Kitaplarla Konuştuk (1)

Kitaplarla Konuştuk (1)

Kitaplarla Konuştuk (1)

01.06.2016 - Enes Can
Kitaplarla Konuştuk (1)

Buralar tadını kaybetti Ahmet, gidecektik unuttun mu?

Bu yazının senle hiçbir alakası yokken senle başlıyor olması kadar, bizle alakası olmayan şeyleri bize yaşam diye sunmaları, bir o kadar saçma. Bil istedim. Sadece yazıya bir girizgâh bulamadığım için seni kullanıyor ve hiç de sanatsal olmayan hayal perdeme, çerçevesini yeni taktırdığın o gözlüğünle seni indiriyorum. Birazdan şutlayacağım seni Ahmet, arabana LPG taktırdın mı bunu da artık merak etmiyorum.

Canım acayip sıkılıyor Ahmet, çünkü hala şiir yazamıyorum. Çünkü hala çok iyi şiirler yazıyor insanlar. Ve çünkü hala zihnimin bir yerlerinde acayip janjanlı kelimeler gezinirken, kaleme dökülen her şey 23 Nisan’da okuduğum şiirlerden daha vasat. Bu arada sana şiir yazdım geçenlerde. Neden yaptım bunu bende bilmiyorum. Bir insan Ahmet’e neden şiir yazar? Hayır, asıl soru bu değil. Bir insan niçin ‘şiir’ yazar? Bu evet. Belki de bu. Bunun cevabını bulduğumda belki yazdıklarım şiir, şiirlerin hepsi yazdıklarım olur.

Şiir sancısı çekip hikâye yazan, şiir diye başlayıp en acısı bol damardan arabesk müzik sözlerininhalt edeceği nitelikte sözler yazan bizler; Şiir’i yazamaya yazamaya öleceğiz. Biliyorsun öleceğiz değil mi Ahmet. Neyse Ahmet neyse, sen şiir de sevmezsin zaten.

Yazamıyoruz, evet. Yazıyoruz da şiir olmuyor. Her şey oluyor. Ama şiir değil işte. Belki bir gün olur. Ama bugün değil.

Şiir demişken;

-Şiir kitapları artık çok satıyor diyorlar abi, seninki kesin az satmıştır. Çünkü iyi şiirler hep az satar. Yakışıklılar da şiir yazmaz haberin vardır bundan eminim. Bir insan yakışıklıysa şiir yazmıyordur. Ya da şöyle; onların yazdığı şiir değildir. Yakışıklıkların sevgilisi olur, bizlerin ise Şiir’i. Senin yazma sancın şiir olmuş. Hem de nur topu gibi. Sen yaz, biz yazamadıkça okuyalım.

-Çay da var ama sana oralet istedim;

Sonra sonra öğreniyor insan bir kaldırımdan da yol sorabileceğini (syf 9)

Bu arada bir şeyler yazmak için yeterince acı, bazen de ölmek gerekiyor-imiş;

almadığınız tüm kürt börekleri bile geride kalacak: hayatta
simdi ben size "ben aslında bir kere öldüm, çok güzeldi" desem
bunu denemezsiniz değil mi?
(syf 13)

-Fazlalıklardan kurtuluyoruz, senin film işi ne oldu abi;

kurtulmam gerekiyor üstelik hayatınızı değiştirecek mobilyalardan (syf 17)

-Sen hiç armut yedin mi abi, armut sadece bir meyve değil bil istedim;

ey hazirun, ey ins ve cin bizi koruyup kollayan ne varsa, işte siz
bu halının ucundan kan akıyor, kimseler bilmesin,
aşura dersem çıkmayın kalın hep orada
şair dersem uzatın başınızı, kimseler bilmesin sinik bir gece şarkısı olduğunuzu
çünkü, çok üzgünüm, bir melek görmeyi umarak başlamıştım her şeye,
çok üzgünüm
(syf 21)

-Abi, Ahmet LPG takmadı hala arabasına ve kilometre çok olunca araba değer kaybeder diye iki yıl öncealdığı arabaya hala binmedi, Ahmet iyi biri abi;

belki de şunu demek istiyorum; dünyanın bir namaz ferahlığına ihtiyaç var (syf 25)

-Deli şeyler geçiyor içimden ve zaten çok ta akıllı sayılmam. SSK yerine keşke şiir-invar mı diye sorsalar kız isteme merasimlerinde. Belki o zaman bazı güzel insanlar bırakırdı bu kadar çok sigara içmeyi. Belki o güzel insanlar iğrenç metinlerdeki paragrafta anlam sorularının altına küfürler saydırmazdı bu kadar;

yani eskiden yazıyor olsaydım bu şiiri,
şiir bana eskiden yazdırılmış bir şey olsaydı
biri bana şiir yazdırsaydı belki ben de artist olurdum kızlara göz süzerdim
(syf 28)

-geçen bir rüya gördüm abi, Zarifoğlu sakallarını kesmiş. Kuşlara şiir atıyor. Sakalımı kestim. Bir erkek sakalını kesmişse ya SSK’lı bir iş bulmuş ya da delirmiştir. Sakallarımı kaybettim hükümsüzdür. Zarifoğlu’nu tanımasaydık belki biz de popüler olurduk. Olurduk abi. İnan olurduk. İçimizdeki geyikleri vurup öldürmeseydiler, bir hayalin en hayali sahnesinde, olurduk;

bir çiçek bulup onu çoğaltıp, bir şiir bulup onu kendime ayırıp
kanunsuzluklar yapıp, aynalar kırıp, uğursuzluk bunun neresinde,
zaman kötü ve dedeler, mesela Zarifoğlu’nun elinden tuttuğu dedeler
terkedip gitti bizi
(syf31)

-Bugün biriyle tanıştım, tam da şiir yazıyordum üstelik. Kalemi yoktu ama onlarca kitap yazmış kendisi. Hiç kalem kullanmadan, hiç kelime kullanmadan, onlarca kitap yazmak nedir, bir düşün abi. Çay içtik, bir daha içtik, sonra bir daha. Çok çay içtik, çünkü helal idi çay hala;

burada bir şair ölüyorsa, bir yağmur başlıyor burada(syf35)

-Bu gün biriyle tanıştım, evet. Üç kitap hediye etti bana. Oysa bir cümle kurmuştu sadece. ‘’Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i terk’’;

huzur efendim. birazcık huzur
yalnızca bu
(syf 37)

-“Evlenince şiir yazabilir mi insan?’’ diye saçma bir soru takılıyor aklıma. Bir insan hem şiiryazıp hem nasıl evleniyor? Bu nasıl oluyor? Ben gördüm. Gördüm ben, evet. Bir insan, hangi insana şiiryazmışsa, o insan hep başkasıyla evleniyor. Öyle oluyor. Ve bu gerçekten korkunç bir şey… Neyse diyorum abi, neyse. Zaten rüya görmeyi de terkettim ben;

duvara ellerini dayayıp, hafifçe eğilerek "buyrun" diyor bizimkiler
mini etekli sekreterleri ve ağarmış kıllarıyla hacca giderek
eşe dosta hurma ve çocuklarına Tayvan malı oyuncaklar getirerek
"cennete" diyorlar durmadan "artık gideriz değil mi"
Nah gidersiniz demek geçiyor içimden: cennetin kapısı sizin için yapılmadı
(syf 41)

-Uyusak diyorum. Hani uyusak artık biz de. Belki bir melek bize deüfler. Annem sigara içenlere melekler yanaşmaz demişti. Kesin bu yüzden. Evet evet, bu yüzden;

aslında var ya, harcarlar beni; çünkü harcamayan şey kutsal değildir
ve "ben olsaydım" derler, asla ben olmayı beceremedikleri halde
(syf43)

Ablam Uzak Ülkede
İsmail Kılıçaslan
Birun Yayıncılık
(Başka Kitaplar)
İstanbul-Mayıs 2003
(2003 Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü)

Enes Can - 01.06.2016

,

980

Enes Can Hakkında

Enes Can
Yorumlar
  • Abdurrahman 2016.06.01 18:02

    Tebrikler

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin