Konuşan Şiirlerin Anlattığı

Konuşan Şiirlerin Anlattığı

Konuşan Şiirlerin Anlattığı

30.07.2020 - Necla Dursun
Konuşan Şiirlerin Anlattığı

Siz hiç konuşan şiir gördünüz mü? Bir romanın replikleri gibi... Bir film sahnesinin diyalogları gibi... Komşuların camdan cama sohbet etmesi gibi... İki muhabbet kuşunun usanmaksızın ötüşmesi gibi... Ben görmemiştim, ta ki “Parçlanan Ruhlar” isimli şiir kitabını okuyana kadar.

Söz konusu eser, Goran Simiç’indir ve orjinal adı “Rastakanje duse” dir. 2016 yılında dilimize kazandırılmıştır. Yazar Bosna Hersek Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde ceza hukuku profesörü olarak görev yapmakla birlikte dünya çapındaki savaş mağdurlarının durumunu iyileştirmek için çaba sarf etmektedir. Çeşitli üniversitelerde eğitim veren yazar ülkemizde de bulunmuş ve İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde ders verirmiştir.

Saraybosna ile ilgili bir şeyler okumak, yazmak bana daima çok zor gelmiştir. Ancak Bosna Savaşı'nın tüm dünyanın seyirci kalmayı seçtiği yakın geçmişin kara lekesi olması gerçeğinin görmezden gelinme ihtimalinin gerçeklemesi korkum ve yazarak ölümsüzleştirilmesi gerektiğine olan inancım bu zorluğa göğüs germeme sebep oluyor. Bu durumu bilen bir kitapdostu tarafından Goran Simiç’in “Parçalanan Ruhlar” isimli Bosna Savaşına ait şiirlerin yer aldığı kitabı armağan etti bana. Ne de iyi etti.

Kitabın konusu; Bosna Savaşı esnasında toplama kamplarında tecavüz edilen kadınlar. Bangladeş, Vietnam, Irak, Afrika’daki kadınlar gibi... Savaş esnasında tecavüze uğramış diğer kadınlar gibi... Fiziksel ve psikolojik olarak örselenmiş, cinsel şiddete maruz kalmış mağdurların yaşam öykülerinden ve kaderlerinden ilham alarak yazdığına kitabın "Teşekkür" bölümünde değinen yazar, anlatılamamış, yumru gibi boğaza dizilen acıları yazdığını söylemektedir. Yaşadıklarına rağmen sessiz kalmak zorunda bırakılmış, bir anlamda artık yaşamayan isimsiz kadınların acılarıdır yazmaya çabaladığı. İnsan olduğumuzdan utanç duyuracak kadar şiddeti akıl sağlığını yitirme pahasına yaşamış kadınlar, bu gün o günlerin ruhsal mirasının yüküyle nefes almaya çalışsa da Bosna Savaşı’ndan geriye kalan bir enkaz da diyebiliriz onlar için.

Bilal Can “Kebikeç” isimli kitabında; “Şair sayısınca şiir tanımı vardır. Herkesin bir şiir tanımı vardır fakat herkesin verdiği tanıma uygun bir şiiri yoktur.” demektedir. (1) Bu noktadan hareketle diyebilirim ki; şair Goran Simiç’in bir şiir tanımı var mı bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki; "kendine göre bir şiiri" var. Hem de mısraların birbiriyle iletişim kurduğu, adeta karşılıklı konuştuğu bir üslupla...

“Başlık bize göre bir girizgâhtır. Okuru selamlama ve metne dâhil etmek için ön koşuldur. ”der Bilal Can aynı eserinde.(2) Bu önemli husus Goran Simiç’in şiir kitabında biraz farklı zuhur etmiş. Şiirlerin kendine has başlıkları yok. Kimin duygularını içeriyor ise onun ağzından kurulmuş cümlelere “Kadın” “Asker” “Koca” “Oğul” “Öğrenci” “Kız” “Oğul” gibi başlıklar verilmiş. Bir bakıma bir tiyatro oyunu metni gibi. Şiirde aktör “Kadın” ise onun aklından geçenlerin, kalbinde hissettiklerinin bulunduğu şiirin başlığı: “Kadın” Aynı durum “Asker” için söz konusu ise o şiirin başlığı: “Asker”.

Böylesi başlıklar taşıyan şiirlerin diziliş sırası da bir film senaryosu akışında. Örneğin; “asker” in düşündükleri, hissettikleri, görüşleri, cevap aradığı soruları diğer karakterlerin isimlerini taşıyan başlıklı şiirlerde yanıt buluyor, karşılık görüyor. Bu durum sadece "Asker" başlıklı şiirler için değil tüm diğer karakterlere ait başlıkların olduğu şiirler için geçerli. Daha iyi anlatabilmek için örnek vermek gerekirse:

Kadın

Ne kocamın, ne ailemin ne de komşularımın gözlerine nasıl bakabilirim.

Kesinkes, herkes biliyor.

Nasıl yaşayayım böyle?

Kesinkes, herkes yeterince kendimi savunmadığımı ve direnmediğimi düşünüyor.

Bekli de bunu istediğimi de?

…..

Bir yerde onu yakaladılar.

Mahkemeye çıkartacaklar onu.

Ve bizden hikayelerimi anlatmamızı isteyecekler.”

(3)

“Asker

Beni nasıl buldular acaba?

Savaşta neler olup bittiğini hala hatırlayan var mı?

Kimin kimi öldürdüğünü?

…..

Benden daha kötü yüzlerce kişi var.

Diğerlerinin yaptığını yaptım ben.

Olup bitenleri kim hatırlayacak?

Hatırlamak da istemiyorum.

Her şey geçmişte kaldı.

Ben şu anda sıradan bir insanım.

Ailem var, çocuklarım var.

….

Beni mahkum etmelerine izin veremem.”

(4)

Koca

Komşularımız biliyorlar mı?

Arkamdan gülüyorlar mı?

….

Bir de “benim” oğlum diyor.

Bu kadar mı rezil etmeliydi beni?

En azından hamile kalmaması için bir şey yapamaz mıydı?

Aptal kadın milleti!

….

Şimdi bütün bunları yaşamlıyım.

Bu sonu olmayan aşağılamayı.

Bu kamptan sonraki kampı.

Yaşadığım sürece taşıyacağım utancı.”

(5)

Oğul

Normal bir okula gideyim.

Normal çocuklarla.

Benimle dalga geçemeyeceklerin olduğu bir okula.

Ve anneme hakaret etmeyenlerin olduğu bir okula.”

(6)

Öğrenci

Bize ekonomi, fabrikalar lazım.

Çalışalım, mala mülke sahip olalım.

Sonsuza kadar geçmişte yaşanamaz.

Geleceğe dönüp o savaşı da arkamızda bırakmalıyız.

Mahkemeler onu çözer.

……..

Ve artık şu televizyonun sesini kıssalar.

Bu gürültü içinde sınavlarıma nasıl hazırlanırım?”

(7)

İşte böylece ilerleyip giden bir şiir kitabı vardı masamda.

Şiir kitaplarını sadece okunacak cümle adedi olarak algılarsanız okumayı kısa sürede bitirilebilir. Belki de birkaç saat içinde. Ancak yazıların derinliği ve içerdiklerini hissederek okunursa yaşanan duygu fırtınası kısa sürede okumaya engel olacaktır. İşte bu şiir kitabı öyle bir kitap oldu benim için. Birkaç sayfada bir durup okuduklarımı zihnimde demlemem gerekti. Bu durumun sebebiyse; andaki fotoğrafa, geçmişte yaşananlara, gelecekten beklenen ve beklenemeyenlere dâhil olmuş tüm aktörlerinin penceresinden bakmak denilebilir. O öyle bir pencere ki bir yanı gün gibi aydınlık, bir yanı zifiri karanlık.

Parçalanan Ruhlar

Goran Simiç

Okur Kitaplığı

128 syf

(3) syf:13-14-15

(4) syf:16-17

(5) syf:20-21

(6) syf:23

(7) syf:25-27

(Kebikeç – Bilal Can- İzdiham Yayınları )

syf:27 ve 32

syf:17

Necla Dursun - 30.07.2020

,

763

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans’ını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans tezini yazarak tamamlamıştır. İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin