Kitaphaber Yazarları’nın Son 1 Ay İçerisinde Okuduğu Kitaplar

Kitaphaber Yazarları’nın Son 1 Ay İçerisinde Okuduğu Kitaplar

Kitaphaber Yazarları’nın Son 1 Ay İçerisinde Okuduğu Kitaplar

18.11.2016 - Sait Alioğlu
Kitaphaber Yazarları’nın Son 1 Ay İçerisinde Okuduğu Kitaplar

Cihad Ve Şiddet Dışı Direniş; Ümit Aktaş, Mana Yayınları, Ağustos 2016 1.Bas. İstanbul

Yazar, konuya giriş sadedinde kitabına şu ifadelerle başlıyor; “Şiddet bir ölçüde antropolitik, bir ölçüde siyasal ve kültürel ve hatta belki de ontolojik (fıtratımıza ait) bir sorun. Hele ki İslam dünyası ve Türkiye açısından şiddet, kültürel kodlarımıza dek işlemiş olan, bir türlü üstesinden gelemediğimiz, üstesinden gelmek şöyle dursun, sorunlarımızın çözümündeki neredeyse yegâne siyasal aracımız olan bir sorun.”

Yazar yukarıdaki düşüncelerine ilave olarak şunları da söylemektedir; “ Sosyal, siyasi ve kültürel bir sorun olan “şiddet” neredeyse genlerimize dek işlemiş durumda. Öyle ki bu durum, ekonomik ve siyasi güç devşirmenin bir yolu, toplumsal sorunlarımızı çözebilmenin adeta yegâne aracı olarak görülmekte, akli yetilerimizi bile mefluç hale getirmektedir.”

Cihad, kelime anlamına istinaden “cehd etmek” olarak tanımlanacaksa eğer, o halde, ‘olumsuzluk’ anlamına koşut olarak, salt bir cehd şeklinde okunabilir miydi?

Tabii ki, cehd, salt kendi başına Arap lügatinde bir yer bulmuş ve filolojik bir yönü olmasına rağmen, Kuran’la birlikte asliyetine kavuşturulması gereken kavramlar içerisinde önem arz ettiğinden dolayı, ‘kelime olarak’ var olan lügatteki yerini koruma ile birlikte İslâmi bir renge bürünmüştür.

Şu garipliğe bakınız ki, İslâm, kendi başına duran-anlamı kayan-kelime ve kavramlara asliyetini iade ederken, bu kez, batının kadim İslam düşmanlığına binaen, son on, yirmi yıllık zaman diliminde, Müslüman kitlelerin, olan bitenden dolayı, ciddi bir şekilde ve eldeki mevcut imkânları kullanma yerine, reaksiyoner tavırlarla karşı çıkma tercih edildiğinde, bu işten cihad gibi işlevselliği olan, ama temiz kalması gereken kavramların da canına okunmuş oldu…

Yukarıda adı geçen eser, bu minval üzere iki ana bölümden oluşmakta. İlk bölümde Kuran’ın ve hadislerin ışığında cihad ve şiddetle ilgili bir irdeleme göze çarpmakta…

Bu bölümde mücadeleyi cihad eşliğinde şiddet unsuruna başvurmadan gerçekleştirmiş bulunan Müslüman şahsiyetlere yer verilmiş; daha sonra ise, Hindistan özelinde şiddeti mücadele yoluyla fenomen olan Gandi ile birlikte, Abdülgaffar Han, Cevdet Said, Malcom X (Malik El-Şahbaz)’la birlikte, kendisi açısından ‘barışçı’ bir anarşizmi savunmuş bulunan Lev Tolstoy ile birlikte İmam Humeyni ve Aliya İzzetbegoviç’in hayatını, mücadelesini,; bunların şiddete ve özelikle de Müslüman olanların cihada nasıl baktıklarını incelemektedir. Sonuç olarak bu eserde verilmek istenen mesaj gayet net olup, geçmişten ziyade günümüzü işlemekte,incelemekte ve de irdelemektedir. İnşaallah, her kavramımız gibi, iki taraflı kirletilen cihad kavramı da şiddet unsuru dışında hak etiği manaya erişir ve tekrardan karşılık bulurdu…

Türk Müslümanlığı Ve İslâm Üzerine, Hilmi Yavuz, Zaman Cep Kitapları Ağustos 2001,İstanbul

Bundan on beş, on altı yıl önce Zaman Gazetesinin ‘cep kitapları serisi’nden çıkmış bulunan ve yazar ve şair Hilmi Yavuz’un kitap çerçevesinde, uzun bir dönemdir ulusalcı Türk aydınları tarafından öngörülüp ileri sürülen ve zaman zaman, ya işe teşne olan, ya da işin vahametini gören çeşitli toplumsal kesimler tarafından ela alınan ‘Türk Müslümanlığı’na yönelik üç, dört makale ile birlikte, yine Hilmi Yavuz’un “Kelâm, felsefe ve tasavvuf” konularını işleyen birçok makalesinden oluşmaktadır.

Yazar, kitabın ‘sunuş’ yazısına şu satırlarla başlamaktadır; “Türk Müslümanlığı ve İslâm Üzerine Yazılar’ benim Zaman gazetesinde yazdığım yazılardan yapılan bir seçmeden oluşuyor. Bu yazılarda, İslâm’a ilişkin güncel meselelerin yanı sıra, İslâm düşüncesi tarihi ve İslâm felsefesine ilişkin yazılarda yer alıyor.”

Yazar, geçmişe yönelik ilmî, ya da çağdaş ifadeyle ‘bilimsel’ araştırma konuları içerisinde bir türlü yer bulamayan İslâm çalışmaları sadedinde, yerli, ama İslâm karşıtı bir profile sahip akademisyenlerin, aydınların, entelektüellerin, düşünce adamlarının ve aksiyon adamlarının, hemen herkese malum olan bir sadelikle söz konusu İslâm olunca, bu ögeye karşı olumsuz tavır takındıkları gerçeğinden hareketle Türk Müslümanlığı mevzuunun üç yönüne vurgu yapmakta; ideolojik açıdan, sosyolojik açıdan ve teolojik açıdan ele alındığının altını çizmekte…

İdeolojik açıdan Türk Müslümanlığının “Sünnilik karşıtı bir heterodoksal temel; sosyolojik açıdan ki, bu da aynı amaca hizmet etmekte olup teolojik açıdan Türk Müslümanlığı da, İslâm’la varolan mevcut bağı koparmadan, İslam/Sünnni daire içersinde kalarak, Eş’arilik yerine, amelde-itikatta Maturidilik ve fıkıhta da Hanefiliğin temellendiği bir İslâm anlayışı…

Yazar, Müslüman Türk’e ait bu parametrel durumun tespitinde olmakla birlikte, her nedense reyini, büyük oranda Eş’arilikten yana kullanmaktadır. Her neyse dedik, ama yazarın Türkiyeli bir aydın olmasının yanında Şafii Arap kökene sahip olduğunu bildiğimizden dolayı, Eş’ariliği öncelediğini söylemekte pek bir eksiklik de göremiyoruz…

Yazar bu cep eserde Türk Müslümanlığı konusu dışında felsefe ile ilgili makalerinde, bizce günümüzde varolsaydı eğer, İslam’a yönelik olumsuz algıları giderebilecek olan Batı İslam’ı da diyebileceğimiz Endülüs pratiğinin önemli filozoflarından İbni Rüşd’e karşı, ‘dönemi açısından Doğu İslam’ını temsil ettiğini gördüğümüz Gazali’yi öncelemesi de işin içerisinde ve satır aralarının iyice okunması durumunda Eş’ariliğin olduğunu görebiliriz…

Burada Bağdat merkezli olan Abbasi dönemine denk düşen birçok konuda olduğu üzere felsefe alanında yapılan ‘iyi ve nitelikli’ çalışmalara karşı, niyeti halis olsa da, her işe gelenekçi reflekslerle karşılık vermeye çalışan ‘alimler grubundan sayılan Gazali üzenden ve özellikle de ona atfedilen ‘felsefenin yolunu kapattı’ yargısını, Gazali üzerinden yargılamakta,; İbni Sina’yı açmazlar içerisinde vasfederek, onun felsefesinin bir nevi ateizm olduğunu ısrarla vurgulamaktadır.

Bunlara ek olarak birçok konu, yazarın düşünce yetisi içerisinde ele alınmakta ve bir vukufiyet içerisinde irdelenmektedir. Konumuz açısından Maturidilik, olaylara ve olgulara yaklaşırken Eşariliğe nazaran salt aklı ön plana alıyor ve yanına, işin esasına uygun olarak nakili de es geçmeden Türk’e özgü bir dil ve söylem geliştirmektedir. Buna yazarın bir itirazının olmadığını düşünüyoruz, ama gerek İbni Sina ve gerekse de İbni Rüşd yazarı pek sarmamışa benzemektedir.

Eser cep kitabı olmasına rağmen okunmayı hak etmektedir. Gerçi kitabın yayıncısı olan Zaman gazetesinin yayınının durdurulmuş olması eserin önemine binaen okunmasını engellememeli diye düşünüyoruz…

Sait Alioğlu - 18.11.2016

,

1165

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin