli bir durum olmasa da bu kitabın kapağını çekici kılan ögeler selvi ağaçları, rengârenk çiçekler, nostaljik evler ile hayal veya rüya görüyormuş hissi uyandıran eski bir (sanırım yağlıboya) resim oluşu galiba. Nedendir bilmem benim kitapta en sevdiğim cümle ise şu oldu: ”O öyle bir aşk ki hayatın boyunca seni kendisine köle eder, üstelik kendi kelepçelerini seven bir köleye dönüştürür. “(3)

(1)syf:9

(2)syf:120

(3)syf:56

*ekşimik: yağı alınmış ya da kesilmiş sütten yapılan bir tür peynir. “Çökelek” diye de adlandırılır.

Not: Yazarın biyografisi hakkındaki bilgiler www.cins.com.tr ‘de yayınlanan 07 Haziran 2019 tarihli röportajdan ve “Kuyu” kitabında yer alan bilgilerinden derlenmiştir.

Kuyu

Kim Mehmeti

Çev: Ece Dillioğlu

Ketebe Yayınları

Nisan 2020

144 sayfa

Necla Dursun - 14.05.2020

,

2978

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

29 Ekim 1976 Sakarya doğdu ve aynı şehirde büyüdü.

Lisansını Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” isimli teziyle tamamladı.

Şehir, şehirleşme, şehirli, kültür, mekan, insan, gündelik yaşam estetiği gibi konularda araştırma yaparak yazılar kaleme almaktadır. Keyif alarak emek verdiği diğer bir konu ise; konusu Balkanlar olan kitaplar hakkında incelemelerde bulunmaktır.   

Finans sektöründe çalışıyor ve İstanbul’da yaşıyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin