Kısa ve Öz Bir Risale: Gezi Parkı ve Burjuvazi

Kısa ve Öz Bir Risale: Gezi Parkı ve Burjuvazi

Kısa ve Öz Bir Risale: Gezi Parkı ve Burjuvazi

13.10.2014 - Sait Alioğlu
Kısa ve Öz Bir Risale: Gezi Parkı ve Burjuvazi

"Kahrolsun bağzı şeyler!"

Önce burjuvazi hangi 'sol sınıf'tan yana idi...

Öyle anlıyoruz ki, sınıflı bir toplum algısı içerisinde, kendilerini sol-sosyalist kulvarda konumlandıran kişi ve kurumların, konumsal  durumlarına baktığımızda; atalarından dedelerinden mütevellit toplumsal mühendislik kurbanı olup laikleşen ve kendilerine suretâ liberal süsü verilen yapılanmalarla birlikte sair sol sosyalist kulvarda bulunma istidadı(!) içerisinde olan yalı-saray çocuklarının inanın laiklik dışında hayatı aynı anlamda soluyucu bir temellerinin bulunmadığı vakidir.

İşin ucu atadan, dededen bir toplumsal ve sınıfsal temele dayanıyorsa, bu dayanma olgusu hemen her alanda var olan farklılığı da koruyacaktır. Kendi açılarından önemli bir kırılma anı olmayacaksa, bu devran böyle gidecektir! Toplumsal ve sınıfsal bir kırılmayı yoksul laik ve sol kesim arzulasa bile, temelleri Osmanlı aristokrasisine, yalı saray cumhuriyetine, burjuvaya ve bunların getirisi hükmünde bulunan imtiyazlara dayanıyorsa -ki, manzara apaçık öyle- öyle bir şey olmayacak, varoştakiler varoşunda yaşamaya mahkûm, diğerleri de yalılarında denize nazır debdebeli bir hayatı sürdürmeye azami gayret göstereceklerdir. Ki, bu debdebeli hayatlarının tehlikede olduğu görülünce varoşlu gariban 'sol' kitleyi Gezi Parkı bahanesiyle Taksim'e yığıp terör estirmeyi sürdüreceklerdir. Ki, bu meyanda belki de tek birliktelikleri menüsü, parası ve hizmeti farklı, Taksim ve İstiklal konuşlu cafelerde kadeh tokuşturmak olacaktır.

Yine kaldı ki, tabiri caizse, yine kendi çıkarlarının temelli kalması adına dedelerinin deruhte ettiği bilinen birçok toplumsal sorunun kanamasını arzulayan burjuva kökenli solcu 'beyaz Türk' namlı irade ise, Taksim'de ki cafelerden ziyade, kendi sınıfına has reflekslerle hareket edip Nişantaşı'ndan dışarıya adımını dahi atmayacaktır. Kendi içlerinde bulunan 'bazı' medyatör kardeşleri 'gerektiği zamanlar' Kandil'e kadar uzanıyordu olsala rda! 

Kısacası solun zengini, aristokratı ve burjuvası, gecekondu sakinleriyle, emekçi kitlelerle eşitiler, eşit olmalarına(!) ama onlardan daha eşit ve ayrıcalıklıydılar,

İşin temeli böyle olmasına rağmen, Türkiye'nin peyderpey güçlenip, kendi bölgesinde ve ileriki aşamalarda da uluslar arası arenada 'haklı ve güçlü' bir Türkiye görmek istemeyen küresel güçlerin kışkırtması sonucu; sözde, toplumsal hakları Ak Parti iktidarı döneminde ellerinden alınan ve törpülenen ve laiklikçilik temeline dayanan kaygılarından kaynaklı isteklerini güya yeniden elde etmenin telaşıyla meydanlara inen güruhun yapıp etiklerinin kahir ekseriyetinin ne kendilerine, nede ülkeye bir hayrı dokunmamış; olan bu ülkenin geleceğine olmuştu, diyebiliriz...

Türk burjuvası ve oligarşisi, nihayetinde öyle istemişti ve o sese icabet edenlerde,çok bileşenli ve çok denklemli olan küresel bir oyunda figüranlığa soyunmuşlardı,sonuçta...

Ha, meydanları dolduran insanların, gayet saf ve makul istekleri ve gerekçeleri yok muydu? Var olmasına vardı, ama basiretsiz ve ferasetsiz davranışları piyoncularına yaramıştı! Daha doğrusu, sonuçta kazandılar mı, o ayrı bir konu olmakla birlikte, baştan beri Ak Parti düşmanı olan, ya da zamanla ona karşı düşmanlaştırılan kalabalıkların sahaya sürülmesi, kürsel güçler açısından zamanlaması iyi tespit edilmesi, kendini 'haklı taraf' olarak lanse etmeye çalışan  güruhun, var ise eğer haklılığını gölgede bırakmış ve küresel güçler meydana sunduğu desteği çekmek zorunda kalınca, bizimkilerin devrim hayalleri de  güme gitmişti!

Ki, ne demişti; Hz. Peygamber(s); "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!"

Yoksul ve çapulcu solcularımız kimden yana idi?

"Gezi Parkı ve Burjuvazi" adlı kitapçığın yazarı, kitabın önsözünde 'azgın kapitalizmin ve yeni liberalizmin saldırısının ani ve etkili olduğuna vurgu yaptıktant sonra, "Ya siyasetten, eşitlikten, iktisadi refahtan, fikir ve beyan hürriyetinden yana olacağız; ya da bütün bu değerlerin Gezi Parkı çapulcularının ayakları altında ezilmesine seyirci kalacağı"(1)mızı belirterek, yine, burjuvazinin emelleri doğrultusunda hem yoksullaştırılan ve hem de ideolojikleştirilen kitlenin, makul çoğunluğa karşı hınçla bileneceği hakikatini dile getirmektedir. Sanki, onları yoksullaştıran, makul çoğunlukmuş gibi, faturanın yanlış adrese kesilmesi riski kendiliğinden ortada durmaktadır.

Parlakışık,  Gezi Parkı olaylarını, burjuvazinin bir karşı devrim teşebbüsü olarak belirtmekte. Zaten yukarı çerçevesini çizmeye çalıştığımız manzaranın içeriğine göz attığımızda, bu ifadenin hiç de yabana atılamayacağı kendiliğinden bir anlam ifade edecektir. Ki, bu mantıktan sadır olan eylemliliklere baktığımızda, modern ve ceberut devlet özelliğini üzerinde taşıyan "eski Türkiye"nin sahipleri(!)nin deruhte ettiği ve bir açıdan da sol ihbar geleneğini canlandırdığı görülen 28 Şubat postmodern darbesi bu minvalde değerlendirilmeyi layıkıyla hak etmektedir.

İdris Küçükömer'in orijinal tespiti ve hangi arabesk? 

Türkiye solunun içerisinden çıkmış olan ve kendine özgü söylemleri ile birlikte toplumsal planda, kendi döneminin soluna arız olduğu gözlemlenen ki, bugünde pek bir şey değişmemişti, oysa- düşünce ve kanaatlerin aksine farklı görüş ve tespitlerde bulunan İdris Küçükömer'in "solcuları sağcı, sağcıları ise-buna, anlaşılması açısından Müslümanlarda dahil edilebilirdi- külli bir değişim ve dönüşümden yana olma açısından 'solcu' olarak tanımlaması, bir tarafın vakur ve temelli bir anlayışa, diğer tarafın ise, 'ne kotarabilirsek, kârdır!'mantığıyla geleceği kurmaktan ziyade, güne bakmaya çalıştıklarını ve düz mantıkla hareket ettiklerini bizlere göstermektedir.

Konumların farklılaşması bağlamında solun sağ, sağın ise, sol olarak vasfedilmesine koşut olarak;  'bir toplumsal hal' olan arabesk kavramı üzerinden bir okuma yapan Parlakışık, "Her haliyle eski arabesk tarihi bir dönemdeki toplumsal bir varoluşa tekabül ediyordu.   Bu yüzden sahihti. Gezi Parkı'nda ortaya çıkan yeni arabesk ise burjuvazinin tarihi durdurma çabasına tekabül etmektedir ve bu yüzden hem gayr-i sahih ve hem de gericidir."(2)

Arabesk dediğin, ontolojisi modernleşmeye, batılılaşmaya-çağdaşlaşmaya dayanan, birde bunun yanında, özel olarak Materyalist felsefe üzerinde Marksizme, oradan da bilimsel sosyalizme kadar uzanan bir silsile sahibi ideolojik angajmanlarla hareket ettiği varsayılan sol-sosyalistlerle birlikte, soldan devşirme türüne özgü bir sol liberalist felsefe yanlılarının nasıl oluyor da, asla benimsemeleri mümkün olmayan farklı angajmanlara girip arabeski bir tutum sergilemeleri nasıl izah edilebilirdi?

Gezi Parkı olayları bize gösterdi ki, hiçbir ideolojik angajman içerisinde olmamış, aksine apolitik bir hayat içerisinde bulunan, sadece kendi ve kendileri gibi aynı konumda bulunan 'kader mahkûmu' insanların, yerine göre hayata kahredici ve yerine göre de, 'ümmi bir hikmet adamı pozisyonu içerisinde resmedilen gerçek arabesk tavırlara sahip insanlardan ziyade, bilumun sol cnahın birçok türeviyle arebeskliği ele geçirdikleri ve aynı zamanda da içselleştirdiklerini belirtmiş olalım. Sadece bir örnek, bu algıyı izah etmede yeterli olacaktır, o da, eylemler sırasında, birçok eylemcinin tuvalet ihtiyacını bile, hiçbir ahlaki ilke ve hijnenik durumları hiç de dikkate almadan gidermeye çalışmaları, belki de her zaman varolan arabeskliğinde sosyolojisine vurulan ideolojik bir darbe olarak okunabilirdi. Artık, gerisini varın siz düşünün... Ki, anlıyoruz; eğer sağcılar solcu bir duruş sergiliyor ise, solcuların da 'olumsuz anlamda' sağcı oldukları hükmüne varılabilirdi. Hakeza, arabesk konusunda da böyle düşünmek gerekecekti! Gezi Parkı'ına doluşan güruhun amacı sakın hayat tarzına müdahaleye bir karşılık olmasın(!) "Gezi Parkı eylemlerinin, burjuvazinin bir karşı devrim teşebbüsü olduğunun tescili, hayat tarzına müdahale edildiği ile ilgili şikâyetlerdir."(3)Bu vasatta kotarılan şikâyette, aslında hayat tarzına müdahaleden değil de, ülkenin geleceğinde çıkarının zedeleneceğini düşünen ve bu güruhu arabeski konumlara sokup onlardan yeterli oranda yararlanma düşüncesinde bulunan 'yerel ve küresel' çıkar ve baskı grupların etkisi ön plana çıkmaktaydı. Ama adı hayat tarzına müdahaleydi ve aslında ise, hayat tarzına müdahale bunların işiydi, darbelere çanak tuttukları zaman ki, durum ve konumlarına bakıldığında. Ki, 28 Şubat döneminde, postmodern darbeye teşne olan ve muhbirliği icra eden solcu gazeteciler, yazarlar, çizerler gerçeği hafızamızda tazeliğini koruyordu!

Gezi'de hep vurguladığımız gibi, dış güçler gerçeği, bazı manipüle edicilerin yapmaya çalıştıkları üzere, bu gerçek bir heyula olarak bizler tarafından oluşturulmamış, keza, önümüze gerilen perdenin arkasına ferasetle bakmaya çalıştığımızda zihnimize kazınan bir hakikat olarak durmaktadır.. Ki, bu manipüle çalışmalarına ne yazık k, küresel ve eski yerel sistem üzerinden nemalanan sacı-muhafazakâr sermaye gurubu ile, İslamcı politikalarında ibre kayması yaşayan, ama bunun bir türlü farkında olmayan(!) bir kısım savruk İslamcı tiplerinde dâhil olduklarını söyleyebiliriz. Bunlarında temel kaygılarına bakıldığında; hak edip etmedikleri bizce pek meçhul olan çıkarlarının zedelendiği, ya da esas yerine tevdi edildiği meselesidir.

Anlaşılan o ki, bir karşı devrim olarak okunması elzem olan Gezi Parkı hadisesi, bünyesinde kendine özgü beynelmilel bir ekonomi politiği barındırmaktadır. Bu ekonomi politik, öyle sanıldığı kadarıyla, varoşlardan gelip Taksim'de, her zamankinden ziyade, sadece Gezi Parkı hadisesine benzer kalkışımlarda kendini gösteren bir yüze sahip olup, tüne özgü bir mantaliteye havidir. Bu ekonomi politiğin içerisinde CHP gibi sureta sosyal demokrat, ama temeli itibarıyla Hitlerci mantaliteyi bugüne dek yansıtan CHP'nin kapitalist yüzü olduğu gibi, oligarşik laik düzenin sermaye ayağını oluşturan finans güçleri; kendi konumundan taviz vermek istemeyen yalı sakini solcu-sosyalist baronlar, yukarıda da belirtmeye çalıştığımız bazı muhafazakâr sermaye grupları ile birlikte, bir bütün olarak Batı ile birlikte hareket eden Arap körfez (petrol)burjuvazisi de yer almaktadır.

Bunun yanında, yanlışı ve doğrusuyla, elde tuttuğu imkânlar ölçüsünde, elde edilen geliri tüm toplumsal katmanlara yayma düşüncesi içerisinde olan ve sosyal politikaları, bugüne dek hiç yapılmadığı oranda, devlet politikası haline getirip yasallaştıran Ak Parti, solun umarsızlığına koşut olarak proleterya(daha açıkçası mahrum kalmış tüm toplumsal kesimler adına) partisi olmayı, kendine yönelik birçok yapıcı eleştirilerle birlikte hak ettiğini düşünmekteyiz...

DİPNOTLAR:

1)Gezi Parkı ve Burjuvazi, Ahmet Parlakışık, s.4 Yeni Zamanlar Yayıncılık, 2014 İST.  
2)a.g.e s.8
3)a.g.e s.9


GEZİ PARKI VE BURJUVAZİ
Ahmet Parlakışık
Yeni Zamanlar Yay

Sait Alioğlu - 13.10.2014

,

2060

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin