Kıssaların En Güzeli

Kıssaların En Güzeli

Kıssaların En Güzeli

Kıssaların En Güzeli

Modern zamanların yılgın ve çılgın Müslümanlarıyız biz azizim. Kıyamet nesliyiz. Stresli, kaygılı, yılgın ve telaşlıyız.

Devrimcilerimiz korkak, idealistlerimiz bezgin, sosyallerimiz ise yapayalnız... Ya klavye mücahidi, ya fastfood aziziyiz. İslamiyet'i hayatın ya tabanı ya kreması görüyoruz. Yaşamaya kalksak çevremiz bastırıyor, yaşamasak ruhumuz bunalıyor. Modern, kapital ve nefsani her türlü maniye rağmen, dini olması gerektiği gibi yaşamaya karar verecek irademiz de yok, bunu düşünüp fark edecek vaktimiz de..

Hür yürekli değiliz evvela! Nureddin Yıldız hocamızın tabiriyle: ayaklarına ağırlığının üç katı taş bağlanan kuş nasıl uçabilir, nasıl özgür olabilir? Aynı şekilde yüreğini İslam'a açmak isteyen gencin ayağına diploma, geçim kaygısı ve 'çevre ne der' saplantısı takılıysa bu yürek ne şekilde hür olsun? Ve yaşadığı o derin buhranlardan, -İslam'dan başka- neyin sebebiyle kurtulsun? Önce hür bir yüreğe sahip olmak gerek. Tüm boğucu buhran, yıldırıcı tasa, gerileten stres, keder ve manilerden soyutlanmak gerekli.

Durup düşünüyorum bazen; Müslümanlar ne ara depresyona girmeyi öğrendi? Bir yanı arşa kadar hüzün olan peygamberin, yine de daima mütebessim duran çehresi ne zaman silindi ufkumuzdan? Bu kayıpların açtığı boşluklar bizi yoruyor. Ahir zamanda Kuran nesli olmanın yükünü omuzlamaya aday olurken, aynı zamanda Modernizm ile at başı gidebilme çabası ne çok yıpratıyor bizi. Ve bu ürkütücü suskunluk ve kaygılı yılgınlığımızdan kârlı çıkan yine Batı oluyor. Israrla tekrarlıyor öğretisini her birimizin kulağına. "Streslisiniz siz" diyor. Ve biz de hep birlikte büyük bir vecd ile onaylıyoruz. "Yaşasın! Müslümanlar bunalımda!"

Müslümanlar halifesiz, Müslümanlar fakir, Müslümanlar zor durumda! Üç tarafı suyla çevrili, tüm medeniyetlerden uzak Arap yarımadasından yükselip, fetihleri ve namı dünyaya uzanan bir dinin mensupları, bu gün üst komşusuna ulaşmayı bile ümitsiz görür hale gelmiş. Çaresizliğimize çare, tasalarımıza huzur olacak "yitik hikmeti" arıyor gözlerimiz...

Ve bir gün bu sure dikiliyor karşımıza! Yusuf Suresi! İmtihan yelpazesi tüm renkleriyle salınan Yusuf peygamber (as) ve dünyanın en güzel kıssası olan ibretlik hayatı. Zira bu kıssada tevhitten, siyerden, rüya tabirinden, siyasetten, muaşeretten, meleklerden, şeytanlardan, alimlerden, salihlerden, kadınlardan ve hükümdarlardan bahsediyor. (syf15) Benim ziyadesiyle ilgimi çeken bir diğer yönü de: edebiyatı. Yanlış demedim, Kuran edebiyatı tüm edebiyatçılara yol göstermelidir. Ve hatta toplumsal ve varoluşsal problemleri konu alan öykücüler, dünyanın en güzel öyküsünü örnek metin olarak ser-dest etmelidirler diye düşünüyorum.

Peki bu surenin kıyamet nesli yılgın Müslümanlarla ilgisi ne?

Surenin baş kahramanı Yusuf (as) anne yokluğu, baba hasreti, kardeş hasedi, kuyu çilesi, kadın hilesi, zindan işkencesi çektiği halde, tavrını hep Allah ile beraberlikten yana koyduğu için, Mısır'a kral olması, kardeşlerinin ıslah olması putperest Mısır halkının hak dini bulması ve babasına kavuşmak gibi nice güzel nimete nail olmuştu. Bunca sıkıntıdan sonra hem kalbi, hem maddi felaha eren Yusuf peygamberin dayanağı manevi deva olan Allah ayetleri değil miydi? Her asırda farklı ufuklara ışık tutan Kuran ayetlerini, bugüne kadar yapılmış çeşitli tefsirleriyle okuyup silkinmeliyiz artık! Müslüman pasif olmamalı. Öyleyse bir bilene akıl sormalı, öylece kabullendiğimiz derdimize deva bulmalıyız.

Esasen bu meyanda yazılmış tefsirler sayılamayacak kadar çok, hamdolsun.. Fakat ahir zamanın telaşlı ve stresli genci tefsir okumaya bir türlü "vakit bulamıyor" bulsa da "çabuk sıkılıyor." Bu yüzden iş, güncel ifadeler, ilgi çekici başlıklar ve hafifletilmiş bir dille yazılmış eserlere düşüyor.

İşte bu kitap, en güzel hikayeyi en güzel sunanlardan biri! Fatıma Temir hocamız, Osmanlı usulü klasik İslami ilimler medreselerinden mücaz, ve Üstadımız Mahmut Ustaosmanoğlu'ndan tasavvuf terbiyesi almış ve bu bilgilerinin ışığında 30 yıldır dava bellediği yolda topluma ahlak-ı hamide sahibi nice muallimeler kazandırmış, nice başarılı çalışmalara imza atmıştı. Özellikle tasavvuf sahasında yaptığı araştırmalarla, günümüzde yozlaşmaya başlamış çıkar ve entrika dolu tasavvuf izlenimine özüne sadık yenileyici bir bakış kazandırmış, hak yolunun yolcusu hakiki sıddıkların hala var olduğu gerçeğine dikkat çekmiştir. Siyer, tasavvuf ve dini eğitim konuların etrafında yazdığı eserlerine geçtiğimiz ay, "Esma-ü Hüsna sırlarıyla cuma sohbetleri" kitabı da eklenmiş, eserlerinin sayısı on biri bulmuştur. Allah'tan kıymetli hocamızın sa'yını meşkur, ömrünü mûzdad eylemesini niyaz ediyorum..

Bu kitap da, Ramazanı Şerif'te halka açık okunan hatm-i şerifin ardından yaptığı sohbetlerin derlenmesiyle vücuda gelmiş. Fatıma hocamız, kelime mana tefsirinden ziyade Yusuf suresindeki icazi manalara dikkat çekmiş. Ayrıca kitabın diğer kitaplardan farklılık arz eden hoş bir yönü var: olayların Nurullah Genç şiirleriyle süslenmiş olması. Kitabın hoş üslubunun arasına konuya göre ara ara akademik çalışmalarda müdahil olmuş. Rüya ve kısımları, (sh.41) haset ve çeşitleri,(sh.43) belanın ağızdan çıkana bağlı olduğu (sh.52) gibi güncel konularda güzel ve lüzumlu bilgilendirmeler ihmal edilmemiş.

Züleyha'nın Yusuf'a (as) aşkını Nurullah Genç'in şiirleriyle dillendirilmesi, hakikaten ruha dokunuyor.
"Simsiyah bir kıyamet tohumu filizlenir,
Mezarıma isminle atacağım topraktan,
Acılar sanki neden bu sevdada gizlenir,
İçim tutsaktı sana, ben uzaktan uzaktan..
" dizeleri aşık Züleyha'yı bir nebze anlamamızı sağlıyor. Yahut ben öyle hissediyorum. Yani yüreğinde incinen bir teli olanlar, olaylara materyal gözlükle değil, kalp sancısı ile yaklaşanlar çok farklı ufuklara açılıyor bu surede. İbni Ata'nın dediğini de nakledelim, "Hüzünlü kimse Yusuf suresini işitince, mutlaka kalbi müsterih olur."(sh.20)

Bu esnada hazır "kalbimizin en mahcup yerine" yürümüşken, bir kaç edebi kelam edelim diyor ve üç aylık mizah dergisi Cafcaf'ta" ölü bir yazarın anlattıkları" başlıklı yazılardan söz etmek istiyorum. Birkaç sayı önce, kendine has üslubuyla Ömer Faruk Dönmez yine farkını belli ediyor ve mizah dergisinde kalkıyor Yusuf suresi tefsiri yapıyor. Belirttiği latifelerden özellikle edebiyatla ilgili olanları pek ilgimi çekiyor.

Müsaadenizle 3 latifeye dikkat çekip, bitirelim.
1.) Daha surenin en başında "Bunlar apaçık Kuran ayetleridir" ibaresinde geçen "mubiyn" kelimesinden anlıyoruz ki, bir edebi metin için açık ve anlaşılır olmak en temel prensip olmalıdır. Demek ki, artistlik yapıp okurun karşısına kapalı bir anlatımla çıkarsak, en başta bu Kur'an ilkesine ters düşmüş oluruz.

2.) Ayet 7'de iyi bir hikayede "ibretler" (yani mesajlar) olması gerektiğini çok net bir biçimde görüyoruz. Demek ki hikayede mutlaka dersler olmalıdır. Aksi takdirde edebiyat boş söze, gevezeliğe indirgenmiş olur. Sanatta mesaj olmaz diyenlerin gözlerine girsin de gözleri kör olsun inşallah. Olric'le beraber cami avlularında mısır satsınlar.

3.) Ayet 32'den Züleyha'nın "ma amiruhu" diyerek Yusuf aleyhisselama emredici ve tehditkar bir üslupla yaklaştığını görüyoruz. İlginçtir ki, Hz. Yusuf bir kadının şerrinden kurtulmak için senelerce hapiste kalmayı göze almış, torunu Hz. Musa ise bir kadına ulaşmak için senelerce işçilik/çobanlık yapmıştır.(bkz.Kasas suresi) Demek ki kadın vardır yüzünü görmektense zindana girmek evladır; kadın vardır ona ulaşmak için uğruna yıllarca çalışılsa sezadır. İyi de nedir bu kadınların farkı? Boyu posu mu, kaşı gözü mü? Değil... Bu kadınların farkı üslup farkıdır. Zira Züleyha işini zorla baskıyla cüretle emirle yapmaya kalkmıştır. Oysa Musa'ya (as) gelen kız "âlestihyain" gelmiştir, yani haya ile, utanarak çekinerek... Ve Kuran bize öğretiyor ki, haya kaliteli kızların özelliğidir.

Ve böylelikle; ayet 108'de Rabbimizin Efendimize öğretisinden son tüyoyu alarak, kıyamet nesli olduğu halde Kuranı bir bluetooh gibi kalpten kalbe nakletmeyi azmetmiş genç sen ey! Yusuf kıssasında anlatılan yol, muvaffakiyete doğru götüren yol senin yolundur! Bu yolda kuyuya atılma vardır, köle gibi satılma vardır. Bu yolda perde perde mihnet ve çilenin verasında cereyan imtihanlara munzam olarak, iffet ve namusla yapılan imtihanlar vardır. Bu yolda hapishane, bu yolda sürgün, bu yolda memleketini terk edip hicret etme vardır. Bu yolda muvaffakiyetin doruk noktasında, başlara taç olunduğunda yine ayrı ayrı imtihanlar vardır. Fakat sonunda muvaffakiyet ve rıza-ı ilahi vardır. Davasına ve idealine sadık genç, bu sonucu bilir; yılmaz, yorulmaz, caymaz. Hüzünlendiğinde açar Yusuf suresini okur! Akledilsin için indirilen Kur'an'ı kerimi hayat düsturumuz kılabilme duasıyla...

Tavsiye ederim.
İyi okumalar!

Esaretten Sultanlığa
Fatma Temir
Yasin Yayınevi
262 sayfa

Meryem Betül ALTUNTAŞ - 21.08.2013

,

5060

Meryem Betül ALTUNTAŞ Hakkında

Meryem Betül ALTUNTAŞ

14 Eylülde Kocaeli'nde doğdu. Tahsil hayatı İstanbul'da geçti. Çeşitli eğitim kuruluşlarında Arap dili üzerine dersler veriyor. Bir Yardım kuruluşunda gönüllü çalışıyor.

Kocaeli'nde yaşıyor. İstanbul'u ve Kitapları seviyor.

Meryem Betül ALTUNTAŞ ismine kayıtlı 26 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin